top of page

Mutsuzluk Salgını; Ego Yamyamlığı

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 13 Mar
  • 9 dakikada okunur

HARMONİ KULÜP • MUTSUZLUK SALGINI SERİSİ • YAZI 2

Narsistleşen Bir Toplumun Anatomisi ve Canavara Dönüşmenin Hikayesi


Empati kurmak, fedakarlık yapmak artık enayilik olarak görülüyor? Sınır koymak zorbalık olarak algılanıyor? Eğer bu sorulara siz de “evet bence de öyle” diyorsanız sevgili dostlar, bu yazı, neden “evet öyle” dediğinizi anlatıyor.


Biliyorsunuz ki Mutsuzluk Salgını serisinde mutsuzluğun anatomisini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.


Ve mutsuzluğun en sinsi kaynaklarından biri bağ kuramamaktır. Yalnızlıktır. Duygusal temasla paylaşmaktan yoksunluktur. Narsistleşen bir kültür, bu kaynakları kurutur. İnsanları birbirine yaklaştıran empatik köprüleri yıkar, sosyalleşme kapasitesine zarar verir. Sonuç; Kalabalığın ortasında, ilişkilerin içinde derin bir mutsuzluk.

Birine gerçekten karşılık beklemeden, sadece doğru göründüğü ve olması gerektiğine inandığınız için yardım ettiğinizde çevrenizdeki insanlardan olumsuz eleştiri aldığınız oluyor mu?

“Seninki iyilik değil, enayilik.” eleştirisi duyuyor musunuz?

“O kadar safsın ki, herkes seni kolayca kullanır.” diyorlar mı size?


Bana defalarca ama defalarca dediler. En yakınımdaki insanlarda belki de binlerce kere duydum bu sözleri.

Babam, şirketimde yıllarca emek vermiş iş arkadaşlarımla patron-çalışan ilişkisi kurmadığım için “Sen çok iyi niyetlisin. Böyle işletmecilik olmaz.” demişti bana...


Ama eski çalıştığım şirkette bize nefes aldırmayan şefimiz, askerde her fırsatta işlerini bana kakalayan meslektaşım, beni sürekli gereksiz merhametle suçlayan arkadaşım için çevremde “Akıllı adammış, işi biliyormuş, zaten öyle olmalıydı vb.” övgüler almıştır.


Kim haklı bilmiyorum. Tek bildiğim şu; bu çağda empati, vicdan ve merhamet onaylanmıyor, kabul görmüyor. Sertlik, vicdansızlık, acımasızlık neredeyse övgü malzemesi haline geliyor, doğru bulunuyor.

Sizce bu övgüye mazhar hale gelmiş kalıpların var olduğu toplumda bireyler neye dönüşür sevgili dostlar?


Narsisizm Nedir — Ne Değildir

'Narsist' kelimesi bugün o kadar çok kullanılıyor ki, gerçek anlamını neredeyse tamamen yitirdi. Sevilmeyen bir insan narsist. Eski sevgili narsist. Patron narsist. Arkadaş narsisti. Anne/Baba narsist. Bu kadar geniş bir kullanım, kavramı hem sulandırıyor hem de tehlikeli biçimde; Beğenmediğimiz her davranışın ardından bireylere yapıştırabileceğimiz bir etiket halini alıyor.


O yüzden önce bir ayrım yapmalıyız bence. Klinik narsisizm ve kültürel narsisizm. (Bu terimlerin bilimsel bir karşılığı yoktur. Anlaşılması için böyle aktarma ihtiyacı duydum.)


Narsistik Kişilik Bozukluğu nedir?

Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB), ruhsal bozuklukların tanı kriterlerini belirleyen temel referans kaynağı DSM-5'te anlatıldığı haliyle şöyledir;


Kronik ve işlevselliği bozan biçimlerde, büyüklenmecilik, sürekli üstünlük hissi, empati yokluğu, hayranlık ihtiyacıdır.


Nüfusun yaklaşık yüzde 5-6'sını etkiler. Tanısı, Twitter'da değil, Instagram’da değil, eğitimli bir klinisyen tarafından konabilir. Önüne gelen, herhangi bir kibirli davranışa, herhangi bir ego yansıtmasına, herhangi bir ben odaklı davranışa veya savunmasına narsisizm diyemez. Dememelidir.


