top of page

Kendine Yabancılaşma

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 26 Şub
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Şub

Merhaba sevgili dostlar,

Güne başlarken aynaya baktığınızda gördüğünüz yüzü yabancı hissettiğiniz oluyor mu? Olabilir, çünkü modern insanın sessiz sedasız yaşadığı en derin krizlerden biridir bu. Ve bu yazımızda; İnsanın kendine yabancılaşması konusunu inceleyeceğiz…



Çoğu insan sabahları uyanır uyanmaz olması gerektiğine inandığı karakterin kostümünü giyiyor üzerine. Dişlerini fırçalıyor, kahvesini yudumluyor, yola düşüyor ve işine gidiyor. Tüm bunları yaparken hissettiği o tarifi imkansız boşluklar içerisinde ruhu kendi olamamanın sancısını çekiyor. Ama çoğu insan bunun farkında bile değil. Her geçen gün, kendinden kopuşa sürüklendiğini de anlayamıyor bu yüzden.


Türkiye’de bugün her beş kişiden biri, son bir yılda en az bir ruhsal sorunla uzmanlara başvuruyor. Kadınlarda oran çok daha yüksek. Antidepresan kullanımı son on yılda dörde katlandı. Neden? Çünkü haz çağı bizi duygusuzlaştırdı. Her şey hızlı, her şey bir tık ötede, her şey “ben” diye bağırıyor ama aslında hiç kimse “ben” değil.


Her şey yolunda giderken bile derinlerde, çok derinlerde, biri ağlıyor. Duymuyoruz. Narsist bir ebeveyn, toksik bir partner, kalıplar dayatan bir toplum, ya da sonsuz kaydırmayla beynimizi yakan algoritmalar bizi kendi içimizde yok etti. Geriye kim olduğundan haberi dahi olmayan bedenlerimiz kaldı.


Aynadaki Yabancı ve Dağılma

Çok kalabalık bir masada kahkahalar atarken, birden kendimi "orada arkadaşlarımın arasında olduğum ve herkes güldüğü için güldüğümü" fark ettim. Buz kesti saniyeler… Bir tuhaflık hissettim. Kendime dışarıdan bakıyordum. Sohbet ilgimi dahi çekmiyordu. Salak salak şakalar yağıyordu masaya.


Dehşete kapılmıştım. Çünkü attığım kahkaha bana ait değildi… Hatta aslında orada dahi olmak istemiyordum. Ama oradaydım, arkadaşlarımla hiç komik olmayan şakalara kahkaha atıyordum. Ondan sonraki birkaç gün kendimi aynada bir yabancı gibi görmüştüm.


Psikolojide bu durum Depersonalizasyon (kendine yabancılaşma) olarak adlandırılır. Ama bu sadece klinik bir tanı değildir sevgili dostlar, Sosyal Psikolojiye göre bu durum; modern insanın ontolojik yazgısıdır.


Psikanalizin kurucu ismi Sigmund Freud, insanın iç dünyasında bastırılan duyguların ve arzuların, zamanla kişinin kendisine yabancılaşmasına yol açabileceğini söylemiştir.


Erich Fromm bu durumu modern toplumun en büyük hastalıklarından biri olarak tanımlayarak “İnsan, kendi yarattığı dünyanın kölesi haline geldi.” demiştir.


Jacques Lacan, "Ayna Evresi" (Mirror Stage) kuramında insanın kendi imajıyla ilk karşılaşmasının aslında bir "yanılsama" olduğunu söyler. Bebek, aynadaki o pürüzsüz görüntüye yabancıdır. İçerideki özne kendiyle bütünleşmemiştir.


Büyüdüğümüzde de yaşadığımız yabancılaşmanın başladığı nokta da budur; Kendimizi, başkalarının bizi görmesini istediğimiz imajla bir tutmaya başladığımız an, kendimize veda ettiğimiz andır.


Bugün sosyal medya bu ayna evresini her saniye neredeyse her gönderide yeniden üretiyor. Profilindeki sen ile koltuğa tünemiş o "yorgun sen" arasındaki uçurum, yabancılaşmanın doğduğu yer haline geliyor.


