Bir Çocuk Neden Katil Olur?
- harmonikulup
- 2 saat önce
- 7 dakikada okunur
Sevgili dostlar,
İki gündür boğazımızda cam kırıklarıyla korkunç görüntülere şahit oluyoruz. Okul koridorlarında yankılanan dehşet verici şiddet, çocukların birbirine, yaşıtlarına yaşattığı o akıl almaz vahşet hepimizin kanını dondurdu.
Bir suçlu arıyoruz. Ekranda dönen mafya dizileri, şiddet içerikli bilgisayar oyunları, "psikopat" doğmuş çocuklar...
Size klinik odasının ardından, en acı ve en çıplak gerçeği söyleyeyim: Hiçbir çocuk katil ya da psikopat olarak doğmaz.

Çocukluk döneminde bireye konabilir "psikopati" tanısı yoktur. Ama çürümüş bir sistemin kendi günahlarını örtmek için uydurduğu, bilime aykırı ve korkakça yaftalamalar her zaman vardır. Sosyal medyaya baktığımızda gördüğümüz tek şey yaftalama... Oysa karşımızdaki tabloyu basit bir "cinnet" veya "akran zorbalığı" olarak görmemeliyiz.
Çünkü bu durum, toplumu çoktan dağıtmış olan sistematik bir enkazın sonucudur. Eğer bir çocuk okula silahla giriyorsa, yaşıtlarına kurşun yağdırıp, bıçak çekiyorsa, öfkesini kontrol edemeyerek hareket edecek noktaya geliyorsa… orada sadece bir çocuğun suça yöneldiğinden bahsedemeyiz.
Bu kahredici olayları; sığlaşmış, sıradan gazete manşetleriyle, "canavar çocuk" edebiyatıyla açıklayamayız. Karşımızda cinayet işleyen bir çocuk var. Ve o çocuğun arkasında, onu görmeyen bir aile, onu sadece bir sınav notu olarak gören bir eğitim sistemi, ona sahip çıkmayan bir toplum, çürüyen sosyoekonomik ve sosyokültürel bir zemin var. Çocuğun elindeki kan, bu toplumun her bireyinin üstüne sıçramıştır.
Çünkü orada yalnız bırakılmışlığın, duyulmamışlığın ve görülmemişliğin çığlığı vardır… Orada paramparça olmuş sistemler silsilesi vardır. Biz de yetişkinler olarak bu sistemin hem oluşturucusu hem de parçasıyız.
Dolayısıyla bu yazı “kötü çocuk-suçlu çocuk” meselesi anlatmayacak. Bu yazı sistemin çarkları arasında parçalandığı için yetiştirilememiş çocukları anlatacak.
Yanlış Sorular - Yanlış Cevaplar
Bu tür olaylardan sonra hep aynı sorular sorulur:
“Bu çocuk psikopat mıydı? Oyunlar mı etkiledi? Ailesi nerede hata yaptı?”
Bu soruların çoğu yanlış cevaplanıyor. Dolayısıyla gerçeği değil, çözüm bulmayı değil, sorumluluğu üstünden atmak için suçlayıcı bir konfor alanı yaratıyor. Çünkü “psikopat çocuk” dediklerinde mesele onlar için kapanır. “Mafya dizileri neden oluyor bunlara.” dediğinizde meselenin kendisi basitleşir. Çünkü gerçekler aslında daha da rahatsız edicidir.
Eğer bir çocuk bu noktaya geldiyse… ailesinden topluma, oradan politikaya kadar birçok şey uzun zamandır yanlış gidiyordur. Ve bu gerçekler yıllardır bağıra çağıra gözümüzün önündeyken bireysel olarak kimse buralara bakma zahmetine girmemiş demektir.
Bir Çocuk Neden Öldürür?
Bir çocuk bir anda şiddet üretmez. Şiddet insan denen varlığın biriktirdiği öfkenin patlaması şeklinde ortaya çıkar.
Albert Bandura “İnsan davranışı öğrenir.” demiştir. Çocuk şiddeti görürse… şiddeti öğrenir.
Şiddeti model alırsa… şiddete yönelir.
John Bowlby “Çocuk için en temel ihtiyaç güvenli bağlanmadır.” demiştir. Yani mesele sadece çocuğun ne gördüğü, ne öğrendiği de değildir. Çocuğun neyle bağ kurduğu da önemlidir. Sevgiyle bağ kuramayan çocuk, şiddetle bağlanmaya açık hale gelir..