Görseldeki etkileşim avcısı ruh hastaları gibi belirli maddelerle davranış örüntülerine yalan yanlış savunma tavsiyeleri verilmemelidir.


Psikolog Jean Twenge ve W. Keith Campbell'ın 'The Narcissism Epidemic' adlı araştırması, 1980'lerden bu yana ölçülen narsistik özellik puanlarının nesiller arasında sürekli yükseldiğini gösteriyor.


37.000 üniversite öğrencisi üzerinde yaptıkları araştırmaya göre, 2006-2009 yılları arasında Amerikan üniversite öğrencilerinin yüzde 65'i, 1980'lerin ortalamasının üzerinde narsistik puan aldı.


Twenge'nin 2017 yılı 'iGen' araştırması, sosyal medyayla büyüyen neslin hem daha yüksek narsistik özellik hem de daha yüksek kaygı ve depresyon puanı taşıdığını gösterdi.


Çelişkili görünüyor değil mi? Ama değil sevgili dostlar.

Çünkü narsisizm ve psikolojik acı, birbirini besler.


Ipsos 2024 araştırması, Türkiye'de sosyal karşılaştırma baskısının Avrupa ortalamalarının üzerinde seyrettiğini gösteriyor. “Başkasından daha iyi görünmek.” ile “Gerçekten iyi olmak” arasındaki mesafe giderek açılıyor. Çünkü kıyaslıyor, taklit ediyor, taklit ederken daha iyisi için performans gösteriyoruz.


Bu yazı, kültürel narsisizmi konu alıyor sevgili dostlar. Çünkü klinik tanı koymak psikiyatristin işi. Ama kültürel iklimi anlamak hepimizin işi…


Psikanalist Heinz Kohut’a göre narsisizm, özünde bir patoloji değildir. Gelişimsel bir ihtiyaçtır. Her çocuk, görüldüğünü hissetmek ister. Sürekli olarak anne babaya “Bana bak, beni dinle, beni duy, beni onayla.” der çocuk. Talepler sıralar. Kendini gösterir. Anne ve babanın gözünün içine bakar. Görülme ve onaylanma ihtiyaçları karşılanan çocuk, zamanla kendi içsel değer duygusunu geliştirir. Yetişkinliğe doğru başkasının onayına muhtaç olmaktan çıkar.


Peki bu ihtiyaç karşılanmazsa ne olur? Ya çocuk yeterince görülmezse, yeterince sevilmezse, ya da yalnızca 'başarısına' göre değer görürse?


"Narsisizm, sevilme ihtiyacının karşılanmadığı yerde inşa edilen bir kale duvarıdır. Dışarıdan gösterişli görünür. İçeriden bakıldığında harabedir." Heinz Kohut

Narsisizm Testimizi çözmek ister misiniz? Yanıtınız evet ise tıklayınız

Testimiz "Görülme İhtiyacı, Benlik Merkezlenmesi, Empati Kapasitesi, Haklılık Hissi, Eleştiriye Duyarlılık,

Benlik Koruma Mekanizması, İlişkisel Karşılıklılık, Öz Yüzleşme ve Sorumluluk" alanlarında rapor sunar.

Ego-Yamyamlığı: Toplum Kendini Nasıl Tüketiyor

Toplumun empatik, özgün, savunmasız olabilme kapasitesini kendi içinde tüketmesine ego yamyamlığı diyorum ben sevgili dostlar. Güçlü görünmek için zayıfı yutmanın normalleştiği, görülmek için çabalarken başkasını görmemek, değerli hissetmek için başkasını değersizleştirmekten çekinmemek… Yıllardır eğitimlerde kullandığım "Ego yamyamlığı" metaforunun anlatmak istedikleri budur.


Bu metafor abartılı geliyorsa, düşünün sevgili dostlar; Son yıllarda insanlar birbirlerinin başarılarına kıyaslama ihtiyacı duymadan, kıskanmadan, seviniyor mu sizce? Çevrelerindeki insanların acısına değer veriyor mu artık insanlar? Yeni tanıştığımız insanlarla bir aradayken kendimizi, etiketsiz, statümüz olmadan ve performans sergilemeden, gösterebiliyor muyuz? “Gösterdik” diyelim… olduğumuz haliyle kabul görüyor muyuz?