Sözcükler itici geliyor kulağa, değil mi? Klinik ve mesafeli…

Ama gerçekte olan bunlar. Kırılgan bir yalnızlığa mahkumiyet.... Kendinden kopmak. Kendi duygularına, kendi bedenine, kendi seçimlerine yabancı olmak. Heidegger’in Das Man dediği o “onlar” oluvermek. Sartre’ın kötü niyetiyle (mauvaise foi) kendini kandırarak rol yapmak. Yaşıyormuş gibi yapmak...


Duygu Odaklı çalışan terapistler, varoluş felsefesinin karanlık koridorlarında dolaşanlar, yıllardır görüyor ki; kendine yabancılaşma, insanın kendi duygularına gözünü kapattığında başlıyor. Birincil duygularını (saf öfkeyi, çıplak üzüntüyü, titreten utancı) görmezden geldiği anda… Onların yerine ikincil duygular koyduğunda… Mutlu, iyi ve güçlü hissettiğine dair kendini kandırdığında…


Bilimin ve Felsefenin Işığında Yabancılaşma

Yabancılaşma, sadece bir duygu hali değildir sevgili dostlar. İçinde yaşadığımız çağın, bizi birer "özne" olmaktan çıkarıp "işlevsel birer nesneye" dönüştürdüğü haldir.


Nobel edebiyat ödüllü filozof Byung-Chul Han, günümüz toplumunu bir "Yorgunluk Toplumu" olarak tanımlar. Eskiden disiplin toplumlarında birey, "yapmalısın" diyen bir otoriteye karşı yabancılaşırdı (Foucault'nun bahsettiği hapishane mantığı). Ancak bugün kendimiz için otorite bizzat kendimiz olduk. "Bunu yapabilirsin" baskısı ya da “Bunu yapmalısın” yanılgısıyla kendimizi ya manipüle ediyor, kendimize stresli roller yüklüyoruz.


Oysa yapılan araştırmalar, modern insanın "özgürce" seçtiğini sandığı hobilerin bile (spor, kişisel gelişim, kurslar) aslında birer "performans gösterisi" haline geldiğini gösteriyor. Kendine yabancılaşmak üzere yaşayan insan, hiçbir şey yapmadan dinlenmek istediğinde bile suçluluk duyan insandır; çünkü sistem ona "hiçbir şey yapmamanın” değersizlik olduğunu kodlamıştır.


Sahte Benlik (False Self)

Pediatrist ve psikanalist Donald Winnicott’un "Sahte Benlik" kavramı kendine yabancılaşma durumunun kilit konularından birisidir sevgili dostlar.


Eğer bir birey, büyüme sürecinde çevreye uyum sağlamak için kendi içgüdülerini ve gerçek ihtiyaçlarını sürekli bastırmak zorunda kalmışsa, bir savunma mekanizması olarak "Sahte Benlik" geliştirir. Bu benlik çevreyle uyumludur, otoriteye gerektiği kadar itaatkardır, hatta genellikle başarılıdır ama özünde "cansızdır".


Psikososyal araştırmalar, sahte benlik düzeyi yüksek bireylerin yüksek başarı gösterseler bile kronik bir boşluk ve "anlamsızlık hissi yaşadıklarını doğrulamaktadır. Bu insanlar, alkışlanıp, takdir edildiklerinde bile başarılarının değerini görmekte zorlanırlar.


Guy Debord, yaşamın artık yaşanılan bir şey olmaktan çıkıp bir temsil haline geldiğini söyler. Debord’a göre "Gerçek dünya görüntülere dönüştüğünde, görüntüler gerçek dünyaya dönüşür."


Debord’un ifadelerinin günümüzdeki karşılığı şudur;

Yabancılaşan insan, yediği yemeğin tadından çok o yemeğin fotoğrafının ne kadar "beğeni" alacağıyla ilgilenir. Deneyim, imajın kurbanı olmuştur. Biz artık yaşamıyoruz, sadece yaşadığımızı göstermeye çalışarak bunu sergiliyoruz. Ki bu da tam olarak Byung-Chul Han’ın “Performans Toplumu” kavramıyla örtüşüyor.


