top of page

Depresyon Hakkında Her Şey

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 8 Mar
  • 10 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 22 Mar

“Depresyonu yalnızca beyin kimyasıyla açıklamak,

senfonik bir eseri yalnızca nota frekanslarıyla anlatmaya benzer.

Doğru olabilir ama yetersizdir.”

Nörobiyolog Robert Sapolsky


Depresyon konusunu iki yazıyla işleyeceğiz sevgili dostlar. Bu yazımızda Depresyonun tanımını, türlerini ve insan bilimlerinden bakış açılarını sizlerle paylaşacağım. Sonraki yazımızda ise Depresyonda olan kişilere nasıl davranmak gerektiğini, depresyonda olan bireylere rehber niteliği olacak kurtuluş adımlarını kaleme alacağım.


Depresyon Ne Değildir?

Çoğu insan “depresyon” kelimesini çok farklı durumlar için kullanıyor. Kimi kederli ve üzgün hissettiği için kullanıyor, kimi mutsuzluk ve değersizlik hislerine kapıldığı için kullanıyor depresyon kelimesini…


Ve üzücüdür ki; Bu kullanım kargaşası, depresyonun hem küçümsenmesine hem de yanlış anlaşılmasına neden oluyor. Oysa depresyon (gerçek, klinik depresyon), bunların hepsinden daha sarsıcı, daha yıkıcı, daha ciddi ruhsal bir deneyimdir.


Depresyon hakkında konuşmak için önce onu yanlış tanımlamaktan vazgeçmek gerekiyor. Depresyon üzgün olmak değildir. Güçsüz olmak değildir. "Kendini toparlayamamak" değildir. Karakter zayıflığı, irade eksikliği, davranış bozukluğu ya da şükretmeyi unutmak değildir.


Sevgili dostlar, bu yazımızda, depresyona insan bilimlerinin penceresinden bakacağız. Hem onu yaşayanlar için hem de onu anlamaya çalışanlar için...

Depresyon Nedir?

Depresyon, kişinin düşünce, duygu, davranış ve bedensel işlevlerini derinden etkileyen, kronik seyredebilen, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin bir araya gelmesiyle oluşan ciddi bir ruhsal bozukluktur. (DSM-5 Tanı Kriterleri)


Dünya Sağlık Örgütü'ne göre dünyada 322 milyon insan depresyonla yaşıyor. Pandemiden sonraki iki yılda bu sayının yüzde 28 arttığı belirtiliyor.


Türkiye'de Sağlık Bakanlığı tarafından 2023 yılında yapılan Ruh Sağlığı Profili araştırması, 12 aylık majör depresyon yaygınlığını ülke genelinde yüzde 9 olarak saptadı. Aynı raporda görülüyor ki; kadınlarda bu oran erkeklerin iki buçuk katı. Kronik depresyon oranımız ise Avrupa ortalamasının üzerinde, yüzde 10.7.


2024 tarihli Ipsos (AXA) Ruh Sağlığı Raporu'nda Türkiye, yüzde 38 ile 16 ülke arasında ikinci sıraya yerleşti. Her üç kişiden biri en az bir ruh sağlığı sorunuyla mücadele ediyor. Ve 18-24 yaş grubunda bu oran çarpıcı biçimde yükseliyor: Genç yetişkinlerin yüzde 45'i hafif de olsa depresyon yaşıyor.


Bu rakamlar depresyonun yaygınlığını gözler önüne seriyor. Bu da demektir ki depresyon bireysel bir sorun olmaktan çıkıp, toplumsal bir sorun haline geliyor.


Depresyon Türleri (DSM-5 ve ICD-11’e Göre)

Modern psikiyatri, depresif bozuklukları tek bir hastalık olarak değil, bir spektrum olarak ele alır. DSM-5'te "Depresif Bozukluklar" kategorisi altında birbirinden farklı klinik tablo tanımlanmıştır.


