Sosyal Yorgunluk
- harmonikulup
- 4 Mar
- 3 dakikada okunur
Sürekli “mış gibi” görünmenin bedeli...
Arkadaşlarınızla birlikte katıldığınız bir etkinlikten çıkıyorsunuz. Sosyal açıdan verimli geçti akşamınız. Arkadaşlarınızla sohbet ettiniz, güldünüz, eğlendiniz. Herkes memnun ayrıldı etkinlikten. Aslında siz de...
Ama eve geldiğinizde üzerinizde anlaşılmaz bir ağırlık hissettiniz. Hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Hatta hiçbir şey hissetmek istemiyorsunuz.
Derken bir zaman sonra; başkalarının, başka seslerin, onların duygularının ve düşüncelerinin zihninizi ve kalbinizi yorduğunu hissetmeye başladınız.
Bu izolasyon ihtiyacını gösteren bir alarm değil. "Asosyallik" kelimesi de yaşadığınız şeyin karşılığı değil. Peki, bu ne ki şimdi?
Ne olacak, sevgili dostlar? Olsa olsa sosyal performans yorgunluğudur.
Nedir Bu Sosyal Yorgunluk?
Sosyal performans yorgunluğu; bir sosyal ortamda gerçek hislerimizi, düşüncelerimizi ya da ihtiyaçlarımızı geri planda tutarak sürdürdüğümüz uzun süreli 'sahneleme davranışının' yarattığı zihinsel ve duygusal tükenmedir.

Goffman'ın 1959'da ortaya koyduğu Dramatürjik Model, sosyal hayatı bir sahne olarak tanımlar. Goffman’a göre hepimiz sosyal yaşamımızda belirli roller üstlenir, ortama ve içinde bulunduğumuz sosyal çevremize uyumlanmak için performans sergileriz. Bu kaçınılmaz, gerekli ve gereklilik çerçevesinde sağlıklıdır.
Popüler psikolojinin bağlamından koparıp literatüre soktuğu buna yakın bir kavram olan 'duygusal emek', Arlie Hochschild tarafından 1983'te tarif edilmiştir (Tabii ki iktisat terimi olarak değil).
Hochschild, sosyal roller gereği gerçek hislerimizin dışında hisler sergilemenin ruhsal olarak yorucu olduğunu söylemişti. Araştırmalar, Arlie ablamızı haklı çıkarmaktadır sevgili dostlar. Araştırmalar, uzun süreli duygusal emeğin tükenmişlik, kendine yabancılaşma getirdiğini ve psikolojik iyi oluşta anlamlı düşüşe yol açtığını tutarlı biçimde ortaya koymaktaydı.
"Sahne uzadığında aktör rolü değil, kim olduğunu unutmaya başlar."
Kurt Lewin (Modern Sosyal Psikolojinin Kurucusu)

