top of page

Sadakatsizlik Çağı

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 23 Oca
  • 9 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 25 Oca

Sevgili dostlar merhaba, Bu yazımızda duygusal ilişkiler üzerine çalışmalar yapan sosyologların ve psikologların üzerine en çok tartıştığı, özgürlük kavramıyla çatışıp duran, modern sancıların en kötüsünü inceleyeceğiz. Sadakatsizlik…


Sadakatsizlik Çağı

İnsan bilimleriyle ilgili alanlardaki pek çok uzman, içinde bulunduğumuz bu çağı sadece "hız" veya "tüketim" çağı olarak adlandırmıyor. Bu çağı aynı zamanda bir "sadakatsizlik çağı" olarak tanımlıyorlar. Ancak buna neden olan can alıcı nokta, sadece sadakatsizlik davranışının artışı değil, sadakatsizliğin kolaylaşması ve özgürlük adı altında tartışılabiliyor olması.


Sosyopsikoloji bu durumu, birkaç temel eksende değerlendiriyor:

Eskiden bir insanın sosyal çevresi, iş yeri, yaşadığı mahalle ve arkadaş grubuyla sınırlıydı. Bugün ise sosyal medya ve flört uygulamaları, cebimizde binlerce "alternatif" taşıdığımız bir dünya yarattı. Bu kadar çok seçeneğin olduğu bir ortamda, insan zihni mevcut ilişkiye ve partnerine odaklanmak yerine, "Daha iyisi, daha güzeli, daha heyecan vericisi telefon ekranımda." diye düşünüyor.

Sonuç: Partnerimizle aramızda kurduğumuz bağı güçlendirmek sorumluluk olmaktan çıktı ve gereksiz yere omuzlanan bir yük haline geldi. 



Gerçekten Sadakatsizlik Çağında mıyız?

Evet diyebiliriz, çünkü bu çağda "bağ kurmak" değil, "bağlantıda kalmak" kutsanıyor. "Bağ" bir sorumluluktur, "bağlantı" ise bir tık…


Her şeyin bu kadar sahte ve geçici olduğu bir çağda, "sadakat" artık sıradan bir erdem değil, çok daha kıymetli, radikal ve devrimci bir duruş haline geldi. Bugün birine sadık kalmak, sadece o kişiyi sevmek değil, aynı zamanda bu çağın dayattığı "hep daha fazlası" hırsına karşı bir direniş mücadelesidir.


Okura Soru; Sizce bu sadakatsizlik davranışının temelinde ne var? İnsanın "mutluluk" arayışındaki yanılsama mı, yoksa sadece teknolojinin getirdiği kolaylıkla imtihan mı?


Harmoni Blog Bakışı;

Bizce sadakatsizlik, cinsel bir meseleden çok, ötekiyle kurulan o kutsal bağdan ve insanlık onurundan kopuşun bir işareti.

İnsanlıktan Kopuş; "Öteki"nin Nesneleşmesi

Sadakatsizliğin temelinde yatan; Partnerin de kendine özgü duyguları, hayalleri, kırılganlıkları olan bir özne olmaktan çıkması, bir "nesne" veya "konfor alanı" haline gelmesidir. Sadakatsiz birey, kendi anlık tatmini için bir başkasının dünyasını yıkmayı göze aldığında, karşısındakinin insanlığını yok saymış olur.


Bir anlık heves, belki heyecan, belki mutluluk, belki macera veya belki de sadece zevk için, bir insanı yok saymak, kırmak, yıkmak, insanın insanlıktan kopmuş olduğunun göstergesidir...


Dijitalleşmenin körüklediği insani değerleri yok eden durumlardan birisi de budur. İnsanları birer "profil" veya "seçenek" olarak gördüğümüzde, onları bir değer olarak görmek imkansız hale gelir. Dijital mecralardan edindiğimiz davranış örüntüleri, gerçek yaşamdaki ilişkilerimize de yansır. Gerçek yaşamda da insanları bir değer olarak görmemeye başlarız.


Mikro Sadakatsizlik (Micro-Cheating)

Sadakatsizliğin tanımı bu çağda çok genişledi. Fiziksel bir temas olmasa bile; eski sevgilinin fotoğrafını beğenmek, başkalarıyla flörtöz şekilde mesajlaşarak iletişim kurmak, hayatın tam ortasında.