Depresyon tek tip değildir. DSM-5 ve ICD-11 altında birden fazla klinik kategori belirlenmiştir. Ve her birinin kendine özgü belirtileri, tetikleyicileri ve tedavi yaklaşımları vardır. Bu çeşitlilik kafa karıştırıcı olsa da depresyon konusunda her kategorinin kendi dili olduğunu ve neler olduğunu anlamak için önce hangi karanlığın içinde olunduğunu bilmek gerekir.


ICD-11 ile DSM-5 ile büyük ölçüde örtüşür. Türkiye'de her iki sistem de klinik pratikte kullanılmaktadır.


DSM-5 Depresif Bozukluklar Kategorisi:
  1. Majör Depresif Bozukluk (MDB)

En yaygın, en iyi tanınan ama en çok yanlış anlaşılan depresyon türüdür. En az iki hafta boyunca neredeyse her gün süren derin çökkünlük ya da anhedoni (zevk alamama) ile karakterize klinik tablodur.


Enerji kaybı, uyku ve iştah değişimleri, odaklanma güçlüğü, değersizlik ve suçluluk duygusu eşlik eder. Şiddeti hafiften ağıra, değişiklik gösterir. Tek bir epizod yaşanabilir ya da yineleyici dönemler olabilir. Bireyi kendi gerçekliğinden ve hayatın gerçekliğinden kopararak ölüm düşüncelerine sürükleyebilir.


Klinik deneyimde görülen üzücü sonlar nedeniyle uzmanlar tarafından önleyiciliği öncelendirilmektedir. Tedavinin en önemli aşaması öncelikle intihar düşüncelerini yok etmektir. Aşağıda yazacağım tanı kriterlerinden en az beşinin iki haftadan uzun süre, günün büyük bir bölümünde ve her gün tekrarlaması halinde klinik (Psikiyatrik) müdahale gereklidir.


Majör Depresif Bozukluk DSM-5 Tanı Kriterleri:

  • Sürekli çökkün, karamsar (ya da umutsuz) duygu durumu,

  • Eskiden zevk alınan şeylerden artık zevk almamak (anhedoni),

  • Belirgin kilo kaybı ya da artışı, günden güne değişen iştah değişimleri,

  • Psikomotor ajitasyon ya da yavaşlama, öfke patlamaları,

  • Yorgunluk ve enerji kaybı, yataktan çıkma isteğinin hiç olmaması,

  • Değersizlik ya da aşırı, uygunsuz suçluluk duygusu,

  • Düşünme, odaklanma ve karar verme güçlüğü, Ya da aşırı düşünceler, bu düşünceleri kontrol edememe,

  • Yineleyici ölüm düşünceleri ya da intihar düşünceleri/girişimi.


Bu belirtilerin MDB olarak tanıya neden olması için, kişinin işlevselliğini bozması ve başka tıbbi bir durum ya da uzun süreli, kesintisiz madde kullanımına bağlı olmaması gerekir.


  1. Süreğen Depresif Bozukluk (Distimi)

Yıllar içinde insanın içine işleyen, "hayatın böyle" olduğuna inandırarak zorlayıcı duygular büyüten karanlık dönemdir. En az iki yıl boyunca (çocuklarda bir yıl) süren, MDB’ye göre daha hafif ama kronik bir depresif tablodur. (Majör depresyon daha şiddetlidir.)


Distimi çoğunlukla tanınmaz ve hatta genelde tedavisiz kalır. Kişinin bu hali 'kişiliğinin bir parçası' olarak içselleştirmiş olması olasıdır. “Ben melankolik bir kişiliğim.” ya da “Depresif bir yapım var.” kabullenişine neden olur. Bu nedenle en çok görmezden gelinen depresyon türüdür.


Nedeni basittir; Kişi çökse de ayağa kalkar, ilişkilerini, işlerini, yaşamını sürdürür. Bunları sürdürürken içinde düşük düzeylerde olumsuz hisler, kronik ruhsal yorgunluk, kalıcı bir anlamsızlık zemini bulunur.


