Kıskanç Biriyim Öyleyse Seviyorum.
- harmonikulup
- 9 Şub
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 gün önce
Psikolojik İhbar Hattı: Kıskançlık
Spinoza’ya göre insan, Sevdiği şeyi kaybetme ihtimali karşısında acı çeker. Freud’a göre kıskançlık; karanlık bir gölgedir.
Kıskançlık Sevginin Kanıtı mı, Yoksa Yok mu?
Sevgili dostlar, hayatımıza giren birini sevmeye başladığımızda, onu kaybetme ihtimali de hayatımıza girmiş olur ve sevdiğimiz birini kaybetme ihtimali, insanın içindeki tüm eski korkuları uyandırır. Kıskançlık duygusu bu korkulara eşlik etmek üzere doğar.
Bugün hâlâ bir çok insan, kıskançlığı sevginin kanıtı gibi görür. Hatta insanların çoğunluğunda şu görüş hakimdir “Kıskanmıyorsa sevmiyordur.” Bizim insanımızın da ilişkilere dair savunduğu teoridir bu; "Seven insan kıskanır."
Bu ifadeler, sevgi duygusuna bağlı bir gerçekliğin mi yoksa, psikolojik bir yanılsamanın mı ifadesidir, buyurun yanıtını birlikte arayalım.