Sevgiyle bağ kuramayan her çocuk, kendini güvensiz hisseder. Duygularını düzenleyemez. Dolayısıyla öfkesi çoğalırken empati kapasitesi daralır. Belki de hiç gelişmez. Ve bir noktada çocuk “Duygularını nasıl taşıyacağını, nasıl yansıtacağını bilemez hale gelir.” Tıpkı yetişkinler gibi…
James Garbarino’nun "Kayıp Çocuklar Çalışması" (Lost Boys) adlı sarsıcı araştırmalar “Neden bazı çocuklar şiddete yönelirken diğerleri yönelmez?” sorusuna cevap verdi. Ve bu cevap "psikopati" değildi dostlar. Cevap “Kırılganlık” oldu.
Lonnie Athens, suçlularla yaptığı çalışmalarda "Şiddetleşme Süreci" (Violentization) kavramını ortaya attı. Athens'e göre bu süreç; çocuğun önce şiddete maruz kalması (veya şahit olması), sonra kendini savunmasız hissetmesi, ardından bu travmatik savunmayı örtmek için "korkulan kişi" olmaya karar vermesiyle başlamaktaydı. Cezaevlerinde çocuk suçlularla yaptı bu çalışmayı Lonnie Athens.
Ortada bir suç, acı bir katliam vardır. Faili çocuktur. Kurbanı da akranları ve öğretmenleridir. Ama yine de bu çocuğu "psikopat" diyerek kenara atmak yerine, o çocuğun, derin bağlanma yaraları almış, travma biriktirmiş, "Ben buradayım ve acı çekiyorum" çığlıkları duyulmadığı için sesini şiddetle duyurmaya karar vermiş bir enkaza dönüştüğünü anlamak zorundayız.
Şiddet, güçsüzlerin gücüdür. Kendini var edemeyen çocuk, yok ederek var olmaya çalışır. Bunu görmek, anlamak ve bir daha böyle acı verici bir şeye şahit olmamak için doğru önlemler almalıyız.
Aile Unsuru
Bir çocuk, en çok evde öğrenir. Bir çocuk, en çok evde maruz kalır. Sevgiye ya da sevgisizliğe…
Donald Winnicott “yeterince iyi ebeveyn” kavramını ortaya atmıştır. Yeterince iyi olan “yeterlidir” demektir arkadaşlar. Çok iyisi, mükemmeli olmaya gerek yoktur.
Bugün birçok çocuk, fiziksel ihtiyaçlarının karşılandığı ortamda duygusal ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa “yeterince iyi” olandan, yani "yeterli" olandan söz edemeyiz.
Evin diğer üyeleriyle duygusal bağ yoksa, iletişim yoksa, ilişki yoksa, bunların yerine TV ekranları, tablet ve telefon ekranları varsa, kontrol varsa, yönetim varsa çocuk kendini var edemez. Değersiz, yetersiz, amaçsız, yönsüz hisseder. Ve bu duygular en tehlikeli insan duygularıdır.
Gabor Maté “Modern ebeveynlik, çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılayıp (özel okul, marka ayakkabı, harçlık) onu duygusal olarak yapayalnız bırakmaktır.” demiştir.
Çocuğun önüne tableti, telefonu koyup, onunla sağlıklı bir bağ kurmayan anne-babalar, o çocuğun ruhunda bir daha kapanmayacak devasa boşluklar bırakırlar. Çocuğunun notlarıyla ilgilendiği kadar onun neye öfkelendiğiyle, neden korktuğuyla, kendini nasıl hissettiğiyle ilgilenmeyen bir aile; o çocuğun şiddete giden yoldaki ilk ve en büyük terk edişin haritasını çıkarmışlar demektir.
Eğitim Sistemi
Görmeyen, duymayan, hissetmeyen ve anlamayan bir sistem bizim eğitim sistemimiz.
Sorayım size; Günümüz Türkiye'sinde eğitim sistemi, çocuğu bir birey olarak mı görüyor yoksa “sınav performansı” olarak mı?
Sınıflar kalabalık. Öğretmenler yorgun. Rehberlik sistemi yok denecek kadar zayıf. Ve eğitim sistemimiz çocuğun iç dünyasına göre düzenlenmiş bir sistem değil.
Bir çocuk öfkelidir. Bir çocuk mutsuzdur. Bir çocuk umutsuzdur. Bir çocuk kırgındır. Bir çocuk istismara uğruyordur, diğeri zorbalığa, diğeri şiddete uğruyordur. Biri yalnızdır, diğeri travmalarıyla baş başa… Ve bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.
Kimse bunu sistematik olarak görmez. Çünkü sistemin ölçtüğü tek şey çocukların sınavlardan aldığı puanlardır. Dolayısıyla bir çocuğun içinde ne olduğunu ölçmez. Ölçülmeyen şey görülmez. Sevgili dostlar işte sistemin göremediği çocuklar, bizim çocuklarımızdır.
