Narsisizmin Yeni Yüzü: Dijital Aynalar
- harmonikulup
- 23 Oca
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 Şub
Merhaba sevgili dostlar,
"Narsisizm" kelimesinin bu kadar popülerleşmesi sadece bir kavramın modasıyla ilgili değil; insanlığın "karakterden kişiliğe" doğru geçirdiği büyük ve sancılı bir evrimle ilgili.
Bu yazımızda narsisizmin evrimini birkaç derin katmanda inceleyeceğiz.

İnsan Bilimleri Yalan Söylemez; Narsisizm Epidemisi
Öncelikle gerçeğin altını çizelim. Narsisizmin karakterden kişiliğe evrimi, ölçülebilir bir değişimin tanımı. Psikolog Jean Twenge ve Keith Campbell, son 30 yıl süreyi aşan geniş çaplı araştırmalarında (özellikle Narcissistic Personality Inventory - NPI verileriyle), narsisistik puanların üniversite öğrencileri arasında obezite kadar hızlı bir artış gösterdiğini saptadılar.
Bu araştırmada dikkat çeken kritik değişim şu oldu; Eskiden narsisizm, bir "kişilik bozukluğu" olarak toplumun çok küçük bir kesimini ilgilendiren klinik bir durumdu. Bugün ise, "kültürel bir norm" haline geldi. Yani artık narsisistik özellikler sergilemek, modern dünyada "gereklilik" gibi yaşatılıyor.
Karakterden Kişiliğe Geçiş
Tarihçi Warren Susman, 20. yüzyılın başlarında Batı kültürünün bir "karakter kültüründen", "kişilik kültürüne" evrildiğini söyler.
Karakter Kültürü: Erdem, dürüstlük, görev ve içsel değerlere odaklanır. "Ben kimim?" sorusuyla ilgilenir.
Kişilik Kültürü: Karizma, etkili olmak ve dış görünüşe odaklanır. "Başkaları beni nasıl görüyor?" sorusu merkezdedir.
Bugün narsisizmi bu kadar sık duymamızın nedeni, bu "kişilik kültürü"nün dijital çağ ile beraber zirveye ulaşması olarak değerlendiriliyor. İnsan bilimleri açısından baktığımızda; artık insanın değeri, "içeride ne olduğu" ile değil, "dışarıya ne yansıttığı" ile ölçülüyor. Bu da narsisizmi bir virüs gibi yayıyor insanlara.
Dijital Aynalar ve "Sürekli Onay" Döngüsü
Psikanalist Heinz Kohut, narsisizmi bir "aynalanma ihtiyacı" olarak tanımlar. Her çocuk, değerli olduğunu hissetmek için ebeveyninin gözünde kendini görmelidir. Modern dünyada ise ebeveynin yerini "sosyal medya takipçileri" aldı.
Çünkü sosyal medya; 7/24 erişebildiğimiz, bize ne kadar "beğenildiğimizi" söyleyen dijital aynalar. Eskiden bir narsistin hayran kitlesi bulması zordu; şimdi ise her birimiz kendi dijital krallığımızda birer "mikro-ünlü"yüz. Bu teknolojik yapı, insan ruhundaki narsisistik çekirdeği sürekli uyararak onu bir haz mekanizmasına dönüştürdü.
Bir Hayatta Kalma Stratejisi Olarak Narsisizm
Sosyolojik açıdan baktığımızda, toplumdaki "güvencesizlik" arttıkça narsisizm de artar. İnsanlar kendilerini savunmasız hissettiklerinde, bir tür "sahte kendilik" (false self) inşa ederler. Bu sahte kendilik, kırılmaz, kusursuz ve her şeyi bilen bir zırhtır.
Bugün narsisizmi bir "salgın" gibi konuşuyoruz çünkü modern yaşamın rekabetçi, empatiden yoksun ve hız odaklı yapısı, bireyi "ya narsist ol ya da kalabalıklar içinde kaybol" ikilemine sürüklüyor. Bu bir tesadüf değil; sistemin, bireyi hayatta kalmak için başkalarını nesneleştirmeye (Makyavelizm) ve sadece kendi hazzına odaklanmaya (Hedonizm) zorlamasının bir sonucudur.
