Epstein'in Adasında Sermaye Orgazmı
- harmonikulup
- 6 gün önce
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 gün önce
Üç Milyon Sayfalık Sessizlik...
Geçtiğimiz hafta milyonlarca sayfa Epstein belgesi yayınlandı. Tarihin en büyük istismar dosyalarından biri, dünyanın gözleri önüne serildi. Hepimiz gördük, ama kimsenin gerçekten bakmak gibi bir derdi olmadı maalesef. (Her zamanki gibi!)
Asıl sorulması gereken şuydu; "2015 yılından beri toplanan deliller bu kadar büyük bir kötülüğü ortaya çıkarmışken, nasıl oldu da o tarihten bu tarihe kadar hiçbir şey değişmedi?"
Çünkü insanlar sadece şunu sordu; "O belgelerde kimlerin adı var?"
Milyonlarca sayfa belge yayınlandı ve insanlar isimlere baktı, dedikodu yaptı, komplo teorilerini paylaştı.
İnsanlık tarihinin en karanlık dosyalarından biri, insanlar tarafından dedikodu malzemesi yapılarak, magazin skandalına dönüştürüldü.
Kötülüğün Psikolojisini anlattığı “Şeytanın Etkisi” adlı eserinde Zimbardo, modern insanı “ahlaki sorumluluğu kurumsal yapılar içinde eriyen birey.” olarak tanımlamıştı. Zimbardo haklı çıktı.
Yani kötülük artık tek bir kişinin yüzünde görünmez. Kötülük, sistemin içine dağılır. Böylece kötülük/suç meşrulaşır. Herkes biraz kötü olur… ve böylece, kimse suçlu hissetmez.

Sevgili dostlar, sizce neden o listeleri birer magazin dedikodusu gibi, iştahla tükettik? Neden Karayipler’de o korkunç adadan gelen çığlıklar sadece bir "merak" unsuru oldu insanlar için?
Çünkü sistem insanları, başkasının acısını bir seyirlik nesneye dönüştürecek kadar çürüttü. Çünkü insanlar, içinde yaşadığı bok çukurunu, çiçekli bir bahçe sanmaya devam ediyor.
Milyonlarca insan bizimle birlikte o ekranlara bakıp "bakalım hangi ünlü oradaymış" diye porno izler gibi bir vahşet izi aradı durdu. Sosyolojik bir gerçeklik olarak bizler; "suçu" değil, "suçlunun ismini" tüketen birer izleyiciye dönüştük artık.
Akademik araştırmalar gösteriyor ki; farkındalığı düşük ve sorgulama kabiliyeti olmayan bireyler, sistemik bir kötülükle baş edemeyeceğini anladığı an, onu magazinleştirerek etkisiz hale getirir. Bugün burada, o üç milyon sayfalık belgenin var olmasıyla bile boğulan insanlar için, o belgeleri elinde birer oyuncağa dönüştüren insanları konuşacağız.

Jeffrey Epstein denen sapık şeytanı tek başına suçlayabilir ve yargılayabiliriz elbette. Ama bu durum, O’nun sistemsel bir ağın içinde olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Gördük ki; bu korkunç ağın içinde siyasetçiler, sporcular, şarkıcılar, milyarder iş adamları, akademisyenler, kraliyet üyeleri, ünlü medya figürleri var. Bu yüzden bu olay, sadece bir suç dosyası olarak okuyamayız. Çünkü bu, içinde yaşadığımız iğrenç düzenin karanlık yüzü. Sermaye düzeninin…
Filozof Slavoj Zizek 2020 yılında yaptığı bir konuşmada “Korkunç olan şey, canavarın varlığı değil; sistemin canavarı üretme biçimidir.” demişti. Dolayısıyla, Jeffrey Epstein bu sistemin bir hatası değil. Bu sistemin bir ürünüdür sevgili dostlar. Sistemin kötülük biçiminde yarattığı canavarlardan sadece bir tanesidir.
Sınırsızlaşma Arzusu
Kapitalizm, arzuyu sürekli büyüten bir sistemdir. Ama bazı insanlar için bu arzu, sadece daha fazla para, daha fazla güç, daha fazla dokunulmazlık ya da daha fazla özgürlüktür.
Sermaye düzeninde daha fazla özgürlük ve daha fazla dokunulmazlık arzusu, kötülüğün en tehlikeli boyutlarına kapıları açan arzulardır. Sermayenin ve gücün bu denli arsızlaştığı bir çağda, kavramların içini boşaltmış insanlar için gerçeği anlamak çok kolay değildir.