Sosyal medya bu dinamiği her geçen gün daha da güçlendiriyor. Artık her saniye bir performans sahnesi. Kahvaltı sofrasını fotoğrafladın mı? Sahildeki fotoğrafına kaç beğeni geldi? Acını etkileyici cümlelerle yazabildin mi? Görünürlük ekonomisinde sevinç, yas, ilişki birer içerik hammaddesi haline gelmedi mi?


Ve en tehlikeli olan şu; Gerçek duygu ile performatif duygu arasındaki sınır bulanıklaştı. İnsanlar neyi hissettiklerini değil, neyi hissetmeleri gerektiği düşüncesine göre paylaşım yapıyor. Bu bulanıklık insanın özgün duygu kapasitesini aşındıran en tehlikeli körlük semptomudur sevgili dostlar. Bu bulanıklık, bireysel farkındalığın en sinsi düşmanıdır.


Ve işte burada narsistleşen kültürün mutsuzluğa giden yolu açılıyor. Narsistik iklimde yaşayan bir insan, sürekli onay peşindedir ama onay asla yetmez. Çünkü içsel bir değer duygusu inşa edilmemiştir; dışarıdan gelen her alkış, bir sonraki alkışa olan ihtiyacı büyütür. Bu, Mutsuzluk Salgını'nın birinci yazısında konuştuğumuz hedonik adaptasyonun ilişkisel karşılığıdır: Ne kadar beğeni, ne kadar hayranlık, ne kadar üstünlük doyurucu olmuyor. Çünkü ihtiyaç değil, arzu besleniyor.


Twenge'nin verilerine göre narsistik özellik puanı yüksek bireyler, kısa vadeli özgüven patlamaları yaşasa da uzun vadede daha yüksek kaygı, daha derin yalnızlık ve daha düşük yaşam doyumu bildiriyor. Yani narsisizm, mutluluğun zırhı olsa da mutsuzluğun da ana kaynağı oluyor.


Türkiye'de narsistik kültürün kendine özgü bir biçimi var; Güç gösterisi.

Arabası, evi, giyimi, statüsü, sevgilisi, kocası, yemek masası, sunumu... insanlarımızın sahip olduğu her şey kimliğin dışa vurumu haline geldi. Kaçınılmazdı çünkü nesneye sahip olarak görünme arzusu insanın nesneleştirir. Ve bizim coğrafyada sahip olunanları göstermek “değerli” olmakla özdeşleşti.


Bu kültürde “Bilmiyorum” demek, “Hata yaptım.” demek, insani bir zayıflık göstermek ciddi bir sosyal risk taşıyor. Ve bu risk, insanları hem gerçek duygularından hem de birbirinden uzaklaştırıyor. Psikolojik sorunların % 70’leri aştığı ülkemizde yardım arama oranının yüzde 12,4'te kalmasının en önemli nedenlerinden birisi bu.


Güçsüzlüğün, güç gösterisi yapma zorunluluğu karşısında yetersizlik olarak damgalanması, Ruh sağlığına erişimi en az kamusal yetersizlik ve ekonomik koşulların zorluğu kadar etkiliyor.


Savunma Olarak Narsisizm: Canavara Dönüşmenin Hikâyesi

Şimdi bu yazının en önemli bölümüne geliyoruz. Yıllardır sözde psikologlar, sözde psikiyatristler (işini layıkıyla yapanlara selam olsun) kamerayı ve mikrofonu gördüğü yerde narsist insanları bir canavar gibi anlattı. Kötülüğün, şeytanlığın baş temsilcisi ilan ettiler.

Çünkü kurban psikolojisiyle nefes alıp veren insanlardan oluşan bir toplumda “kanca” atarak insanı öpmek çok kolay. Popüler olmanın, danışan potansiyelini artırmanın en kolay yolu da başkasını suçlayacakları alan açan içerikler üretmekti.


Oysa narsistleşmiş insanları suçlamak kolay. Kurbanları düşünürsek bu elbette gerekli. Ama yeterli değil.


Çünkü suçlamak, anlama gereksinimini ortadan kaldırır. Sevgilisi “hayır” dediğinde onun neye ve neden sınır çizdiğini, nerede alan ihlali yaptığını anlamaya çabalamak yerine “Sevgilim narsist.” demek daha kolay. Çünkü suçlamak anlama sorumluluğuna engel... Oysa anlamadan, neyi değiştirmemiz gerektiğini de anlayamayız. Ama gerçek şudur; Narsistler, bir gecede sigara bırakır gibi empati yapmayı bırakmaya karar vermezler.


