top of page

El Âlem Ne Der?

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 8 Şub
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 gün önce

Kültürel Bir Varoluş Prangasıdır El Âlem

Sevgili dostlar merhaba.

Farkında mısınız bilmem; siz şu an bu satırları okurken, zihninizin bir köşesinde o meşhur "görünmez filtreler" çalışmaya başladı bile. Hata yapsam kaşlarınızı çatıp yazıyı kapatmanızı sağlayacak, doğru bildiklerinize karşı bir şey yazsam beni aforoz edecek o yargıç devrede… Siz benim el âlemimsiniz şu anda.


Peki siz kendi el âleminiz yüzünden hiç istemediğiniz halde, sadece “ayıp olmasın” diyerek bir şeyler yaptınız mı? El âlem ne der diyerek yapmak istediğiniz şeylere engel oldular mı sizin?


Sevmediği bir mesleği yapmak zorunda olan insanlar, bitmesi gereken bir ilişkiyi ya da evliliği sürdürenler, yıllardır olmak istediği kişiyle, toplumun uygun gördüğü kişi arasında sıkışıp kalanlar… Çoğunun arkasındaki cümle aynı; “El âlem ne der?”


Jean-Paul Sartre, tüm gerçekliğiyle "Cehennem başkalarıdır" demişti. Aslında başkalarının bakışlarının bizim üzerimizde kurduğu o yakıcı ve yıkıcı etkiden bahsediyordu. Öyleydi gerçekten çünkü başkasının gözünde öteki insanlar bir özne değil, onların dünyasında bir nesneden ibarettir.


Özellikle içinde bulunduğumuz kültürlerde ise bu nesnellik bir prangaya dönüşebilir. Bu nedenle "El âlem ne der?" sorusu, henüz atılmamış adımların üzerine vurulmuş bir zincir haline gelmiştir. Kendi hayatımızın başrolündeyken, senaryoyu seyircilerin yazdığı bir tiyatroda figüranlık yaptığımız çok olmuştur.


Bugün binlerce insan, aslında hiç tanımadığı insanların onayını alabilmek için, kendini feda ediyor. Kendisi olmayı başaramayan dostlarım; inanın yalnız değilsiniz.



Sıradanlığın Konforlu Tuzağı (Das Man)

Felsefede Heidegger’in "Das Man" (Onlar) dediği aslında el âlemdir. "Onlar ne giyiyorsa onu giyeriz, Onlar neye gülüyorsa ona güleriz. Onlar aslında hiç kimsedir ama aynı zamanda herkesi kontrol eder." Diyor Heidegger. "Bu hapishanenin duvarlarını yıkmak için önce bu yükü parçalara bölmeliyiz." diye ekliyor.


Kim Bu El Âlem?

Komşu teyze mi? Uzak akraba mı? Mahallemizdeki insanlar mı? Daha modern haliyle sosyal medya hesabımızdaki takipçiler mi? Arkadaşlar mı yoksa anne babamız mı?


El âlem denen kişiler her kimlerse, hayatımızdaki bir noktadan sonra bizim kendi kendimize oluşturduğumuz bir hapishaneyi temsil eder. Çünkü küçücük bir çocukken istediğimiz bir şey alınmadığında ağladık, bağırdık, kızdık ve bize “Anne babaya karşı gelinmez.” dediler. İstemediğimiz bir şeyi yapmaya itiraz ettik “Büyüklere karşı gelinmez, çok ayıp.” dediler. Bir heyecana kapılıp hevesle bir şey yapmak istediğimizde “Yapma sakın. Ahmet amca, Ayşe teyze kızar.” dediler.  


Foucault, modern toplumları anlatırken “görünmeyen gözetim” kavramını kullanır. Küçücük çocukken engellendiğimiz her şey zihnimizde bir gardiyana dönüşür ve her an izleniyoruz hissi uyandırır. Bu nedenle bir evreden sonra, farkında olmadan kendimizi denetleme ihtiyacı duyarız. 


Panoptikon denilen bu yapının bizim kültürümüzde yaşadığı cümledir “Elalem ne der?” bu yapı zaman içerisinde bizden “Ben ne istiyorum?” sorusunu alır ve bu sorunun yerine hiç farkında olmadan şu soruyu koyar; “Bunu yaparsam (ya da yapmazsam) başkaları ne der?”


Yani biz, dışarıdan baskı görmeden kendimizi kısıtlamaya başlarız.

Peki, sizce neden bu kadar korkuyoruz? Çünkü sosyal varlıklarız. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Çünkü sosyal varlıklar olarak kabul görmek isteriz. Çünkü başkaları tarafından görülmeye ve onaylanmaya ihtiyaç duyarız. Sosyal medya vitrinlerinde donumuza kadar kendimizi başkalarına sunma davranışımızın temeli budur. Çünkü onay ararız. Çünkü evrimsel olarak gruptan dışlanmak, vahşi doğada ölmek demektir. 