Şimdi gelin, bu sermaye düzeninde “daha fazla sınırsızlık.” arzusunun karanlığına, sosyoloji biliminden üç ayrı ışık yakalım;
1. Sermayenin Müstehcen Ayrıcalığı
Kapitalizm bize "insan hakları ve demokrasi" masalları anlatırken, efendilerine "istediğin her şeyi, her şekilde yapabilirsin" konforu sağlar. Bu konfor, sermaye gücü olan için sistemin ödülüdür. Güç, sadece mülk satın almaz; görüldüğü üzere, başkasının travmasını kendi eğlencesi haline getirme ayrıcalığını da satın alır.
Ve yine görüldüğü üzere; Eğer yeterince paranız varsa, fizik kuralları dışında hiçbir kural size dokunamaz.
Theodor Adorno der ki "Kültür endüstrisi ve sermaye, insanı bir özne olmaktan çıkarıp sadece bir istatistiğe ve kullanım nesnesine indirger." Adorno’nun dediği gibi Sermayenin hakimiyeti ele geçirdiği yerde artık insan yoktur, insanın sadece fiyatı vardır. Epstein’ın adası, bu fiyat etiketinin insan etine mühürlendiği yer olmuştur.
2. Bilmek Ama Bilmemeyi Seçmek (Blind İdea)
Jeffrey Epstein, 2005 yılında ABD'nin Florida eyaletinde, 14 yaşında bir kızla cinsel ilişkiye girmek için para verdiği iddiasıyla gözaltına alındığın da biliyorduk aslında olanları. İstihbarat servisleri, medya, savcılar, Hollywood yıldızları, şarkıcılar, iş adamları, politikacılar... herkes biliyordu. Bu bir "sır" değildi.
İdeoloji tam olarak budur: Gerçeği gayet iyi bilip, yine de öyle değilmiş gibi davranmaya devam etmek. O ada, bu sistemin bilinçaltıydı ve biz o bilinçaltını şimdi bir "komplo teorisi" sosuna bulayıp yutuyor ve yavaş yavaş sindiriyoruz. Hannah Arendt’in uyardı insanlığı; "kötülük derinlerde gizlendiği için değil, toplumun her kesimi düşünmeyi ve müdahale etmeyi reddedip 'sıradanlaştırdığı' için yayıldı." dedi.
Lacancı bir perspektifle bakarsak; biz bugün bu vahşeti bir 'komplo teorisi' sosuna bulayıp yutuyoruz, çünkü gerçeğin kendisiyle maskesiz yüzleşmek, içinde yaşadığımız konforlu hapishaneyi kendi ellerimizle yakmamızı gerektirir. Ve biz, o hapishaneyi yıkamayacak kadar korkak, konformist insanlar sürüsüyüz.
3. Günah Keçisi Avı
3 milyon sayfa belge yayınlandığından beri yapılan tek şey, "listede kim var?" diye sormak. İşte bu, sistemin en büyük zaferidir. İnsanlar tepkilerini bir "linç kültürü" çılgınlığıyla boşaltıyor ve ertesi gün aynı sistemin dişlileri arasında sıkıştığı hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Yapısal bir devrimi imkansız kılan şey, işte bu "adlandırma" merakı. Asıl mesele kimin orada olduğu değil, o adanın neden var olabildiğidir.
Guy Debord’un "Gösteri Toplumu" adlı eserindeki sözler bu noktada daha anlamlı hale geliyor; "Gösteri, kendi kendisini sunarken 'iyi olan her şey görünürdür, görünür olan her şey iyidir' der."
Toplum Neden Magazinleştirir?
Psikolojide travmayla başa çıkmanın bir yolu vardır “Savunma mekanizması.”
Bu mekanizma şöyle çalışır; Gerçeği reddetmek, inkar etmek, küçültmek veya görmezden gelmek. Bu bireysel psikolojinin açıklamasıdır.
Fakat toplumlar da aynı şeyi yapar. Çünkü toplumu oluşturan bireyler böyle kötülüklerle karşılaştıklarında onu kişiselleştirir, basitleştirir, magazinleştirir. Çünkü sistemsel kötülükle yüzleşmek çok daha ağırdır.
Bir ünlünün adını görmek kolaydır.
"Demek Elon Musk ile mail atmışlar birbirlerine. Demek Trump'da o lanet adaya gitmiş. Bunların hepsi şeytan." İşte bu bakış açısı, beynin savunma mekanizmasını hayata geçirip gerçeği görmemek için beyinsizleşebildiğinin en basit örneği...