İnsan bilimleri kıskançlığın sevgiyle değil, kaybetme korkusuna eşlik eden ve bu korku tetiklendiğinde ortaya çıkan ikincil duygu olduğunu savunur.
Kıskançlık bir kaybetme korkusudur demek en gerçekçi ifade olabilir. Bu bağlamda “Seven insan kıskanır.” ifadesi, sevgi duygusunu bir mülkiyet nesnesine indirgeyen kültürel bir yanılsama olarak kendini gösterir. Ayrıca Erich Fromm'un dediği gibi; sevgi bir eylemdir sevgili dostlar, sahip olma isteği yada arzusu değildir. Kıskançlık aslında sevgiden değil bir tehdit algısından doğar.
Kıskanmak Doğal mı?
İnsan, sevdiği için değil; sevdiği kişiyi hayatının merkezi yapıp, o merkez sarsıldığında kendi varlığının da yok olacağı hissiyle kıskançlık hissine kapılabilir. Yani "Seven insan kıskanır." ifadesi doğru kabul edilir çünkü sevdiğimiz insanı kaybetme korkusu bir kıskançlık duygusu doğurabilir.
Kıskanılmadığında kendini değersiz hissedenler ise, onaylanma açlığı çeken, kendi varlıklarını ancak bir başkasının "kontrol" menzilinde olduklarında önemli hisseden, çocuk yanlarımızdır. Yani "Kıskanmıyorsa sevmiyordur." ifadesi bir başkasının kontrol merkezinde olma ihtiyacı hissetmeyen bireyler söz konusu olduğunda geçerliliğini yitirir.
Öncelikle "Kıskanma duygusu doğal mı yoksa bize öğrendiğimiz bir his mi?” sorusuna yanıt vermek isterim; Evet her ikisi de… Evrimsel olarak "kaynakları koruma" dürtüsü ne kadar doğalsa, bu dürtüyü bir aşk kanıtı gibi romantik bir çerçeveden inşa etmek de elbette doğaldır.
Geçmişin Yansıması
Görüldüğü üzere insan bilimlerinde kıskançlık tek başına bir duygu olarak kabul görmüyor. Çünkü psikoloji bilimi kıskançlık duygusunun içinde korku, yetersizlik, öfke ve derin bir terk edilme kaygısını barındıran bir "duygusal kokteyl” olarak kabul ediyor.
Bu duygunun asıl adresini partnerin davranışlarında değil, kişinin kendi “kendilik algısı” üzerinden değerlendiriyor. Bu demek değil ki partnerin kıskandıran davranışlarını reddediyor. O noktada da partneri de duygusal ihtiyaçları veya açlığı üzerinden değerlendiriyor. Partner bile isteye kıskandırıyorsa da kıskanan kişinin kendilik algısında olumsuz bir yapı olup olmadığını araştırıyor.
Çocukluk döneminde anne veya babası tarafından duygusal ihmale uğrayan bir çocuk, yetişkinlikte "kaygı dolu" bir bağlanma stili geliştirir. Onun için sevgi, her an elinden alınabilecek kırılgan bir ödül haline gelmiştir. Bağlanma stili kaygılı olan bireyler, sevgiyi ya da sevgiyle ilişki kurulan bireyi kaybetme korkusunu derinden hissederler.
Daha önce aldatılmış birinin kıskançlığı, artık bir karakteristik özellik olarak görülmemelidir. Aldatılan bireyin sinir sistemi bir daha böyle bir zarar görmemek için travmatik bir tepki geliştirir. Evet bu tepki kıskançlık duygusudur. Aldatılan bir birey aslında yaşadığı geçmiş travmay etkisiyle kıskançlık duygusuna kapılmaktadır.
Kıskançlık ve Tehlike Çanları
Kıskançlık ne zaman toksisiteye dönüşür? Cevap; Sürekli olarak partneri "denetleme" arzusu duyulmaya başladığında…
Partnerin telefonunu karıştırmak, sürekli sorgulamak, suçlamak, her adımını takip etmek, yani partneri ilişki içinde nefes alamaz hale getirecek kadar kısıtlama eğilimi göstermek; kıskançlık duygusunu bir sevgi gösterisi olmaktan çıkarır sevgili dostlar. Bu duygu bireyi güç ve iktidar kurma çabasına iter. Dolayısıyla ilişkinin dengesini bozar.
Sürekli kıskanılan birey, zamanla sevgi dolu bir ilişkide değil, üzerinde kontrol edilme baskısını ve özgürlüğünün tehdit altında olduğunu hisseder. Kaçınılmaz olarak kendi içindeki sevgiye savunma mekanizmaları eşlik etmeye başlar. Bir süre sonra da sevgi tükenir, savunma (kaçınma) veya saldırma davranışları görülür.
Sartre bizi şu sarsıcı gerçekle yüzleştirmiştir; İnsan, doğası gereği özgürdür ve bu özgürlük başkaları için her zaman bir belirsizlik kaynağıdır. Fakat gerçek şudur; belirsizlik tehdit algısı oluştursa dahi, karşımızdaki insanın davranışlarını ne kadar kontrol edersek edelim, onun zihnini ve duygularını asla "kontrol edemeyiz."
Gerçek sevgi, aslında tam olarak kontrol etme arzusunu feda edebilme cesaretidir. Birini kaybetme ihtimalini kabullenmek, o sevgiyi zehirlemez; aksine bu ihtimal, paylaşılan her anı daha değerli, daha akışkan ve anlamlı kılmalıdır. Hayat, ölüm olduğu için değerlidir. Özgür birinin yanımızda olmayı seçmesi bir değer ifade etmelidir.
Kıskanmayan Birine Dönüşmek!
Bu mümkündür sevgili dostlar.
Çocukluk döneminde; ihmal edilmiş bir birey, sürekli başka çocuklarla kıyaslanmış bir birey, terk edilme yaşamış bir birey, değersiz hissettirilmiş bir birey daha yoğun kıskançlık duyguları besleyebilir. İlişkilerinde sürekli alarm halindedir çünkü bu alarm sadece "kaybedeceksin" sinyalinden ibaret değildir. Aynı zamanda ihmal edileceksin, kıyaslanacaksın, değersiz hissedeceksin, yine yalnız kalacaksın sinyallerini verir durur.
Kıskanç bir insanın atacağı ilk adım; partnerini kontrol etmek değil, içindeki alarm çanlarını duymasıdır. Çünkü kıskançlığı doğuran bireysel dinamiğin ne olduğu anlaşılmazsa partner ne kadar güvenilir biri olursa olsun kıskançlık hissi ortaya çıkacaktır. O güven hissi genelde, kıskanan partnerde geçici olarak yer edecektir. Güven hissinin kalıcı olması için kişinin kendi içindeki alarmları susturması, geçmişini ilişkiye yansıtmaması ve güven duygusunu sağlam bir yapı olarak yeniden inşa etmesi şarttır.
Kıskançlık krizi başladığında, partnere yüklenmeden önce "Şu an tepeme üşüşen bu kıskançlık krizi geçmişten gelen hangi duygum, hangi korkum?" diye sormak önemlidir.
Unutulmamalı ki sevgili dostlar; kıskançlık tek bir duygu değildir. Duygusal bombardımandır. Korku, öfke, değersizlik, yetersizlik, kaybetme kaygısı… Çoğu insan bu duygularla temas etmek yerine, kıskançlığı öfke yansıtma ve partneri kontrol etme davranışıyla yaşar.
Dolayısıyla; Kendine sorduğu “Kıskançlığın altındaki temel korku ne?” soruya yanıt ararken partneri suçlamadan rahatsızlığını dile getirmeli. “Bana yardım et. Bunu birlikte çözelim." diyerek partneriyle konuşmaya çalışması önemlidir. Çünkü kıskançlık ortaya çıktığında kontrolü bırakmalı, sadece duyguyu tanımlamalıyız.

Bir ilişkide sevgi, insanı büyütür sevgili dostlar. Korku ise ilişkiyi yok eder. Sevgi insanlara alan açar, korkular insanları hapseder. Bir ilişkide sürekli kıskançlık varsa, orada sevgiyle değil, korkuyla kurulan bir bağ vardır. Kıskançlık duygusunu duygusal bir rehbere dönüştüren birey aşkta kazanır.
Kıskançlık insancadır. Ama kutsal olan sevgidir. Kıskançlık sevginin kanıtı değildir. Korkunun kanıtıdır. Ve gerçek sevgi şudur; Onu kaybetme ihtimaline rağmen, onu özgür bırakmak. Çünkü sevgi, sahip olmak değil, her gün, yeniden, durmadan ve özgürce birlikte olmayı seçmektir.
Özgür bıraktığınız insan sizi seçmiyorsa, kazanan yine sizsiniz. Sevgi hak etmeyen birine heba edilecek bir duygu değildir.
Okuduğunuz için teşekkürler. Sevginizi hak eden insanlarla ve hak ettiğiniz sevgiyi tadarak var olun dilerim. Daha doğrusu; herkes kalbinin ekmeğini yesin 🙂
Görüşmek üzere
Cemal M. Bulut




Yorumlar