Ama müjde sevgili dostlar; 2026 yılındayız. Dışlanmak, modern dünyada ölüm tehlikesi barındırmıyor. El âlemin onayı hayatta kalma meselesi değil. Yanlış giden bir evliliği sürdürmek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz bir şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Ruhunuzu sömüren arkadaşlarınızla iletişimde kalmak zorunda değilsiniz.


Çünkü işin aslı; el âlem denen “uyumlanma yargılarımızı” oluşturan her şey; kültürel kodla ruhumuza, duygu ve düşüncelerimize (yani bilincimize) işlemiş bir alışkanlık. Aslında bu sadece zihnimizde psikolojik alarm sistemlerinin milyonlarca yıldır aynı şekilde işlediğinin bir göstergesi.

Yani “El âlem” baskısının bedelini kronik suçlulukla, sürekli onay ihtiyacıyla, sınır koyamamakla, kendine yabancılaşmayla ödemek zorunda değiliz.


Yaşanan sadece bir tiyatro sahnesinde rollerden ibaret olmak zorunda değil. Oynanan bir rol. Yaşanan sadece bir tane hayat. Ve o bize ait. El âlem ne derse desin, günün sonunda bu hayatı yürüyen, bizim ayaklarımız.


Bu esareti kırmamızı engelleyen zihinsel duvarlara vurulacak 3 büyük balyoz aşağıda sevgili dostlar;

  • El Âlem Aslında Bizi Düşünmüyor: Psikolojide "Spotlight Effect" denen bir kavram vardır; herkesin bizi izlediğini sanırız. Oysa herkes kendi hapishanesinde, kendi duvarlarındaki pencereden dışarıya bakmakla meşgul.

  • Onay Bir İllüzyondur: Herkesi memnun etmeye çalışmak, hiçbir yere varmayan bir koşu bandından koşmakla aynıdır. Epiktetos’un dediği gibi: "Kontrol edemediğin şeyler için endişelenmek, köleliktir." Unutmamalıyız ki başkalarının düşünceleri bizim kontrolümüzde değildir.

  • Kültürel Miras Önemlidir Ama…; Eskiden "El âlem" tüm insanlığın güvenlik mekanizmasıydı. Ancak modern dünyada bu mekanizma, kişisel gelişimin önündeki en büyük engelleyiciye (inhibitor) dönüştü. Bu yüzden bu mirası sadece başkalarına zarar vermeyecek sınırlarda özgürlükle esnetmek mümkün.


Mikro Ölçekli İsyana Hazır mısınız?

Şimdi, bu sayfayı kapatır kapatmaz bir alıştırma uygulayın. Büyük devrimler de, küçük değişimler de tek bir adımla başlar, bunu da unutmayın.


Sadece "başkası öyle istiyor" diye yapmaya niyetlendiğiniz en ufak bir eylemi fark ettiğiniz anda 5 saniye bekleyin ve zihninizdeki o el âlem adlı yargıca bakıp "Bu benim hayatım ve şu an ben karar veriyorum." diyerek kendi istediğiniz bir şeyi yapın. İhtiyacınız olan o küçük hayırı reddetmeyin, bastırmayın.


Bunu yaptığınızda, el âlemin duvarlarına ilk balyozu vurduğunuz için kendinize bir "Aferin" hediyesi verin.


Yaşadığınız hayat sizin. Yürüdüğünüz yol sizin. Yürüyen ayaklar sizin. Pardon ama el âlem kimdir ki hayatınıza, yolunuza, ayaklarınıza karışsın?


Başkalarıyla bir aradayız. Elbette zaman zaman "el âlem ne der?" sorusunu sormamız gereken durumlar içinde olabiliriz. İstediğimiz her şeyi yapabileceğimiz bir dünyada yaşamadığımız gerçeğini kabul etmek zorundayız. Başkalarına zarar veremeyiz, kimseye haksızlık yapamayız, adaletsiz davranamayız, başkalarını zora sokacak davranışlar sergileyemeyiz. Tüm bunların dışında aklımızla, duygularımızla kimsenin özgürlük alanını ihlal etmeden, kendi özgürlüğümüzü yaşamalıyız. Başkalarına ihtiyacımız var ama kendimize daha çok ihtiyacımız var. Sırf başkalarıyla ilişkimizde zarar görmemek, başkalarına zarar vermemek için kendimize çok ihtiyacımız var.


Okuduğunuz için teşekkürlerimle.

Bu şahane yazı için de rica ederim sevgili dostlar 🙂

Kendiniz olun, kendiniz kalın ve bu halinizle çevrenize ışık saçın dilerim.


Görüşmek üzere Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page