Dolayısıyla; Narsisizm kelimesini daha sık duyuyoruz çünkü artık bu kavram, marjinal bir klinik durum değil; toplumsal bir işleyiş. Değişen şey sadece kelime değil; insanın kendisiyle, ötekiyle ve hakikatle kurduğu bağın niteliği. Aynada gördüğümüz görüntü, arkasındaki insanı yutmaya başladı sevgili dostlar
Dijital çağ narsisizmi arttırdı mı, yoksa sadece görünür mü kıldı?
Bu soru, sosyal psikoloji ve teknoloji felsefesi dünyasında en çok tartışılan "tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?" ikilemlerinden bir tanesi. Ancak insan bilimlerinin verilerine ve çağın sosyolojik dokusuna baktığımızda, yanıtın her ikisini de kapsayan ama daha derin bir "mutasyon" olduğunu söyleyebiliriz.
Dijital çağın narsisizm üzerindeki etkisini şu dört temel başlıkta analiz edebiliriz:
Görünürlük: Narsisizmin Demokratikleşmesi
Eskiden narsisistik bir sahne bulmak zordu. Bir kitleye hitap etmek için siyasetçi, sanatçı ya da çok zengin biri olmak ya da bir topluluğa öncülük etmek gerekiyordu. Dijital çağ, narsisizmin "sahne" ihtiyacını demokratikleştirdi. Eskiden mahalledeki kahvehanede veya akşam yemeğinde kendini öven "o adam", bugün binlerce takipçili bir hesabın sahibi.
Dolayısıyla evet, görünürlük devasa bir artış gösterdi. Sosyal medya, narsisistik eğilimleri olan bireyler için kusursuz bir "doğal yaşam alanı" (habitat) işlevi görüyor.
Çoğalma: Sera Etkisi (Greenhouse Effect)
Ancak sadece görünür kıldığını söylemek, teknolojinin insan beyni ve karakteri üzerindeki dönüştürücü gücünü hafife almak olur. Sosyal Psikoloji alanındaki araştırmalar (Sosyometre teorisi üzerine yapılan araştırmalar) gösteriyor ki dijital çağ, narsisizmi sadece sergilemekle kalmıyor, onu besliyor ve büyütüyor.
Her "like" ve "takip", beyindeki ödül merkezini uyarır. Psikolog Mark Leary’e göre, öz saygımız çevreden gelen onaya bağlı bir ölçüm cihazı gibi. Dijital çağ bu cihazı çalıştırıyor. Sürekli dış onay arama, sağlıklı bir öz saygı yerine narsisistik bir kırılganlığı (fragile high self-esteem) tetikliyor.
Ayrıca insan, kendini kıyaslayarak öz değer yargısı oluşturan bir varlık. Eskiden sadece komşumuzla kıyaslarken, artık tüm dünyayla kıyaslayabiliyoruz. Bu rekabetçi ortamda hayatta kalmak için birey, narsisistik bir savunma mekanizması olarak "sahte ve mükemmel bir benlik" (persona) inşa edebiliyor.
Mutasyon: Karakterden "Profil"e Dönüşüm
Belki de en önemlisi, narsisizmin doğasının değişmesidir. Sosyolog Kenneth Gergen, "Doymuş Benlik" (The Saturated Self) kavramıyla bunu açıklar. Dijital dünyada o kadar çok "yansıma"mız var ki, gerçek bir "öz" (core self) kalmıyor.
Birey artık kendi hayatını yaşamak için değil, kaydetmek ve sergilemek için kurguluyor. Bu durum, narsisizmi bir "kişilik bozukluğu" olmaktan çıkarıp, toplumsal bir "varoluş biçimi" haline getiriyor.
Harmoni Bakış Açısıyla Özetlersek:
Dijital çağ, insanın içindeki o küçük narsisistik çekirdeği aldı ve onu devasa bir seraya koydu. Nemini (takipleşme), ışığını (beğeniler) ve gübresini (algoritmalar) vererek onu insanın benliğini, kişiliğini ve karakterini saran devasa bir sarmaşığa dönüştürdü.
Sonuç olarak dijital çağ; narsisizmi sadece görünür kılmadı, onu ödüllendirdi, teşvik etti ve karakterimizin bir parçası haline getirecek şekilde yeniden tasarladı. Artık ayna sadece duvarda değil; cebimizde, elimizde ve zihnimizin tam ortasında.