Dijital Medya Etkisi
Bu olaylardan sonra ben bile hemen öfkemi kuşanıp “Mafya dizileri bu şiddetin sebebi, silahlı oyunlardan etkileniyorlar, sosyal medyada şiddet içeriklerinden etkileniyorlar.” diyorum. Kısmen haklıyız elbette. Evet, hepsinin de etkisi vardır. Ama gerçek şu ki; bunlar tek başına sebep değildir.
Ve biz insana dair sadece gerçekleri konuşmak zorundayız.
Jean Twenge ve Jonathan Haidt’in geniş çaplı araştırmaları, dijital dünyanın yalnızlık hissini artırdığını, sosyal karşılaştırmayı yükselttiğini ve empatiyi zayıflatabileceğini gösterdi.
Şiddet içerikleri elbette ki kırılgan olan çocuğu etkiler. Sağlam bağlar kurmuş, sevgiyle büyümüş, ebeveynleri tarafından birey olarak kabul edilerek görülmüş, anlaşılmış, kabul edilmiş ve desteklenmiş çocuk, diziler yüzünden, oyunlar yüzünden, şiddet içeriklerini izlediği için şiddete yönelmez.
Ama ebeveynleri tarafından görülmeyen, yalnız hissederek büyüyen, öfkeli, aidiyet hissetmeyen, bağ kuramamış, onaylanmamış, birey olarak değil, anne babanın bir organı gibi büyütülmüş çocuk, her neyle bağ kurduysa onu model alabilir.
Ailesinden yeterli duygusal bakım alamamış olan çocuk, mafya dizilerindeki baş karakteri model alabilir. Böylece şiddete yönelmiş (yönelecek) de olabilir.
Ailesinden yeterli duygusal bakımı alamamış olan çocuk, şiddet dolu oyunlardan etkilenerek şiddete yönelmiş ya da yönelecek olabilir.
Ailesinden yeterli bakımı alamamış olan çocuk, anne ve babasından gördüğü şiddetle şiddete yönelmiş ya da yönelecek olabilir.
Ailesinden sevgiyi almış, sevgiyle bağ kurmuş çocuk, sabahtan akşama kadar mafya dizisi izlese, sağa sola mermiler yağdırdığı oyunlar oynasa, ertesi gün katliam yapmaz. Hiçbir zaman katliam yapmaz. Aklının ucundan bile şiddet uygulamak geçmez.
Politik ve Toplumsal Zemin
Arkadaşlar bu çocuklar bizim çocuklarımız. Çünkü çocuk sadece ailede büyümez. Bir ülkede büyür.
Yoksulluk. Eşitsizlik. Gelecek kaygısı. Kutuplaşma. Toplumsal gerginlik. Bunların hepsi çocukların sinir sisteminde etkilidir. Tıpkı yetişkinler gibi bu unsurların etkisiyle gerilim hissederler.
Philip Zimbardo “Durumlar insanı değiştirir. Ama seçim hâlâ bireydedir.” demiştir. Kötü sistemler… kötü sonuçların zeminini hazırlar. Toplumu yaralayan her durumda kusurlu olan sosyopolitik yapıdır. Ve 25 yıldır bu ülkenin yaptığı seçimler ortadadır.
Yani evet; suç işleyen çocuklar meselesi de politiktir. Tıpkı kadın cinayetlerinde olduğu gibi, doğa katliamlarında olduğu gibi, kadına, çocuğa ve hayvanlara uygulanan şiddet meselelerinde olduğu gibi…
En Rahatsız Edici Gerçek
Bugün toplum olarak şuurumuzu kaybettiğimizin en net göstergesi, sosyal medya kullanıcılarının arasında normalleştirilen şeylerle yüzümüze çarpıyor.
Bir kadın öldürüldüğünde “O saatte orada ne işi varmış? O adamın evinde ne işi varmış?” diyen insanlar vardır. Bu insanlar toplumumuzun bir parçasıdır. Tıpkı öldürülen kadınların faillerini akladığından ve suçu meşrulaştırdığından haberi olmayan insanlar gibi hakaret, zorbalık, küçümseme, aşağılama, nefret dili normalleşmiş durumda.
Televizyonda mafya hikâyeleri yüceltiliyor. Suçluların gücü övülüyor. Bu güç, bir baskı unsuru olarak anlatılıyor. Ve hepimiz bunları izliyoruz.
Siz izlemiyor olabilirsiniz. Ama izleniyor. Reytingler o kadar yüksek ki; her kanalda neredeyse her gün bir mafya dizisi, sokak çetelerinin dizileri yayınlanıyor. Milyon liralarla bütçeler oluşturan yapımlar oluyor bunlar. İzlenmese, değil milyon dolar, beş kuruş vermezler.