Çünkü şu gerçekle yüzleşmek zordur; “Bu dünyada, bazı insanların çocuklara zarar verebilecek kadar dokunulmaz olduğu bir düzen kuruldu ve ben buna engel olacak hiçbir şey yapamadım.” Bu düşünce, insanın güven duygusunu parçalar. Bu yüzden toplumlar da insanlar gibi, hakikati değil, inandığı doğrularla bakarak hakikati reddetmeye meyillidir.
3 Milyon Sayfa Neyi Değiştirdi?
Hiçbir şeyi sevgili dostlar… Hiçbir şeyi de değiştirmeyecek. Zuckerberg, Facebook kullanıcılarının kişisel bilgilerini satmakla yargılandığı davada milyarlarca lira tazminat ödedikten sonra bugüne kadar tam 235 milyon geri zekalı beyinsiz daha Facebook hesabı açtı.
Normalde insan şöyle düşünür elbette “Bu kadar belge yayınlandı, gerçekler ortaya çıkacak, suçlular cezasını çekecek.”
Ama bu çağda işler böyle yürümüyor. Fransız düşünür Jean Baudrillard "Hakikatin kaybolduğu çağa doğru ilerliyoruz." demişti. Geldik hakikatin kaybolduğu o çağa. Hiç hoş bulmadık üstelik. Veri arttıkça, algoritmalar geliştikçe anlam kayboldu gitti. Hakikati de peşinden götürdü.
Epstein dosyaları yayınlanma bilinci de buydu zaten. 3 milyon sayfayı tek tek okusanız, son sayfaya ulaşmak için 10 yıl zamana ihtiyacınız var. Ben sadece 260 sayfa okudum. Sadece Jeffrey denen pedofili sapığın 2015 yılında yargılanıp ceza aldığı mahkeme için toplanmış delillerden oluştuğunu anladım. Orada ismi geçen insanları suçlayacak şeyler varsa da bakanlık onları paylaşmadı. Kimlerin orada yargılanacağını bilmiyoruz. Yargılama olursa biliriz. Hapisteki kız arkadaşı yargılanıyor. O da konuşmayı reddetti.
Şu maili okudum "Brezilyalı bir kız geldi. İnanılmaz güzel. 9 yaşında. Önceki gibi yaramaz değil."
Bu maili okuyup Epstein adasında neler olup bittiğini bilen ve o pedofili sapığın sevgilisi olan Ghislaine Maxwell'in hala şu dünyada nefes alıyor olduğunu bilmek bana acı veriyor.
Yani dostlar; insanlar bağlamı incelemedi, sistemsel yapıyı konuşmadı, hele ki mağdurları kimse düşünmedi.
Onun yerine listede kimler olduğunu araştırmaya başladı. Dua etti taraftarı olduğu siyasilerin adı çıkmasın diye. Dua etti hayran olduğu ünlüler o listede olmasın diye. Dua ettiler nefret ettiği isimler o listede olsun diye…
Ulan oysa zaten son 15 yılda hatırladığım kadarıyla Bill Clinton, David Copperfield, Michael Jackson, James Toback, Ben Affleck, Woody Allen, Roman Polanski, Dustin Hoffman, Puff Diddy (Sean Combs) adını hatırlamadığım dünyaca ünlü bir aktör… Hepsi taciz, tecavüz ve istismar davalarından yargılanan isimlerdi. Ne oldu? Bu isimleri öğrendik, mahkemeleri takip ettik de ne oldu?
Evet listede kimler var sorusu masum bir merak olabilir. Ama maalesef buraya odaklanmak çok ama çok tehlikeli. Çünkü bu soru, suçu isimlere indirgeyerek sistemi görünmez kılar. Bu da insanı şu yalana inandırır “Birkaç kötü insan vardı. Yakalanıp tutuklandılar. Sorun çözüldü.”
Oysa gerçek şu; Bok çözüldü…
O sistemi kuran sermaye düzeni hâlâ dimdik ayakta. Nereye çözüldü?
Yeni Çağın Kötülüğü: Sermaye ve Dokunulmazlık
Eskiden kötülük, suç mahalinde aranırdı. Bugün ise yatırım fonlarında, özel uçaklarda, lüks yatlarda, bağış gecelerinde, elit kulüplerde düzenlenen eğlenceli partilerde ortaya çıkıyor.
Dün ABD'de Süper Bowl maçı vardı. Maç bittikten sonra 3 saat içinde Kaliforniya’nın Santa Clara kentindeki havalimanlarından ABD, Güney Amerika ve Avrupa'ya 432 tane jet ve helikopter havalandı. Sermaye güçlerini evlerine götürdü bu jet ve helikopterler. Bu arada sen belki de metrobüsle işe giderken ya da işten dönerken okuyorsundur bu yazıyı. Patron hak ettiğin zammı uyguladı mı maaşına?