Dijital Narsisizmin Gölgesinde İlişkiler
Yukarıda saydığımız her şey, modern ilişkilerin doğasını derinden sarsan, çok güçlü bir dönüşüm. Ekranlar aracılığıyla kendimizi sürekli bir "ürün" gibi pazarlama hali, karşımızdakini bir "özne" olarak görme yetimizi zayıflatıyor. Bu durum da bugün pek çok insanın hissettiği o "bağ kuramama" sancısının birer parçası.
Dijitalleşen benlik algısının ilişkilere etkisi: "Görülme" Açlığı ve "Görmeyi" Unutmak
Dijital dünya, bizi kendi hikayemizin hem başrolü hem de yönetmeni yaptı. Eskiden bir ilişkide "görülmek", partnerimizin kalbinde, bakışlarında, davranışlarında değerimizi hissetmek demekti. Şimdi ise bu ihtiyaç, binlerce yabancının "beğeni"sine devredildi.
Denge Neden Bozuldu?
Beğeni ve yorumlar, beyinde dopamin salgılanmasını sağlar. Bir partnerin derin onayı, sosyal medyanın gürültülü ve niceliksel onayıyla yarışamıyor. Bu yüzden "beğeni" arzusu bir bağımlılığa dönüşürken, karşımızdakini gerçekten "görmek" (onun ihtiyaçlarını, acılarını, varlığını fark etmek) sorumluluk alanından kaçışı beraberinde getirmiş oldu.
İdeal Benlik Sunumunun Gerçekliğe Bedeli
Sosyal medyada yarattığımız "ideal benlik", hayatımızın en iyi anlarından oluşan sahneler bütününden ibaret. Ancak gerçek ilişkiler, o sahnelerin ardında yaşanandır; yani zorlukta, yorgunlukta ve kusurlarda...
İnsanlar, dijital vitrinine o kadar çok yatırım yapar oldu ki, partneri onun dağınık, zor ve kusurlu yanlarını gördüğünde, birey kendini "deşifre olmuş" ve "yetersiz" hissetmeye başladı.
Sadece kendi sunduğumuz ideal benlikle değil, başkalarının sunduğu "sahte mükemmel" hayatlarla da partnerimizi kıyaslamaya başlarız. Bu da mevcut ilişkinin değerini düşüren korkunç büyük bir yanılsamalar oluşturur.
Narsisizm ve Bağ Kuramamak
Sağlıklı bir bağın yakıtı savunmasızlık (vulnerability) anlarda bile karşılıklı sevgiye, ilgiye ve arzulara teslimiyettir. Narsistik özellikler ise başlıbaşına bireyin savunma mekanizmasıdır.
Narsistik eğilimleri olan bireyler, zayıf görünmekten korktukları için gardlarını indirmezler. Görkemli sanrılar eşliğinde kusursuzluk maskeleri takınırlar.
İlişkiyi Araçsallaştırmak Hatası
Partner, bir eşten ziyade kişinin kendi özgüvenini besleyen bir "aksesuar" veya "onay kaynağı" halindedir. Kaynak tükendiğinde (partner maskalerin ardındaki gerçeklikle karşılaşıp hayranlığı keserek eleştirel yaklaştığında) bağı kolayca kopar. Çünkü partnerle kurulan ilişkinin yakıtı sevginin derinliği değil, görkemli sanrıyla takınmış maskelere hayranlık duyulması beklentisidir.
Empati Kaybı ve Dijital Benlik
Zizek, “Dijital platformlar, iletişimi insansızlaştırıyor" diyor. Karşımızdakinin mimiklerini, ses tonundaki titremeyi veya gözlerindeki hüznü görmediğimizde, empati kaslarımız köreliyor, ayna nöronlarımız işlevsizleşiyor.
Ayrıca sosyal medya, insanları kaydırılabilen birer "profil sayfasına" dönüştürdü. Bir insanı bir "içerik" gibi görmeye başladığımızda, onun duygularına olan duyarlılığımız azalır. Kendimizi dünyaya sunmaya çalışırken, yanımızdaki insanların çığlığını duyamaz hale geliriz.
Dijital narsisizm, bizi birer "yankı odasına" hapsediyor. Sadece kendimizi göstermek ve gösterdiklerimizin beğenilmesini, ilgi görmesini ve tüm bunların egomuzu cilalamasından haz duymak istiyoruz. Ancak gerçekler öyle değil. O yankı odasından çıkıp bir başkasının yabancı ve bazen zorlayıcı dünyasına adım attığımızda soluğu psikolog, psikiyatrist aramakta buluyoruz
Narsistik Bir Döngüde Olduğunu Nasıl Anlarsın?
