Erkekler ve Yakınlık Zırhları
- harmonikulup
- 9 Şub
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Şövalyenin Hiç Çıkarmadığı Zırhı
Bir şövalye, bir kadınla flört halinde. Sıkça mesajlar atılıyor. Duygular paylaşılıyor. İlişkinin boyutları yakınlık gerektirmeye başladı. Kadın güven hissetmek istiyor ve şövalyenin kalbindeki duygusal konumundan emin olmak istiyor. Şövalye geri çekiliyor. Ve böyle şövalyelere denk gelen kadınların kafasında aynı soru kalıyor;
Neden bazı erkekler, ben derinleştikçe uzaklaşıyor?
Neden bir kadınla yakınlık kurmayı başaran, bazı erkeklerde o yakınlığın sıcaklığı hissedilmiyor da bir tehdit varmış gibi hissediliyor?

Psikolojik araştırmalar, duygusal yakınlığın özellikle kaçıngan bağlanma stiline sahip bireylerde yoğun bir kaygı ve tehdit hissi uyandırabildiğini gösteriyor. Yani sorun her zaman sevginin yokluğu değildir; bazen sorun, sevginin kendisi olabiliyor.
Oysa Erich Fromm, Sevme Sanatı kitabında şöyle diyor; “Sevgi, insanın yalnızlığından kaçış değil; o yalnızlığı bilinçli bir şekilde aşma cesaretidir.”
Maalesef ki bazı insanlar için o cesaret, hayatlarının en zor adımıdır.
Yakınlık Erkek İçin Gerçekten Bir Tehdit mi?
Bir taraf daha fazla şeffaflık, daha fazla paylaşım ve "derinlik" talep ediyor; diğer taraf ise (genellikle erkek olan) görünmez bir duvara çarpmış gibi oluyor ve geri çekiliyor. Neden? Çünkü çoğu erkek için yakınlık, bir liman değil; savunma mekanizmalarının çöktüğü bir savaş alanı.
Birçok erkek, yakınlığı “duygusal açıklık” olarak değil, “kontrol kaybı” olarak deneyimler.
Çünkü yakınlık; Zayıf yönlerini göstermeyi, zaman zaman kırılganlığı, kaybetme riskini (reddedilme ya da vazgeçilme) beraberinde getirir. Toplumumuzda baskın olan ataerki kültürü ise erkeğe tam tersini dayatır; Güçlü ol, zayıf yönlerini gösterme, duygularını belli etme. Bu iki dünya çarpıştığında, erkek çoğu zaman ilişkiyi değil, kendini korumayı seçer.
Ataerkil toplumlardan gelen günümüz modern erkeği, yüzyıllardan beri "duygusal kabızlık" ile malul bir mirasın taşıyıcısıdır. Jean-Paul Sartre’ın "Bakış" kavramını hatırlayın; bir başkasının bizi tüm çıplaklığımızla "görmesi", bizim o ana kadar inşa ettiğimiz "güçlü, sarsılmaz, her şeyi çözen birey" imajını yerle bir eder.
Yakınlık, erkeğin kendisini korumak için kendisiyle ilgili kurduğu o görkemli kurgunun iflas etmesidir. Eğer kaçıyorsa, muhtemelen orada korunması gereken çok kırılgan bir "kendilik" saklıdır. Yalnız değilsiniz beyler; zırhınız ağır, farkındayız. Ama o zırhın içinde nefes almak da bir o kadar zor, değil mi?
Duygusal Felç
Erkeğin yakınlıktan kaçışını, "sevmiyor" basitliğine indirgemek büyük bir hata olur. Gelin bu karmaşık geri çekilmeyi bilimsel olarak inceleyelim.
Birçok erkek çocuk, daha küçük yaşlardan itibaren şu mesajları alır; Erkekler ağlamaz. Adam gibi adam ol. Kız gibi davranma.
Bu cümleler, sadece erkek çocuğuna söylenmiş cümleler olarak duyulan sözler değil; Aynı zamanda o erkek çocuğunun karakter inşasını sağlayan birer tuğladır. Ve o karakter, şu gerçekle inşa edilmiş olur; Duygularını ifade etmeyi hiç öğrenmemiş bir çocuk.