Ama sorun şu ki; bu yapımlar sadece izlenmiyor. Aynı zamanda izleyicisi tarafından içselleştiriliyor. İnsanlar izledikleri karakterlerle özdeşleştiriyor kendilerini. Elbette çocuklar da…
Ve çocukların etkilendikleri her bireyi, her karakteri taklit etme davranışı yüksektir. Tüm bunların var olduğu bir ekosistemde çıkıp şaşkınlıkla diyoruz ki; “Bu çocuklar neden bu hale geldi?”
Ayrıca içinde bulunduğumuz iklimde tam olarak Zygmunt Bauman'ın "Ahlaki Kayıtsızlık" dediği cehennemi yaşıyoruz. Güçlünün zayıfı ezdiği, liyakatin değil kurnazlığın kazandığı, mafyanın ve kara paranın rol model olarak sunulduğu bir sosyopolitik iklimde, çocuklara "iyi insan olun" demek iki yüzlülüktür.
Bu iklimde okul koridorlarındaki çocukların birbirine çiçek vermesini bekleyemezsiniz.
İyi Çocuk Yetiştirmek
İyi çocuk yetiştirmek pahalı oyuncaklar almakla olmaz. Çocukları iyi okullara göndermek de iyi çocuk yetiştirmek değildir. Aşırıya kaçan disiplin hiç değildir.
İyi çocuk yetiştirmek, çocukla sevgiye dayalı bağ kurmaktır. İyi çocuk yetiştirmek, çocuğun sözlerini dinlemektir. Anne ve babasına kendini gösterip takdir almak isteyen çocuğu izlemek, görmek ve başaramasa dahi takdir etmektir. Onun duygusunu ciddiye almaktır. İlgi duyduğu şeye ilgi göstermek, merak ettiği şeyi ona öğretmektir. Gözleri dolduğunda ağlayacağını anlamak iyi anne baba olmanın göstergesi değildir. Gözleri dolan çocuğun duygularını anlayan anne baba, iyi çocuk yetiştirme adayıdır.
Çocuklar sadece ve sadece “Ben çocuk değilim, bir bireyim.” der sevgili dostlar. Hem de bunu bir buçuk, iki yaşından sonra yapmaya başlar. Her hareketinde bunu göstermek ister. Evdeki her davranışları “Anne-Baba Beni görün, beni anlayın ve birey olduğumu kabul edin.” demektedir anne babaya.
Ve çocuk, bu bireyselliği alamadığında kendine başka yollar bulur. Bazen bu yollar, maalesef çok ama çok tehlikeli yollar olur.
Bir çocuk şiddet ürettiğinde… aslında "İçimde görülmeyen bir ben var. Ve ben şimdi tüm dünyaya bir 'ben' olduğumu göstereceğim." demektedir. Neyi model almışsa, öyle de gösterecektir.
Çünkü evinde anne babası tarafından görülmeyen her çocuk, bir gün kendini göstermekten vazgeçer. Ve biz o çocuğu dışarıda bir yerde gördüğümüzde deriz ki “Ne kadar da içine kapanık bir çocuk.”
Oysa çocuklar içine kapanık değildir. Duyulmamış ve artık vazgeçmişlerdir. Ama bir gün bir yerlerde belki de bütün ulus görecektir o çocuğu…
Trafikte küfür eden, eşine bağıran, garsonu aşağılayan bir anne-baba; çocuğuna merhameti öğretemez. Çocuk kulaklarıyla değil, gözleriyle öğrenir. Anne ve baba çocuklara vicdan ve merhameti anlatarak öğretemez. Davranarak öğretir. Çocuk anne ve babanın davranışlarından görerek vicdanlı ve merhametli olmayı içselleştirir.
Sevgili dostlar; Bir çocuğu "psikopat" ilan edip hapse atmak, o çocuğu yaratan sistemin işlemeye devam etmesine göz yummaktır. Bugün Türkiye'de, kendi evlatlarımızı birbirini parçalayan katillere dönüştüren bu rezil ve karanlık sistemi yok etmek zorundayız.
Çünkü gerçek şu ki; bir çocuk o silahı, o bıçağı eline alıp katil oluyorsa, o saniyeye kadar o çocuk kendisini işleyen sistemin çarkları içinde darmaduman olmuş, bizler de bu parçalanmışlığı görmezden gelmişiz demektir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Katliamlarda can veren masum evlatlarımıza Allah'tan rahmet, Acılı ailelerine sabır ve güç dilerim.