Kimler Kurban?
Yüksek empati kapasitesine sahip bireyler, toksik pozitif olanlar, sürekli onay ihtiyacı duyanlar, 'güçlü' görünmeye çalışanlar, mesleki rolleri gereği sürekli pozitif tutum sergilemek zorunda hissedenler.
Ama şunu da eklemek gerekir ki bu durum başlı başına kişilik yapısının meselesi değildir. Kültürel baskı, aile dinamikleri ve sosyal normlar da bu sahnede despot birer yönetmendir.
Sinsi Kuşatma
Sosyal performans yorgunluğunun en sinsi yanı, genellikle başarı gibi görünmesidir. 'Başarılı iş toplantıları, herkesin memnun ayrıldığı arkadaş etkinlikleri, sosyal yeteneklere dair alınan iltifatlar…” roller sistemini aktif tutar ama kişinin kendisini değil...
Buradaki zorlantıya neden olacak olan unsur şudur; özgünlük.
Heidegger'in 'herkes böyle yapar' dediği kalıplara bağlı davranma zorlantısı tarafından yutulmak. Kendi sesimizin giderek daha az yer bulduğu bir iç dünyada başkalarının sesi baskın olur.
Belirtiler çoğunlukla fiziksel görünür, sosyalleşme sonrası baş ağrısı, kronik yorgunluk, hafta sonları derin bir kapanma isteği, bazı ortamlardan önce ve sonra hissedilen yoğun kaygı. Ancak bu belirtilerin duygusal kökü çoğu zaman belirsizdir. Kuşatmanın sinsiliği de budur.
Ne yapılabilir?
Burada önemli bir durumun altını çizmek gerekli sevgili dostlar… Sosyal performans yorgunluğunun çözümü sosyal ortamlardan kaçmak değildir. Çözüm, kendiniz olabildiğinizi sosyal ortamları fark etmek ve o alanı genişletmektir.
Öze Dönüş
Sosyal etkinliklerden sonra bir 'geri dönüş ritüeli' oluşturun. Yoğun sosyal etkileşimlerden sonra kendinize küçük bir yalnızlık penceresi açın. Ortamdan kaçmak değil de sahneyi kapatarak gerçek benliğinize dönmek için verilen bilinçli bir seçim olarak düşünün.
Tetikleyiciler
Tetikleyicilerinizi tanıyın. Hangi ortamlarda, kiminle, hangi koşullarda kendinizi en çok 'performans içinde' hissediyorsunuz? Bu soruların cevabı, yalnızca yorgunluğu değil, cevabın altındaki ihtiyacı da gösterir.
Test edin.
“Yeterince ile mükemmel” arasındaki farkı pratikte test edin. Unutmayınız ki; her sosyal ortam tüm ihtiyaçlarınızı karşılamayabilir. Hangi ortamda verebileceklerinizin ve alabileceklerinizi dengeli ve sürdürülebilir olduğunu belirlemek, hem onarıcı hem de sağlıklı bir sınır pratiğidir.
Alan ve Zaman Açma
Kendiniz olabildiğiniz en az bir ilişki alanına zaman ayırın. Duygusal deneyimlerimizin güvenli bir ilişki içinde doğrulanması, en güçlü iyileştirici etkenlerden biridir. Yanında rol yapma gereği duymadığınız, yargılanmayacağınızı bildiğiniz, tüm maskelerinizi çıkarabildiğiniz bir insan… egonuza, ruhunuza ve yaşamınıza huzur katacak, dinlendirici olacaktır.
"Sosyal yorgunluğun panzehiri 'kendin' olabildiğin yerde olmaktır."
Cemal M. Bulut :)
Son söz
Sürekli idaelize ettiğim şeylere 'uygun versiyonumu' sahneye koymak zorunda olduğum bir dönem olmuştu sevgili dostlar. Sosyal yorgunluk içerisinde olduğumu fark etmiştim. Sosyal çevremi az insan öz insan mottosuna sığınarak küçültmüş, arkadaş ortamımda aşırı ben odaklı ve aşırı faydacı arkadaşlarımı hayatımdan çıkarmıştım (yani herkesi).
Neredeyse iki sene süren sosyal izolasyondan sonra küçük adımlarla, yeni tanışıklıklara açıldım. Birkaç güvenli sosyal ortamda maskelerimi indirmeyi denedim. Altı ay sonra hayatımın aşkına rastladım, bugün en değer verdiğim dostum ve sevgilim, o maskesizliğin ödülü oldu bana. İş toplantılardan çıktığımda yine yoruluyordum. Ama artık eve geldiğimde hissiz değildim. Ruhum doluydu. Sadece zihnen ve fiziken yorgun oluyordum.
Bu küçük ve basit bir hikaye gibi gelebilir size. Ama benim için mucizevi deneyimlerin başlangıcıydı işte. Tükenmişlik ve sosyal beslenme arasındaki fark, özden kopukluk ile öz sevginin farkı kadar büyüktür. Benim hikayem de tam olarak böyle…
Başkaları maskeli ya da maskesiz sizi kim sanıyor, bu sizin için belki önemlidir, belki de değildir ama her ikisinin dengede olması gerektiği bir gerçektir… Ancak; siz kim olduğunuzu biliyorsanız ve kendinizi en azından yakın çevrenizi oluşturan insanlarla yaşayabiliyorsanız, bu dünyada sizi tükecebilecek herhangi bir sahne ve senaryo yoktur.
Okuduğunuz için teşekkürler.
En az kattığınız değer kadar değer göreceğiniz sosyal beslenmeler diliyorum hepinize.
Görüşmek üzere
Cemal M. Bulut




Yorumlar