Türkiye'de yürütülen kronik depresyon araştırmaları, distimi hastalarının yüzde 60'ının Süreğen Depresif Bozukluk kriterlerini karşıladığını ortaya koyuyor. Aynı araştırmada bu grubun Majör Depresyonlulara kıyasla daha yaşlı, daha düşük eğitimli ve anksiyete ile birlikteliği daha yüksek olduğu görülüyor.


Cemal’in Notu: Distimi, gündüzleri görünmez, çünkü kişi işlevlerini sürdürmektedir. Ama geceleri uyumadan önce zihnini kaplayan düşünceler umutsuzluk ve kederle doludur.


  1. Peripartum Depresyon

Anneliğin gölgesinde saklanan, çoğunlukla utançla örtülen bir ruhsal kırılma halidir. Hamilelik sürecinde ya da doğumun ardından dört hafta ila bir yıl içinde ortaya çıkan depresif tablodur. Doğum sonrası görülen Lohusa depresyonundan (postpartum blues) farklıdır.


Önemli bir farklılıktır dostlar: Lohusa geçicidir, peripartum kalıcıdır. Yoğun kaygı, çocuğa bağlanamama, çaresizlik, değersizlik ve ağır vakalarda çocuğa zarar verme davranışı içerebilir.


Türkiye'de peripartum depresyon hem tanımsız hem de damgalıdır. "Yeni anne oldun, mutlu olmalısın, sorumluluk almalısın" baskısı, lohusa depresyonu olarak görülmesi, bu depresyonun dile getirilmesini zorlaştırır. Oysa araştırmalar, yeni annelerin yüzde 10 ila 15'inin klinik düzeyde peripartum depresyon yaşadığını göstermektedir.


Mutlu olman gerektiği söylenen anda hissedilen mutsuzluk, utanç ve suçluluk hissini güçlendirir. Peripartum depresyon burada gizlenir.


  1. Mevsimsel Depresyon (SAD)

Sonbaharla birlikte içeri çekilen, ilkbaharda yavaşça açılan bir ruhsal yapıdır. Belirli mevsimlerde (çoğunlukla sonbahar ve kış aylarında) başlayan, ilkbahar ya da yazın kendiliğinden azalan depresif tablodur. Gün ışığının azalmasıyla bağlantılı olduğu düşünülür. Aşırı uyku, karbonhidrat isteği, enerji kaybı ve sosyal çekilme en belirgin belirtileridir. Türkiye'de kuzey illerinde ve büyükşehirlerde daha sık görülür.


SAD çoğunlukla "mevsimi sevmemek" olarak düşünülür. Ama klinik düzeyde SAD, kişinin işlevselliğini ciddi biçimde etkiler ve yıllarca yineleyebilir. Işık ve doğa terapisi bu türde özellikle etkili bir tedavi seçeneğidir.

Mevsimsel depresyonun ilginç bir boyutu vardır; Bazı bireyler yaz aylarında da SAD yaşar. Güneş ışığına aşırı maruz kalma, uyku düzeninin bozulması ve sıcaklık, bu grupta tetikleyici olabilir. Yani her mevsim, kendi karanlığını taşıyabilir.


  1. Atipik Özellikli Depresyon

Dışarıya yansıyan bir gülümsemenin ardındaki görünmez yüktür. Tipik depresyondan farkı, duygu durumunun dış olaylara yanıt verebilmesidir. Olumlu bir gelişme geçici olarak ruh halini yükseltebilir ama bu "iyilik" hali uzun süreli değildir. Aşırı uyku, aşırı yeme, kurşun gibi ağırlaşmış fiziksel hisler (özellikle kollar ve bacaklarda), kişilerarası reddedilmeye aşırı duyarlılık, atipik depresyonun ayırt edici özellikleridir. Terk edilme, ayrılık gibi durumlarda intihara eğilim görülebilir.