Otto Kernberg, narsistik yapıyı ikiye ayırmıştır sevgili dostlar. Biri büyükelnmeci narsisizmdir, diğeri kırılgan narsisizmdir;


Büyüklenmeci narsisizm “Ben her şeyi bilirim, ben en iyiyim, benim dediğim olmalı.” diyendir. Olumsuz eleştiriyi, eleştirinin ifadesinden bağımsız olarak, kendisine saldırganlık şeklinde algılar. Empati yoktur. Hayranlık duymaz. Kendisine hayran olunmalıdır. Çünkü buna layık biridir. Psikoloji tabiriyle “İç yüzey, görkemlidir.”

Çocuklukta abartılı onay ve ilgi görmüştür (özellikle anne ilgisi). Bir zaman sonra bu onay ve ilgi ortadan kaybolmuştur. (erken yaş anne-baba kaybı, abartılı ilgi gösteren kişinin ölümü, boşanma vb.)


“Oğlum en iyisini yapar, kızım her şeyin en iyisini hak ediyor.” ifadelerinin her konuda, sürekli ve hiç durmadan abartılı biçimde çocuğa yansımasının faturasıdır.


Kırılgan narsisizmde ise birey kolay incinir. Olumsuz eleştiride görmezden gelindiğini hisseder. Küserek cezalandırır. Beni gör çığlığı atar. Gerçek bir iç değer duygusuna sahip değildir. Sürekli başkasının onayını talep eder. Tüm davranışlarını bu onaya göre şekillendirir. Psikoloji tabiriyle “İç yüzey, hassastır.” Çocuklukta yeterince onaylanmamış bir benliktir. İhtiyacı olan ilgi ve bakımı alamamış, sürekli güvensizlik hissetmiştir.


Evinde duygularını gösterdiğinde duyulmamış, reddedilmiş, alay edilmiş bir çocuktur. Başarısız olduğunda anne ve babasından destek görememiş ergendir. İlgi ve sevgiyi sadece bir koşul yerine getirdiğinde görmüştür.


Sizce bu insanlar zamanla neye dönüşür sevgili dostlar?


Bu çocuklar (ve ergenler) için duyguyu göstermek risklidir. Yardım istemek zayıflıktır. Sevgi, koşullu alınan ve verilmesi gereken bir şeydir. Güven, hissedilmesi imkansız bir duygudur. Ve bu öğrenmelerin üzerine bir kişilik (zırhlı) inşa edilir. Zırh, acıyı dışarıda tutar. Tıpkı sevgiyi, bağı ve aidiyeti dışarıda tuttuğu gibi…


Narsistleşen toplum, çok acı çekmiş ama acısını göstermeyi öğrenememiş bir toplumdur. Slavoj Zizek


Türkiye'de bu dinamikler, tarihsel bir biçimde yaşamın getirdiği yüklerle de güçleniyor. Köyden kente göç ve uyumlanma çabası, deprem travmalarımız, ekonomik belirsizlikler, siyasi kutuplaşma, Türk-Kürt kavgası, dindar, seküler ayrışması, menemen soğanlı mı olur soğansız mı olur tartışması… Tüm bunlar, bireysel ve kolektif savunma mekanizmalarını her geçen gün daha da güçlendiriyor.


Ve bu tür kalıplaşmış savunma mekanizmaları yorgun insanlar üretiyor. Türkler Kürt nefretiyle Kürtleri savunmaya itiyor. Nasıl savunuyor kendini Kürt? Türk nefretiyle. Kürt'ün Türk nefretini gören Türk ne yapıyor? Kendini savunuyor. Nasıl? Kürt nefretiyle...


Zırh giymiş, içinde hâlâ görülmeyi bekleyen, ama bunu nasıl isteyeceğini unutmuş insanlar, nasıl canavara dönüşüyor sanıyorsunuz siz dostlar?


Yaşasın halkların kardeşliği neden bu kadar zorunuza gidiyor hiç düşündünüz mü?


Ben de mi Narsistim? (Aynalama)

Şimdi size rahatsız edici bir şey sormak istiyorum.