Sosyolog ve Ekonomist Karl Marx, yabancılaşmayı modern üretim ilişkileri üzerinden anlatır ve insanın emeğine, doğasına ve kendisine yabancılaştığını söyler.

Bugün bu yabancılaşma sadece iş yaşamında değil, ilişkilerde, sosyal medyada ve hatta kişisel gelişim dünyasında bile yaşanıyor.


İnsan artık sadece çalışırken değil, mutlu olma çabasıyla da kendine yabancılaşıyor.


Yabancılaşmanın Belirtileri;

Duyguların Matlaşması: Bastırılmış duyguların ve sürekli rol yapmanın sonucu olarak artık hiçbir şey mutlu etmiyor. Ama hiçbir şey de tam anlamıyla üzmüyor. Hayat ne iyi geliyor, ne kötü geliyor… Zaman, sadece geçip giden bir şey hissi veriyor.


Karar Verememe ve İç Sesin Kaybolması: Yabancılaşmış insan ne istediğini bilemez. Hangi işi seçmeli? Bu ilişkide kalmalı mı? Taşınmalı mı? Hangi yoldan gitmeli? Arkadaşın davetine katılmalı mı? Saçını kestirmeli mi? Bu yaz tatilde Ege kasabalarını mı gezmeli yoksa akdenizde her şey dahil bir otelde mi olmalı? Kararlarından, seçimlerinden emin olamaz. Çünkü uzun süredir başkalarının sesleri, başkalarının istekleri, kendi iç sesinin ve arzularının yerini almıştır.


Kendini dışarıdan izliyormuş gibi hissetmek: Konuşuyor, yürüyor, gülümsüyor… ama bunlar bir başkası yapıyormuş gibi. Ellerine bakıyor, ayaklarına dokunuyor, hiçbiri kendine ait hissettirmiyor. Bazen uzuvları şişmiş, küçülmüş ya da bedeninin bir parçası eksik gibi algılıyor. Robot gibi, mekanik hissediyor.


İlişkilerdeki Kendine Yabancı

Birçok insan ilişkilerinde de kendine yabancılaşır. Partnerini kaybetmemek için susar. Kabul görmek için rol yapar. Sevilmek için kendinden vazgeçer. İlişki bu eforla devam eder…


Kişinin içindeki “kendiliği” ortadan kaybolmuştur. Ve bir gün kaçınılmaz olarak zihninden şu geçer “Ben bu ilişkinin neresindeyim?.” Sorun ilişki değildir. Sorun ilişkide biz olmak için gereken iki kişiden birinin hakikati kaybetmesidir.


Sosyal Medya ve Sahte Benlik

Modern yabancılaşmanın en hızlı ürediği alanlardan biri de sosyal medyadır. İnsanlar mutlu olmasa dahi mutlu görünmek için poz verir, güçlü görünmek ister, eğlenceli görünmek ister.


Bir süre sonra o performans fotoğraflara bakarken pozların tamamen bir rol olduğu gerçeği yüzüne çarpar. Şu soru peydah olur zihninde “Mutlu değilim ki, neden böyle görünmeye çalışıyorum?”


Varoluşçu düşünür Jean-Paul Sartre, insanın tamamlanamamış bir varlık olduğunu söyler ve ekler. İnsan, tamamlanmak için sürekli seçimler yapar.


Modern dünya, bu özgürlüğü bir yük gibi gösterir. İnsana hazır kimlikler sunar. Başarılı insan, güçlü erkek, kusursuz kadın, mükemmel ebeveyn, mutlu yaşayan birey. İnsan kendi yaşamıyla ve kendi benliği ile uyumlu olmayan kalıplar arasında seçimler yaparak tamamlanmaya çalışırken, kendi özgünlüğünü kaybeder. Bilmem siz de herkes gibi misiniz ama; Herkes gibi olan, ama kendisi olmayan bir insanların hikayesi budur işte sevgili dostlar.


Kendine Dönüş

Harmoni olarak size bir "kurtuluş reçetesi" sunmuyoruz, çünkü yabancılaşma modern dünyanın doğal iklimine dönüştü; bu yabancılaşmayı solumamak imkansız. Ancak bu havayı ciğerlerimize çekerken neden "boğulduğumuzu" fark etmek de kurtuluşun ilk adımı.