Atipik depresyon, hem tanınması en zor, hem de en sık yanlış anlaşılan türlerden biridir. İntihar vakalarının ardından çevresi kişilerin "iyi görünüyordu, bir sorunu yoktu" dediği depresyon türüdür. Oysa iyi olma hali bile hastalığın özelliğidir. Maalesef kanıtı değildir. Atipik depresyonun, gülümseme ve neşeli görünümün maskesi arkasında tetikte bekliyor oluşu hem bireyleri hem de çevresindekileri aldatır.


  1. Melankolik Özellikli Depresyon

Daha önce keyif alınan şeylerden artık keyif alamama halidir (Anhedoni). Anhedoninin en şiddetli biçimidir. Artık hiçbir şey zevk vermez (geçici olabilir). Sabah saatlerinde kötüleşme, erken uyanma, belirgin psikomotor yavaşlama ya da ajitasyon, aşırı suçluluk ve iştah kaybı bu tablonun belirgin özellikleridir. Net bir hissizleşme ve duygusal körlük (tüm duygulara karşı) yaşatabilir. Biyolojik kökleri güçlü olan, antidepresana yanıt oranı yüksek bir tablodur.


Melankolik depresyon, William Styron'ın "Görünür Karanlık" adlı anı kitabında çarpıcı biçimde anlatılmıştır. Styron bu deneyimi şöyle tanımlar “Sadece acı değil, acının kendisini bile hissetme kapasitesinin yitirilmesi.”


  1. Psikotik Özellikli Depresyon

Depresyonun gerçeklik algısını yok ettiği ağır tablodur. Şiddetli depresyon üzerine eklenen sanrı (delüzyon) ya da halüsinasyonlarla karakterizedir. Sanrılar çoğunlukla depresif temellidir. "Büyük bir suç işledim, çürüyorum, cezalandırılacağım vb.” gibi düşüncelere kapılmayı sağlar. Bu depresyon türü, acil psikiyatrik değerlendirme ve ağırlıklı olarak ilaç tedavisi gerektirir. Yalnız bırakılmaması gereken, en ivedi müdahale isteyen tablodur.


Psikotik depresyon, hem depresyonun hem de psikozun damgasını taşıdığı için en az konuşulan türlerden biridir. Bu nedenle çok daha tehlikelidir. Bu tabloda kişi sürekli gerçekliğini ve kendini kaybetme riskindedir.


  1. Premenstrüel Disforik Bozukluk (PMDB)

Döngüsel ve öngörülebilir depresyon türüdür. Böyle olması bu tür depresyonu daha az zor yapmaz. Her ay, adet (regl) öncesi bir-iki haftada belirgin duygu durumu dalgalanmaları, irritabilite, anksiyete, depresif belirtiler ve bedensel şikayetlerle kendini gösteren tablodur. PMS'ten (premenstrüel sendrom) daha şiddetlidir ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde bozar. DSM-5'te 2013'te bağımsız bir tanı olarak kabul edilmiştir.


PMDB'nin en büyük trajedisi "Zaten kadınlarda böyle olur." normalizasyonudur. Bu düşünce tablonun tanınmasını ve tedavi edilmesini geciktirir. Oysa PMDB, yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyen, tedaviye de kolayca yanıt veren zorlayıcı bir klinik tablodur.


"Bu durum, adet öncesi hormonlardan kaynaklanıyor" açıklaması, bir kadının gerçek acısını görünmez kılmanın en yaygın yollarından biridir.


  1. Çifte Depresyon

Kronik zeminin üzerine eklenen akut dalga depresyondur ve elbette ki iki kat daha ağır bir tablo ortaya çıkarır. Distimi (Süreğen Depresif Bozukluk) üzerine eklenen Majör Depresif Bozukluk tablosudur. Kişi zaten kronik olarak düşük bir zeminde yaşarken, üzerine bir majör depresif epizod eklenir. Türkiye'de yürütülen araştırmalarda distimik hastaların yüzde 79'una Majör Depresyon tanısı da eşlik etmektedir.