Ayrıca aşağıdaki durumlar doğrudan aldatma ya da aldatmaya zemin hazırlama noktasında bilinen ama kabul edilmeyen sadakatsizlik örnekleridir;

  1. İletişim Kaydırma; Problemi partnerle çözmek yerine, ona söylenemeyen sözleri gizli bir paralel ilişki başlatarak başkasına söylemek. Evet mikro sadakatsizliktir.

  2. Zihinsel Kaydırma; Acaba diğer kadınla/erkekle birlikte olsak ne olur? (Cognitive Infidelity). Evet mikro sadakatsizliktir.

  3. Eski Sevgiliye Stalk: Eski sevgiliyi stalklamak, partnerin rızası olmadan onunla iletişim kurmak. Kesinlikle sadakatsizliktir.

  4. Gizleme: Başkalarıyla flörtöz mesajlar içerdiği için silinen mesajlar. Sadakatsizliktir.


Gri Alan: 

İnsanlar kendilerini "Ben fiziksel bir şey yapmıyorum ki" diyerek savunurken, duygusal enerjilerini partnerlerinden çalıp başkalarına aktarıyorlar. Bu durum, ilişkinin içindeki o özel ve güvenli alanı delik deşik ediyor.

Tüketim Kültürü: "Onarma, Değiştir"

Tüketim kültüründen, kaçınılmaz olarak ilişkiler de nasibini aldı. İlişkide olası bir problemi ortadan kaldırmak için çözümün parçası olmak yerine, tamir etmek için emek vermek yerine; diğer potansiyel partner adaylarına yönelmek modern insana daha cazip ve "özgürlük" çerçevesinde bir hak olarak algılanmaya başladı.


Bu ve benzeri düşüncelerle birlikte "Artık herkes böyle.” inancı, ahlaki bir erozyona yol açarak sadakatsizliğin normal algılanmasına neden oldu. (Norm Tuzağı)


Öz-Dürüstlük ve Bütünlük Kaybı

Sadakatsizlik sadece partnere karşı yapılan bir ihanet değildir; kişinin kendi duygularına, kendi değerlerine ve kendi karakter bütünlüğüne karşı bir ihanettir.


Bir insan, gizli kapaklı işler çevirmeye başladığında, iç dünyası ile dış dünyası arasındaki uçurum derinleşir. Yaptığının doğru olmadığını biliyordur. Ancak yapmak için duyduğu arzuya karşı koyacak iradeyi göstermeyi seçmiyordur. Bu durumdaki kişi yaşadığı bölünmeye bağlı olarak kendi gerçeğinden kopar. Bu kopuş, insanın ruhsal bütünlüğünü bozar ve onu kendisine yabancılaştırır.


Hazzın Putlaştırılması

Bu çağ, "Ben her şeyden önemliyim." düşüncesine sahip insanlar türetti. Oysa bu mesaj, vahşi ve zararlı bir hedonistik tutum. Sadakatsizlik, genellikle bu vahşi hedonizmin (hazcılığın) bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.


Anlık bir heyecan uğruna, ilişkiye verilen iki kişilik emeği, güven inşasını ve oluşan bağı feda etmek; iradenin ve değer yargısının iflasıdır.


Unutmayınız ki dostlar; İnsanı hayvandan ayıran en temel özelliklerden biri, dürtülerini erteleyebilme ve bir anlama sadık kalabilme becerisidir. Bu beceri kaybolduğunda, insanlıktan da bir parça eksilir. Hayvanlıktan bir parça çoğalır.


Neden "İnsanlıktan Kopuş"?

Çünkü sadakat bir "sorumluluk alma" seçimidir; emek, sabır, dürüstlük ve özveri gerektirir. Bunlar, insanı insan yapan yüksek değerlerdir. Sadakatsizlik ise bu değerlerin yerine bencilliği koyar.


Bir ilişkide aldatma gerçekleştiğinde, ölen şey sadece güven değildir; tarafların dünyaya, insanlara ve "sevgi" kavramına olan inancı da sarsılır. Aynı zamanda bu, toplumsal dokuda da açılan bir yaradır.


Okura Soru; Sizce insanlık, bu "anlık haz" ve "benmerkezcilik" kuşatması altında, sadakati bir "erdem" olarak koruyabilecek mi? Bu çağda "irade terbiyesi" yeniden mümkün mü?



Sadakatsizlik Nedenleri?