Bu yazıyı okurken "hayatımdaki şu kişi narsist." diye düşündünüz mü? Muhtemelen evet. Bu normal ve böyle düşündüyseniz o ilişkinin üzerine düşünceleri yoğunlaştırmanızı şiddetle tavsiye ederim.


Peki kendinizi gördünüz mü?

Cevabınızın “evet” olması normal. (Hayır dediyseniz gerçeği inkar etmiş olmayın da, gerisi önemli değil).

Kendinizi görmeniz normal, çünkü narsisistik örüntüler yalnızca narsist bireylere özgü değildir. Herkesin içinde farklı biçimlerde ve yoğunlukta narsist davranış örüntüleri görmek mümkündür.


Bu soruları kendinizi kötü hissetmeniz için sormadım. Ayna tutmamın tek sebebi; Bu soruları kendi kendine sorabilen biri, zaten narsistik bir yapıya sahip değildir. Çünkü narsistik yapının en temel özelliği, bu soruları aklının ucundan geçirmemesidir. Narsistlerin % 8'i kendine "Ben narsist miyim acaba?" diye sormaktadır."


Kendinizi görebilme çabanız cesaret örneğidir. Ve o cesaret, Mutsuzluk Salgını serimizin ana hedefidir.


Empati: Zayıflık mı, Direniş mi?

Empati konusunda altı çizilmesi gereken şeyler var;

Empati sınırsız bir fedakarlık yapmak değildir. Empati, kendi duygularımızı yok sayarak başkasının duygularını var etmek değildir. Hatta empati, her acıyı üstlenmek, her soruna çözüm üretecek bir mekanizma da değildir.


Bu yanılgı, empatiyi hem yorucu hem de tehlikeli kılıyor. Ve pek çok insan, bu yorgunluğa kapılarak bir süre sonra empatiyi tamamen kapatıyor.


Cioran'ın sessizliğine veya Pavese'nin yaşama uğraşındaki karanlığa yakından bakarsak, empatinin şu yönlerini dikkate almalıyız; Empati, ötekinin cehennemine kesilmiş tek yönlü bir bilettir. Başkasının acısını hissetmek, kendi acınızdan kaçmak için bir sığınak ise, empati elbetteki bir lanettir.


Empati Nedir?

Empati tek bir duygu, basit bir yetenek değil, katmanlı bir mekanizmadır sevgili dostlar.


Paul Bloom 'Against Empathy' adlı çalışmasında duygusal empati ile bilişsel empatinin farkını ortaya koymuştur.


Duygusal empati: Karşıdakinin acısını hissetmektir. Güçlü ama yorucudur. Uzun vadede tükenmişliğe yol açabilir.

Bilişsel empati: Karşıdakini anlamaktır. Onun duygusunu hissetmek zorunda kalmadan anlamakdır. Daha kararlı, daha etkin, daha sağlıklıdır.


Daniel Siegel sağlıklı empatinin karşıdakini hissetmek, anlamak ama bunu yaparken kendin olmaya devam etmek olduğunu söylemiştir.


Empati, insanı tüketmemeli, büyütmelidir. Sınır, empatinin reddi değil, onu koruyan şey olmalıdır.

Narsist bir kültürde empati kurmak, bugün aktif bir seçim halini aldı sevgili dostlar. Çünkü toplumu oluşturan bireylerden gelen mesajlar bunun tersini iddia ediyor. Özellikle bizim toplum, empatik kapasiteyi tüketen mesajları kolayca benimsiyor. O yüzden empatiyi seçmek, bu çağda bir direniş eylemi haline geliyor. Narsist bir iklimde insan kalabilmenin en güçlü eylemi de empati oluyor.


"Kötüler kötü doğmaz. Kötüler yetiştirilir. Ve herhangi bir iyi, kötüyü anlayarak o yetiştirilme sürecini durdurabilir." - Nietzche


Yaralı Toplum Yalnız İyileşmez / "Ben" mi "Biz" mi?

Bu yazı narsistik kültürün nasıl çalıştığını anlatmak amacıyla yazıldı sevgili dostlar. Empati erozyonunun nasıl ilerlediğini anlatmaya çalıştı. Ve belki en önemlisi: Narsistleşmenin ahlaki bir çöküş değil, görülmemiş, sevilmemiş, güvensiz hissettirilmiş insanların inşa ettiği bir zırh olduğunu göstermeye çalıştı.