Çifte depresyon majör epizodun üzerine oturduğu kronik zemindir ve bu nedenle bireyin daha ağır çökkünlük yaşamasına neden olur. Ne yazık ki en fazla intihar vakası bu depresyon türünde kaydedilmektedir.


Psikoloji Penceresinden Depresyon

Psikoloji, depresyona zihinsel süreç olarak bakar. Ve orada gördüğü manzara, dışarıdan bakandan çok farklıdır. Psikolojik perspektiften görünenler “bırakma kendini, hadi toparlan.” diyenlerin ağzına kürekle vurmayı gerektirir.


Depresyonda, düşüncelerin içeriği değişmiştir. Ama daha da önemlisi, düşüncelerin biçimi değişmiştir. Ruminasyon, yani olumsuz düşünceleri defalarca tekrar etmek, depresyonun hem belirtisi hem de sürdürücüsüdür. Geçmişe saplanmak, geleceği tehdit olarak görmek, şimdiki anı boş ve anlamsız bulmak, depresyonun kurbanın zihnine inşa ettiği gerçeklik çerçeveleridir.


Zihinsel Depresyon Modeline göre; kişi kendini değersiz görür, dünyayı olumsuz yorumlar, geleceğe olumsuz bakar. Bu inançlar birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Ve bu döngü, dışarıdan "mantıksız" görünse de içeriden son derece gerçeklik hissiyle var olmaktadır.


Düşünsel perspektifin dışında duygusal perspektif de vardır. Depresyon çoğunlukla işlenmemiş duyguların üzerini örter. Kronik üzüntü, bastırılmış öfke, karşılanmamış bağlanma ihtiyacı gibi duygular dışarı çıkamazsa içe döner, büyür ve düşünce kalıplarını sağlıksız hale getirir.


Bu nedenle duyguları bastırmak doğru değildir. Depresyon duygu odaklı psikolojik alanlarda duygusal tıkanıklığın bir tepkisi olarak görür. Tedavi, bu duyguların güvenli biçimde deneyimlenmesi ve işlenmesiyle gerçekleşir.


"Depresyon, acı çekmek değildir. Acı çekme kapasitesini bile kaybetmektir."— William Styron — Görünür Karanlık

Depresyonun en tehlikeli kısmı ise; kendi kendini meşrulaştırmasıdır. Olumsuz hisler “Böyle hissediyorsam böyledir.” gibi bir kabullenme ile olası içsel direnişi yok eder. Oysa bu hislerle doğan düşünceler de zaten depresyonun ürettiği çarpıtmalardır.


Beyin, süreç işlerken kendisi hakkında güvenilir bir bilgi kaynağı olmaktan çıkar. Bireyi ruminasyon içinden önce kendinden, ardında da hayattan kopartma tehlikesi doğurur.


Unutmayın ki sevgili dostlar; Depresyon size kendiniz hakkında yalan söyler. Ve bu yalanı gerçek gibi hissettirmesi, depresyonun ta kendisidir.


Nörobilimsel Çerçevede Depresyon

Nörobilim, depresyona beynin içinden bakar. Ve gördüğü tablo, "bırakma kendini, hadi toparlan" diyenlerin ağzına kürekle vurmayı gerektirir.


Depresyonda en çok belgelenen değişikliklerden biri, prefrontal korteks ile limbik sistem arasındaki iletişim bozukluğudur. Prefrontal korteks karar verme, gelecek planlama, duygusal düzenleme merkezidir ve depresyonda aktivitesi belirgin biçimde azalır. Limbik sistem ise duyuları, hafızayı yöneten ve tehlike algı merkezidir, depresyonda aşırı aktif hale gelir.


Nörobilim Perspektifi depresyon, bir karakter kusuru değil, beynin nöroplastisite kapasitesinin zayıflaması olarak görür. Hipokampus (hafıza ve öğrenme bölgesi) kronik stres ve depresyonda küçülür.