Hayır dostlar bizim yaşadığımız dünyada sorun yok. Bize yaşatılan dünyada sorun var. Ve bize bunları yaşatanlar o jetlerin içinde... Sorarım size; onlar kim? Onların umurunda mı bu dünya?
Onların sermayesi, sadece güç üretmez. Aynı zamanda dokunulmazlık üretir. Ve tıpkı Zimbardo’nun dediği gibi “dokunulmazlık, insanın ahlaki sınırlarını eriten bir asittir.”
Asıl skandal; Bu skandal karşısında insanlığın tepkisi...
Sosyal medya birkaç gün kaynadı. İnsanlar 14 yaşında kabuslar yaşayan, konuşmak isteyince hayatını kaybeden kadınların acısıyla etkileşimini aldı. Ve sefil yaşamlarına geri döndüler. 22 yaşındaki Catherine, 19 yaşındaki Giselle korkunç acılar çektiklerini radyolarda televizyonlarda haykırdı 2015 yılında. O adaya götürüldüklerinde Catherine 15, Giselle 16 yaşındaydı. Zengin olmak istiyorlardı. Onca acının ve travmanın üstüne, gencecik yaşta ölüp gittiler. Etkileşiminden faydalanan twitter kullanıcıları oldu.

21 yaşındaki Meksikalı model Gabriela Jimenez 30 dolar kazanmak için katıldığı partiden çıkıp otelin önünde "İnsan eti yiyorlar." diye bağırdı. Polis otele girdi, çıktı ve Gabrieal'ayı alıp akıl hastanesine kapattı. Partiyi düzenleyen kimdi? Carlos Slim Helu adlı bir milyarder. Tarih 2009... Bilin bakalım bu milyarderin adı hangi dosyada geçiyor.
Her şey biliniyordu. Her şey görülüyordu. O karanlık güçler istediğini yapabiliyordu. Çünkü, bu çağın insanı artık hiçbir kötülüğü durduracak bilince sahip değil. Bu çağın insanı sadece kötülük hakkında konuşma yeteneğine sahip. Ve maalesef konuşurken de doğru soruları sormuyor. Yapısal sorunlara değinmiyor. İsimleri tartışıyor, dedikodusunu yapıyor.
Bu durum sevgili dostlar; duygusal tükenmişliğin neden olduğu ahlaki bir çöküş.
Asıl Soru Yanıtlanmadı
Yani sevgili dostlar; bu sistem, bazı insanlara her şeyi yapabilecekleri kadar güç veriyor ve biz sadece isimleri tartışarak hiçbir şeyi değiştiremiyoruz. Epstein öldü. Ama Epstein düzeni yaşıyor. Sermaye, bazı isimlere dokunulmazlık üretmeye devam edecek. Dolayısıyla bu sistem yeni “Epstein”ler doğurmaya devam edecek. Acaba kim olacak? Ne önemi var ki?
Özetle: Epstein davası bize insanlığın "geldiği noktayı" değil, sermaye gücünün neden olduğu o karanlık çukuru gösterdi. Tarihçi Alain Bergougnioux’un dediği gibi “Sermayenin tanrılaştığı yerde, insan sadece ettir.”
Ve maalesef bizler, aynaya bakıp yüzümüzdeki kiri temizlemek yerine, aynanın üzerindeki parmak izlerini tartışan aptallar olmayı seçtik.
Sizi bilmiyorum dostlar ama; dünya benim üzerine kusmak istediğim fakat midemin boş olduğu bir yer. Ahlaksızlığın listelerinde ismimizin olmaması ahlaklı olduğumuz anlamına mı gelir yoksa o listeye girecek kadar gücümüzün (veya paranın) olmadığı anlamına mı geliyor bilmiyorum. İnsanın trajedisi, ancak bu gerçekle yüzleştiğinde bir farkındalığa dönüşür. Zamanında bir söyleşide ifade söylemiştim, burada da yazayım;
"Karanlıktan korkma, karanlığın içindeki 'sen'den kork."
Bu sözlerin anlamını fark etmek adına bir kez olsun kendinize sorun şu soruyu;
"Eğer sistem bana hiçbir ceza almayacağımın garantisini verseydi, içimdeki hangi karanlık bundan beslenmek isterdi?” Dürüstçe yanıt vermeye çabalarsan bile, aynadaki o yabancıya bir "aferin" çek...
Çünkü gerçek uyum (Harmoni), insanın kendi mezarlığını tanımasıyla başlar dostlar.
Okuduğunuz için teşekkürler Cemal M. Bulut




Yorumlar