Ayrıca bu yazı, yıkıcı olan hiçbir narsistik davranışı mazur görün mesajı taşımıyor. Ama yıkıcı davranışların hepsine narsistik demenin ne kadar yanlış olduğunu ifade etmeye çalışıyor. Toplumumuzun % 75’i narsisistik eğilim gösteriyor. Bu insanlarla bir aradayız. Hayatımızın her yerindeler. Onları anlamak zorundayız. Çünkü anlamak, hem o insanlarla ilişki kurmak hem de kendimizde o örüntüleri görmek için tek ihtiyacımız olan şey.


Unutmayınız ki dostlar; Narsisizm, bireysel bir sorun değildir. İlişkisel bir sorundur. İçinizden herhangi biri narsistmiş değilmiş benim için ne önemi olabilir ki? Eğer sosyal bir ilişki içinde değilsek bana ne zararı dokunabilir? Ama sosyal çevremizdeki narsisizm bizi ilgilendiriyor çünkü onlarla ilişki halindeyiz.


Çünkü yeterince görülmemiş biri, başkasını da göremiyor. Yeterince sevilmemiş biri, sevmeyi de öğrenemiyor. Bu bir zincir. Ve bu zincir psikososyal bir varlık olan insanın en temel mutsuzluk kaynağı.


Bu kaynak tek başına kırılamaz. Biri size "Seni anlıyorum." dediğinde ve gerçekten anlaşılmış hissettiğinizde bir kapı açılır içinizde. O kapı açıldığında, zırhın içindeki karanlığa ışık tutar.


Bu yazıda anlatılanlar tam olarak budur. Birbirini gerçekten görebilen, birbirinin yarasını anlayabilen, birlikte daha sağlıklı bir zemin kurabilen insanlar olmaya ne kadar ihtiyaç duyduğumuzdur. Bu seri, o zeminin taşlarını döşemek için kaleme alınmaktadır.


Ve Empati… İnsan olmanın ham gerçekliğidir. Bir başkasının varlığını, tüm karmaşası ve melankolisiyle kendi zihnimizde misafir etmektir. Bu misafirlik bazen bitmek bilmeyen bir yas gibi de olsa iki kişi arasındaki tek şölendir. Çünkü insanın, "ben" olmayan birine dokunma çabasıdır.


Ama unutmamak gerekir ki sevgili dostlar; başkasının hayatını anlamak başka, o hayatın içinde boğulmak başka bir şeydir. Boğulmak kimseye faydası olan bir şey değildir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Mutlulukla, sevgiyle, anlayışla kalın. Cemal M. Bulut


Kaynakça & Referanslar

• Twenge, J.M. & Campbell, W.K. (2009). The Narcissism Epidemic: Living in the Age of Entitlement. Free Press.

• Twenge, J.M. (2017). iGen: Why Today's Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious, More Tolerant, Less Happy. Atria Books.

• Kernberg, O.F. (1975). Borderline Conditions and Pathological Narcissism. Jason Aronson.

• Kernberg, O.F. (1984). Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. Yale University Press.

• Kohut, H. (1971). The Analysis of the Self. International Universities Press.

• Kohut, H. (1977). The Restoration of the Self. International Universities Press.

• Bloom, P. (2016). Against Empathy: The Case for Rational Compassion. Ecco Press.

• Siegel, D.J. (2010). The Mindful Therapist. W.W. Norton.

• Siegel, D.J. (1999). The Developing Mind. Guilford Press.

• Lowen, A. (1983). Narcissism: Denial of the True Self. Macmillan.

• Lasch, C. (1979). The Culture of Narcissism: American Life in an Age of Diminishing Expectations. Norton.

• Cüceloğlu, D. (2016). Mış Gibi Yaşamak. Remzi Kitabevi.

• Maslach, C. & Leiter, M.P. (1997). The Truth About Burnout. Jossey-Bass.

• AXA & Ipsos (2024). Ruh Sağlığı Raporu 2024: 16 Ülke Karşılaştırmalı Araştırma.

• Meditopia (2025). Türkiye Ruh Sağlığı Endeksi 2025.

• TDK (2024). Yılın Kavramı: 'Kalabalık Yalnızlık'.


harmonikulup.com • Mutsuzluk Salgını Serisi • Yazı 2 / 6

 
 
 

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page