O çocuk büyür. İş kurar ya da çalışır. Ev alır. Araba alır. Bunları yaparken yorulur, zorlanır, yer yer öfkelenir, yer yer umutsuzluğa kapılır, çaresizlik hissetse de gücünü göstermeye çalışır, direnir, savaşır. Kazanır, kaybeder ama yılmaz olmak zorundadır. Öyle öğretilmiştir. Ama öğretilenler arasında şu sorunun cevabı yoktur; “Ben şu an ne hissediyorum?”
Bilmediği duyguların içine girmek, onun için karanlık bir odaya girmek gibidir.
Erkeklik, modern dünyada hala bir "başarı" ve "performans" kriterleriyle ölçülür. Bir başkasıyla kurulan yakınlık ise doğası gereği kendi kontrolünde değildir. Kontrolü kaybettiği yerde erkek, yetersizlik hisseder. Bu yüzden, çözemeyeceği bir duygusal yoğunlukla karşılaştığında "arızayı gidermek" yerine "sistemi kapatmayı" tercih eder.
Çocukluktan itibaren "erkekler ağlamaz" veya "güçlü dur" telkinleriyle büyüyen bir ruh, yetişkinlikte duygularını adlandıracak kelimelere sahip değildir. İçeride fırtınalar koparken dışarıdan "duygusuz" görünmek, aslında bir dilsizlik halidir. Bilmediği bir dili konuşmaya zorlanan birinin sessiz kalmayı seçmesidir bu kaçış.
Yakınlık, erkeklerde çoğu zaman üç temel korkuyu tetikler
1. Yetersizlik Korkusu; “Ya beklentisini karşılayamazsam?” 2. Kontrol Kaybı; “Ya hayatımı o insan şekillendirirse?” 3. Terk Edilme Korkusu; “Ya bağlanırsam ve sonra beni terk ederse?”
Aslında bu korkuların neredeyse hepsi, geçmiş deneyimlerden veya çocukluk bağlanma örüntülerinden beslenir. Bir erkek, duygusal olarak ihmal edilmiş ya da sürekli kıyasa maruz kalmış, veya sürekli eleştirildiği bir ortamda büyüdüyse, yakınlık onun için sevgi değil; potansiyel bir yara anlamına gelebilir.
Issız Adam, Özgür Adam ve Salak Adam
Birçok erkek için birine çok yakın olmak, kendi sınırlarını kaybetmek ve ilişkinin içinde yok olmak (yutulmak) demektir. Bağımsızlık ve özerklik, erkeğin hayatta kalma enstrümanıdır; yakınlık bu enstrümanın akordunu bozacaktır.
Bazı erkekler ilişki derinleştiğinde şu düşüncelere kapılır “Artık özgür değilim. Bu ilişki beni değiştirir.”
Bu düşünceler çoğu zaman bilinçli değildir. Ama şu davranışlara yansır; Geri çekilme, kaçınma, vazgeçiş, kapanış.
Kadın çoğu zaman bu durumu içselleştirir: “Beni istemiyor. Sevilmeye değer değilim.” arasında değersizlik hisseder.
Oysa gerçek şudur; Aslında içinde flört ettiği kadına karşı sempati, hoşlantı, ilgi ve arzu olsa da o adam içindeki bu duygularla ne yapacağını bilemeyen bir adamdır.
Zizekyen bakışla erkek, "yakınlık" talep edildiğinde aslında partnerinin kendisinde olmayan bir şeyi (tamlığı) aradığını hisseder. Erkek ilgi ve arzu duysa da bu boşluğu nasıl tamamlayacağını bilemediğinden güdüsel olarak bu "sahtekarlığının" ortaya çıkmasından korkar.