Nörotransmitter sistemleri de derinden etkilenir. Serotonin, dopamin ve norepinefrin (ödül, motivasyon ve enerji sistemlerinin taşıyıcıları) depresyonda işlev bozukluğu yaşar.


Bu nedenle antidepresanlarla bu sistemlere müdahale edilir. Ama önemli bir not; Depresyon yalnızca "serotonin eksikliği" değildir. Bu basitleştirme, hastalığın nörolojik fonksiyonların değiştirmesiyle ortaya çıkan tehlikeleri gizler. Etkili tedaviyle bu değişiklikler tersine çevrilebilir. Klinik tedavi, beynin, bölümleri arasında yeniden sağlıklı bağlantı kurmasını sağlayabilir.


Sosyoloji Penceresi

Depresyon yalnızca bireysel bir deneyim değildir. Toplumsal koşullar onu hem tetikler hem de besler.


Durkheim, 1897'de yayımladığı “İntihar” çalışmasında “Bireysel bir eylem gibi görünen intihar bile toplumsal bağ kopukluğuyla (anomie ile) doğrudan ilişkilidir.” demiştir.


Araştırmalar, sosyoekonomik statü ile depresyon arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteriyor. Gelir düşüklüğü, işsizlik, ekonomik belirsizlik, hem psikolojik baskı yoluyla hem de nörobiyolojik süreçleri başlatarak depresyon riskini artırıyor. Türkiye'de yapılan araştırmalar da bu tabloyu doğruluyor: Ekonomik sıkıntı yaşayan bireylerde depresyon riski çarpıcı biçimde yükseliyor.


Sosyal medya kullanımı ile depresyon arasındaki ilişki, araştırmalarda tutarlı biçimde görülüyor. Başkalarının hayatını izlemek, karşılaştırma yapmak ve "beğenilmek" için yapılan özsunum (kendini, yaşadıklarını, düşüncelerini içerikleştirme, gösterme-anlatma), benlik algısını aşındırıyor.


AXA-Ipsos 2024 araştırmasında genç yetişkinlerin yüzde 52'sinde sosyal medyanın ruh sağlıklarını olumsuz etkilediğini gösterdi. Kaygı ve depresyon en çok görülen etki olarak kaydedildi.


Türkiye'ye özgü bir toplumsal boyut daha var, o da toplumsal cinsiyet rolleri.

Depresyon kadınlarda erkeklere kıyasla 2,5 kat daha fazla görülüyor. Bu fark yalnızca biyolojik değil aynı zamanda sosyolojiktir. Kadınların hem iş, hem ev, hem de duygusal emek yükünü taşıması, duygu ifadesinin kısıtlandığı bir kültürel ortamda yaşaması, toplumsal baskının neden olduğu bu tablonun parçasıdır.


Erkeklerde ise depresyon çoğunlukla maskelenir. "Erkeksin, güçlü olmalısın" mesajıyla büyüyen erkekler, depresyon belirtilerini öfke, alkol, çalışmaya gömülme ya da sosyal çekilme biçiminde yaşar. Tanınmaz. Tedavi görmez. Ve bu görünmezlik, hem bireyi hem de çevresini derinden etkiler.


Unutmayınız ki dostlar;

Depresyon cinsiyet ayrımı yapmaz. Ama bir toplumun cinsiyetlere bakışı yapar...


Ülkemizde ruh sağlığı alanındaki hizmetlere ihtiyaç artıyor. Erişim yetersiz. Ve bu durum, özellikle düşük gelirli bireyleri, kırsal kesimdeki insanları ve depresyonunu kabul etmekte zorlanan bireyleri (özellikle reddeden erkekleri) etkiliyor.


Ekonomik belirsizlik, göç, kentleşme, kuşak çatışması, toplumsal cinsiyet baskısı, sosyal medya, Türkiye'deki depresyon tablosunu şekillendiren önemli etkenler olarak görülüyor. 'Depresyon zayıflıktır, dua et geçer, herkesin derdi var, şükretmesini bil gibi kültürel kodlu yanıtlar, yardım arama davranışını geciktiriyor. Bu gecikme ise kronikleşmeyi ve daha ağır seyretmeyi beraberinde getiriyor.