Narsistik döngü genellikle bir "açlık ve doyumsuzluk" mekanizması üzerine kuruludur. Kendinizi aşağıdaki yer alan durumlardan “birkaçının” içinde buluyorsanız, narsisistik döngü içine doğru ilerlediğiniz düşünülebilir:
Günün nasıl geçtiğini kendi hislerin değil, paylaşımlarına gelen etkileşimler belirliyorsa.
Başkalarının başarıları veya mutlulukları sende ilham yerine gizli bir öfke veya yetersizlik hissi uyandırıyorsa.
Kalabalıklar içindeyken veya binlerce beğeni alırken bile, telefonunu kapattığında yoğun bir anlamsızlık ve yalnızlık hissi duyuyorsan.
Sıklıkla sosyal medya hesaplarını kontrol etme ihtiyacı duyuyorsan.
İnsanlara, senin imajına ne kattıklarına göre değer vermeye başladıysan.
"Kendini Sevmek" vs. "Kendine Tapmak"
Bu ikisi arasındaki çizgi aslında çok keskindir ancak dijital gürültü bu çizgiyi bulanıklaştırır.

Unutmayınız ki dostlar;
Kendini sevmek, kusurlarınla barışık olmaktır. Kendine tapmak ise kusursuz olduğuna inanmak (ve başkalarını buna inandırmaya çalışmak) için sürekli savaş halinde (genellikle savunma halinde) olmaktır.
Dijital Aynalarla Sağlıklı İlişki
Sağlıklı bir ilişki kurmak için "tüketici" değil "yönetici" olmalıyız.
Ekranın arkasındaki her şeyin gerçekleri yansıtmadığını içselleştirmek gerekir.
Sosyal medyayı bir "onay alma aracı" olarak değil, bir "öğrenme veya paylaşma aracı" olarak kodlamalıyız.
Gerçek dünyanın dokusunu, kokusunu ve sesini hatırlamak için düzenli olarak o aynaları karartmak zorundayız.
Nasıl Düzeleceğiz?
Narsisizmden sıyrılma süreci, kendimizle bağ kurmayı ön plana alarak başlar.
Başkaları tarafından görülme isteğinin altında yatan " yaraları" veya yetersizlik hisleri üzerine düşünerek (gerekirse terapi ile) bu boşluğu dışarıdan değil, içeriden doldurmak gerekir.
Her gün bir anlığına da olsa "Karşımdaki şu an ne hissediyor?" diye sormak, dijital dünyada kaybettiğimiz o yüz yüze bakışma ve dinleme pratiğini hayata döndürmektir.
Her anın "paylaşılmaya değer" zorunda olmadığını kabul etmeliyiz. Bir fincan kahveyi fotoğrafını çekip instagramda paylaşmak yerine, sadece içmeliyiz. Bir manzarayı izlemeli, onu izlediğimizi kanıta dönüştürmeden deneyimlemeliyiz.
Kendi kişisel arzularımız dışındaki bir amaç için (gönüllülük, ortak bir hobi, aile bağı) karşılık beklemeden emek vermeye geri dönmeliyiz. Şişkin egoların duvarlarını yıkan en güçlü ilaç, kendimize sağlıklı ölçülerde değer verip, başkalarına da değer vermeyi öğrenmektir.
Sevgili dostlar;
Psikososyal varlıklarız. Evet değerliyiz. Bile isteye başkalarına kötülük yapan, başkalarının haklarını çüğneyen insanlar dışında herkes değerli (bence). Bir insanın bu hayatta var olduğunu hissetmesi için ötekine, (bir başkasının varlığına) ihtiyacı vardır. Ekranların ardındaki yaşamlarla kurduğumuz bağı kendi gerçekliğimizle, hayatımızın gerçekliğiyle ve başka insanlarla sağlıklı ölçülerde kurduğumuzda daha mutlu ve daha huzurlu bir yaşamın kapısını açmış olacağız.
Bu uzunca yazıyı buraya kadar okuyan gözlerinize sağlık. Teşekkürler ederim.
Hepinize kendinizle ve çevrenizdeki ilişkilerle mutluluklar, huzur, denge ve uyum dilerim.
Sevgiyle kalın.
Cemal Muhsin Bulut




Yorumlar