İhanet etme seçiminin altında yatan motivasyon sadece cinsel açlık değildir. 2024 Yılında dünyaca ünlü Gallop araştırmalarına destek olan ülkemizdeki akademilerin üstlendiği çalışmalar sonucunda aşağıdaki nedenler sıralanmış;

1. Özgüven Onayı ve "Hala Seçiliyorum" Hissi

Özellikle orta yaş krizlerinde veya uzun süreli ilişkilerde birey, "Hala çekici miyim?", "Hala birini etkileyebilir miyim?" sorularına yanıt arayabilir. Bu noktada üçüncü kişi, bireyin kendine duyduğu hayranlığı geri yansıtan bir "ayna" görevi görür.

2. Duygusal İhmal ve "Görülme" Arzusu

İlişki içinde duygusal olarak yalnızlaşmış, takdir edilmeyen veya sürekli eleştirilen birey, dışarıda bir "sığınak" arayabilir. Bu noktada bireyin motivasyonu, önemsendiğini hissetmektir. Bu kişiler genellikle "O (üçüncü kişi) bana bir insan olduğumu hatırlattı" cümlesini kullanırlar.

3. Bağlanma Stilleri ve Yakınlık Korkusu

Sadakatsizlik bazen "fazla yakınlıktan" kaynaklanır. Kişi, ilişkide çok fazla yakınlık gördüğünde "kapana kısılmış" gibi hissederek, bağımsızlığını kanıtlamak ve güvenli bir mesafe yaratmak için sadakatsizliğe yönelebilir. Bu, bir tür "sabotaj" mekanizmasıdır.

4. "Yaşanamamış Benlik" Arayışı

Ünlü psikoterapist Esther Perel "Aldatan kişi, partnerine olan sevgisini kaybetmemiştir, kendi hayatını sıkıcı bulmaya başlamıştır." demiştir. Sadakatsizlik, kişinin baskıladığı, unuttuğu veya hiç yaşayamadığı o "öteki benliğini" keşfetme alanına dönüşmüştür. Kişi partnerine ihanet ettiği gibi, hayatına ve benliğine de ihanet etmektedir.

5. Pasif-Agresif İntikam

Partnerine olan öfkesini konuşarak dile getiremeyen, çatışmadan kaçan kişiler, sadakatsizliği bir silah olarak kullanabilir. Bu "Sen beni kırdın, bak ben de seni böyle kırıyorum" demenin dolaylı yolu olmaktadır. 


Bir "İrade" Meselesi Olarak Sadakat

Psikolojik motivasyonlar ne olursa olsun, sadakat nihayetinde bir karar ve irade göstermeyi ya da göstermemeyi seçme meselesidir.


Herkes dönem dönem hayatının bir noktasında boşluk hissedebilir, aşırı bencil davranışa yol açacak bir acı, keder, üzüntü gibi duygular yaşayabilir. Haksızlığa uğramış, görüşmemiş, anlaşılmamış hissedebilir. Tüm bunların sonunda partnerine öfke duyabilir.


Ancak sadakatsizliği seçen kişi, bu içsel boşluğu onarmak için emek vermek yerine, en kolay ve en yıkıcı yolu tercih etmiş demektir. Aslında bu durum "insanlık sınavında" sınıfta kalmaktır.


Okura soru; sizce aldatılmaya zemin hazırlamak mümkün olabilir mi? Cevabınız evet ise; sizce “aldatmak” ile “aldatılmaya zemin hazırlamak” arasındaki çizgi nerede başlıyor?


Aldatmaya Neden Olmak mı?

Sevgili dostlar; Bir ilişkinin ahlaki ve psikolojik anatomisindeki en hassas nokta eylem anıdır. Yani üçüncü şahısla o ilk temastır. Ancak aldatma, o eylemden çok daha önce, zihinsel bir kapının aralık bırakılmasıyla başlamış olabilir. "Aldatmak" bir sonuçtur.


"Zemin hazırlamak" ise iki uçludur. Aldatma eylemi gerçekleşmeden önceki süreçtir. Birinci uçta aldatılan ve eylemleri vardır. Aldatılan bireyin ilişki içerisinde tavır ve davranışlarıyla aldatan bireyin kendine aldatmayı hak görmesine neden olan sebepler oluşturmasıdır.


İkinci süreç, sadakatsiz bireyin aldatma eylemini kurgulamaya başlayarak hazırladığı zemini tanımlar. Aradaki fark, aldatılan genellikle başına geleceklerin bilincinde olmamasıdır.