Görüldüğü üzere sevgili dostlar, depresyon çok boyutlu bir ruhsal sağlık sorunudur. Beyinde başlar, zihni alt üst eder ama sadece bu yaptıklarıyla sınırlı kalmaz. Kişinin iç dünyasını, ilişkilerini, bedenini ve anlam sistemini tahrip eder. Bireyi kendinden ve daha da kötüsü hayattan koparabilir.


Depresyon anlaşılmak zorundadır. Hem kendini depresif hisseden kişi tarafından, hem çevresi tarafından, hem toplum tarafından…


Biliniz ki depresyon insanların değerini azaltmaz. Ama tedavi edilmezse, o değeri görmeyi engeller.


Önemli Not ⚠

İntihar ya da kendine zarar verme düşüncelerine sahipseniz (ya da çevrenizdeki biri). lütfen destek alabileceğiniz kurum ve uzmanlardan hızlıca yardım alın;


ALO 182

Sağlık Bakanlığı ALO Psikiyatri Hattı ve Türkiye İntihar Önleme Hattı bu numaraya bağlıdır. Acil Servis ve Acil müdahale hatları da bu numaraya bağlıdır.


Psikologlarımızla en kısa sürede iletişime geçmenizi sağlayabiliriz.


Unutmayınız sevgili dostlar; Yardım istemek zayıflık değildir.


Okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum.

Bir sonraki “Depresyon” yayınımızda Depresyon halinde neler yapmalı, depresyonda olan yakınlarımıza nasıl davranmalı, ve Depresyonun Tedavisi hakkında bilgiler paylaşacağım. Cemal M. Bulut


Kaynakça & Referanslar

• APA / American Psychiatric Association (2013). DSM-5: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, 5th Edition.

• WHO / Dünya Sağlık Örgütü (2017). Depression and Other Common Mental Disorders: Global Health Estimates.

• Kılıç, C. & Uluğ, Ö. Ş. (2021). Türkiye'de Depresyon Yaygınlığı ve İlişkili Faktörler. Türkiye Klinikleri.

• Erol, N. et al. (1998). Türkiye Ruh Sağlığı Profili Araştırması, Ana Rapor. Sağlık Bakanlığı / Hacettepe Üniversitesi.

• Santomauro, D.F. et al. (2021). Global Prevalence and Burden of Depressive and Anxiety Disorders. The Lancet.

• AXA & Ipsos (2024). Ruh Sağlığı Raporu 2024: 16 Ülke Karşılaştırmalı Araştırma.

• Aydin, K. et al. (2025). Türkiye'de Depresif Belirtilerin Yaygınlığı ve İlişkili Etmenler. Türk Psikiyatri Dergisi.

• Beck, A.T. (1979). Cognitive Therapy of Depression. Guilford Press.

• Johnson, S.M. (2004). The Practice of Emotionally Focused Couple Therapy. Brunner-Routledge.

• Frankl, V.E. (1946). Man's Search for Meaning / Anlam Arayışında İnsan. Okuyan Us Yayınları.

• Yalom, I.D. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.

• van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking Press.

• Durkheim, É. (1897). Suicide: A Study in Sociology. Free Press.

• Styron, W. (1990). Darkness Visible: A Memoir of Madness. Random House.

• Kierkegaard, S. (1849). The Sickness Unto Death. Princeton University Press.

• Eurostat (2022). PHQ-8 Based Depression Prevalence: EU and Turkey Comparisons.

• Türkiye Psikiyatri Derneği (2024). Depresyon Hakkında Kamuoyu Bilgilendirme.

• Türkiye Raporu (2022). Çağımızın Hastalığı: Ülkelere Göre Depresyon Oranları.


harmonikulup.com • Psikososyal Farkındalık İçin Bir Alan

 
 
 

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page