Ayrıca; Aslında hepimiz, Heidegger’in dediği gibi, bu dünyaya "fırlatılmışız" ve temelde yalnızız. Duygusal yakınlık sosyal ihtiyacımızdır. Fakat bu aşırı bencil ve aşırı ben odaklı insanların çağında bir insanla yakınlık kurmak, bu mutlak yalnızlığın içinde bir "biz" yaratma cesaretidir. Ancak bu cesaret, "ben" dediğimiz ve gereğinden fazla yücelttiğimiz kaleyi bölüşmeyi gerektirir. Erkekler yakınlıktan kaçarken aslında o kalenin duvarlarına tutunurlar; çünkü o duvarların dışında kim olduklarını henüz keşfetmemişlerdir.
Zizek, ilişkilerin insanın kurduğu kimlik kurgusunu sarstığını söyler. Çünkü ilişki, sadece birine bağlanmak değildir. Aynı zamanda “ben kimim?” sorusunu yeniden sormaktır.
Beraberinde insan psikososyal gerçeklikle “Bu kişi beni olduğum halimle ister mi?” sorusu da ilişkilerin doğasında barındırır. Ve bu sorular, birçok erkek için dayanılması zor bir iç hesaplaşmadır.
Bu yüzden bazı erkekler yakınlıktan kaçmış gibi görünse de aslında kendileriyle yüzleşmekten kaçarlar.
Kaçışın Bedeli: Yalnız ama Güçlü Görünen Salak Herif
Yakınlıktan kaçan erkek, dışarıdan güçlü ve özgür görünür. Ama içeride kopan fırtınalar şunları getirir; yüzeysel ilişkilerle duygusal körlük, kalabalıkların içinde yalnızlık, tamamlanmamışlık hissi, anlaşılamama hissi ve kendinden kopuş. İlerleyen dönemlerde geç kalmışlıkla pişmanlık...

Duvardaki Pencere
Bu koca hapishane duvarları bir günde yıkılmaz beyler. Ama o duvarlarda bir pencere açmak mümkün. İlgi duyduğun ya da ilişkide olduğun partnerin sana gününün nasıl geçtiğini sorduğunda "sakın duygularını açma" dürtüsüne karşı irade koy ve derin bir nefes alarak o gün yaşadığın duyguları olduğu gibi anlat. Kısaca anlat. Fazla derine inme. Senden hoşlanan, sana ilgi duyan, hoşlandığın ya da sevdiğin o kadının gözlerine bak ve “Öfkeliydim, kırıldım, benim için zor bir gündü.” deme cesaretini göster.
İlişkiye doğru ilerlerken duygularını soran bir kadına "Bilmiyorum" ya da "Şu an kafam karışık" demek yerine, sadece o anki hissini söyle. "Şu an kendimi sıkışmış hissediyorum" ya da "Sessiz kalmaya ihtiyacım var.” de…
Unutma ki sevgili dostum; ilişki bir sorumluluktur. Kimseyi beklenti içerisine sokmaya da hakkımız yok kimseyi belirsizlik içinde bırakmaya da hakkımız yok. Bir ilişkinin parçası olmak istemiyorsak “İstemiyorum.” deme cesareti göstermeliyiz. İstiyorsak ama yine de emin değilsek kendimizden, yapmamız gereken duygularımızı analiz etmek değil, sadece o an hissettiğimiz şeyi tek bir kelimeyle etiketlemek. Bunu hak etmeyen biriyle iletişim kurmuş olamayız değil mi? Eğer am-salak bir hayvan değilsek tabii…
O etiketlemeyi yaptığın an sevgili dostum; o devasa duvarların içinde minik bir "insani" pencere açtın demektir. Çünkü "Şu an buradayım ama zorlanıyorum" demek, kaçmaktan çok daha büyük bir kahramanlıktır.
Bu kahramanlığı gösterecek yüreğin yoksa şövalye zırhını çıkarıp, layığın olan şarlatan kostümünü giymelisin. Çünkü sen bu dünyada sevgiyi hak etmeyen insanlardan birisin.
Okuduğun için teşekkürler.
Sevgiyle kal.
Ama lütfen sevgiyle kal…
Cemal M. Bulut




Yorumlar