Hataya Yer Açmak: Algoritmalar kusursuz işler. Oysa insan "kusurlu" bir varlıktır. O kusurlardan içeri sızan ışık, bizim gerçekliğimizdir. Kusurları kabul etmek, başarısızlığı kabul etmek, hata yapmaya da hakkımız olduğunu kabullenmek her birimizi kendimizle tutacak ve kendimizle bağımızı güçlendirecektir.


"Nasılsın?" Sorusuna Hakikat Tokadı:

Sosyal normlar "İyiyim" demeyi dayatır. Nezaket ve kibarlık gereğidir iyiyim demek gerekir. Ama bir kez olsun, aynada kendinize nasılsın diye sorun ve gerçekten nasıl olduğunuzu en azından kendinize itiraf edin. Duygularınızı optimize etmeyin. Melankoli, hüzün, keder, öfke… bunların hiçbiri hastalık değil. Bu dünyanın çürümüş insanlarına karşı sağlıklı bir tepkidir.


Boredom (Can Sıkıntısı) Terapisi: Psikoloji araştırmaları, yaratıcılığın ve öz-farkındalığın en yüksek olduğu anların "can sıkıntısı" anları olduğunu gösteriyor. Zihninizin ürettiği o huzursuz edici kaos, aslında sizin bastırdığınız özünüzün çığlıkları. Bir gün boyunca sosyal medyaya girmeyin, televizyon izlemeyin, kendinizle kalın, gün içinde sadece birkaç saat acınızla, kusurlarınızla yüzleşin. Ve kusurlu, acılı kendinizle barışın.


Kendi Enkazındaki Hazine

Gerçeklerle yüzleşmek acı vericidir. Ve tıpkı uykudan uyandığımızda gözlerimizi kısarak etrafa baktığımız gibi, kendimize yabancılaştığımızı hissettiğimiz an kendi gerçekliğimize bakmakta zorlanabiliriz.


Hata yapmaktan korkmayın dostlar. Başarısızlıklarından ve kimseye benzemeyen o "uyumsuz" yanlarınızdan utanmayın. Tüketim toplumlarını oluşturan bu sistem bireyin sadece işlevsel bir parça olmasını ister. Kendine yabancılaşmak, kendi evinde misafir gibi yaşamaktır. Unutma ki anahtar sende. Kapı, o korktuğun kusurlarının, o aklını meşgul edip duran hatalarının, canını sıkan gerçeklerin ve "ben burada ne yapıyorum?" sorusunun arkasında.


Harmoni Kulüp’te oluşturduğumuz destek gruplarında üyelerimizle bir arada şahit olduğumuz hikayeler var. Harmoni Nefes Grubunda tükenmişlik yaşayan biri “Artık hiçbir şey hissetmiyorum.” derken gözleri çok uzaklara dalıyor. Anka grubunda bir kadın “hayır” dediğinde titriyor, çünkü yıllardır ilk kez kendi sesini duyuyor. Harmoni Ateş grubunda yalnızlık çeken biri “ben buyum” dediğinde gözleri doluyor.


Bu yabancılaşma bir hastalık değil. Bu, çağın sana dayattığı büyük yalanların bir bedeli. Ama eğer duyabilirsen aynı zamanda bir çağrı. “Geri dön” diyen. “Kendine dön.” diyen bir çağrı…


Eğer “ben kimim?” sorusu boğazında düğümleniyorsa… Gelin, duygularınızı gömdüğünüz yeri birlikte kazalım. Evet bu canınızı acıtacak. Ama acımadan da iyileşme olmayacak. Ama sonunda aynadaki yüzün sana gülümseyecek. Çünkü sen hâlâ oradasın.


Uyanın. Çünkü modern dünyada oynanan “başkalarının tiyatrosunda” perdeler asla kapanmayacak. Ama sen sahneden inip kendi senaryonu yazabilir, kendi duygularınla yazdığın hikayeni bizzat kendin yaşayabilirsin. Bunu kendine borçlusun.


Not: Kendine yabancılaşma hisleri yaşıyorsanız lütfen bir uzmana başvurun.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page