Bu sürecin başladığı ve bulanıklaştığı kritik noktalar:


Duygusal Yönelimi Kaydırmak

Her insanın bir "duygusal enerji" kapasitesi vardır. İlişkinizdeki sorunları partnerinizle çözmek yerine, dışarıdaki birine (arkadaş, iş arkadaşı, eski sevgili) şikayet ederek "teselli" aradığınızda, enerjinizi partnerinizden çalıp başkasına veriyorsunuz demektir.


Bu durumda karşınızdaki kişi, partnerinizi "sorun kaynağı" olarak onaylayıp sizi desteklediğinde, öfkenin zemini güçlenir. Paylaştığınız kişinin "destekleyen, çözüm/huzur kaynağı olan" olarak kodlamanıza neden olur. Aldatma zeminiz hazırdır.


"Masum" Flört İllüzyonu

"Biz sadece konuşuyoruz." "Bana iyi geliyor. Egomu okşuyor." "Masum bir heyecandan fazlası değil." gibi cümleler, zihnin aldatmaya alan açma biçimidir.


Kişi, dışarıdan aldığı bu küçük hazlara bağımlı hale geldiğinde, partnerinden yansıyan olumlu duyguları küçümsemeye başlar. Beslenemez.


Oysa çizgi çok nettir: Partnerinize yöneltmediğiniz ilgi, arzu ve sevgiyi başkasına yönelttiğiniz an, sadakat sorumluluğundan çıkmış olursunuz. Yani geçmiş olsun, artık bir ihanet edensiniz.


Saklama İhtiyacı

Sürecin başladığı ilk yer, üçüncü şahısla paylaşılan herhangi bir şeyin (bir mesaj, bir görüşme, bir düşünce) partnerden saklanma ihtiyacı duyulduğu andır.


Eğer yaptığınız bir hatayı partnerinize anlattığınızda "sorun çıkacağını" biliyorsanız ve bu yüzden saklıyorsanız, zaten aldatma gerçekleşmiştir. Buradaki ölçüt, eylemin büyüklüğü değil, saklamaya niyet etmiş olmaktır. Saklamak, sadakatin en temel direği olan "şeffaflık ve dürüstlük" ilkelerini tanımamazlıktır.


"Haklılık" İnşası: En Tehlikeli Aşama

İnsan zihni suçluluk hissetmekten kaçınır. Bu yüzden aldatmaya zemin hazırlayan kişi, partnerinin hatalarını zihninde büyütmeye başlar. "Zaten benimle ilgilenmiyor", "Zaten hep kavga ediyoruz", "Beni hak etmiyor" gibi düşüncelerle kişi, yapacağı ihanet için kendisine bir "mağduriyet pasaportu" çıkarır. Bu aşamada sadakatsizlik artık bir "hata" değil, kişinin kendine "hak" verdiği bir alan tanıma davranışıdır.


Yani Kapıyı Kim Açıyor?

Sadakatsizlik genellikle bir sızmadır. Bir odanın kapısını sonuna kadar açmadan önce, kilidini açarsınız, kolunu indirirsiniz ve hafifçe aralarsınız. İşte o "kilidi açma" anı, zemin hazırlamanın başladığı yer olarak tanımlanabilir.


İhanetin Ardından

Aldatılan kişinin yaşadığı süreç, onarılması çok zor bir "güven kaybı" olarak ortaya çıkar ama bununla sınırlı kalmaz. Aldatılan kişinin dünyayı algılama biçimi, geçmişine ve kendilik değeri derinden sarsılabilir. Aldatan kişinin yaptığı şey aslında aldatılana karşı ruhsal bir suikasttir.


Gelin, sadakatsizlik davranışın ardındaki haritaya bir bakalım;


Aldatılanın Ruhsal Yıkımı;

Psikolojide "İhanet Travması" (Betrayal Trauma) diye bir kavram vardır. Bu travmaya maruz kalan kişi, yani aldatılan kişi şu evrelerden geçer:


Bilişsel Disonans (Zihinsel Yarılma): "Sevdiğim ve güvendiğim insan bunu yapamaz" bilgisi ile "Bana bunu yaptı." gerçeği çatışır. Kişi kendi gerçeklik algısını sorgulamaya başlar "Her şey yalan mıydı?" sorusu en kırıcı sorgu başlangıcıdır.


Geçmişin Dağılması: Sadece ihanet anı değil, geçmişteki tüm güzel anılar da şaibeli hale gelir. "O gün gülerken aslında kimi düşünüyordu?" sorusu, geçmişte yaşanan tüm güzel hatıraları adeta bir mayın tarlasına dönüştürür.

Özdeğer Yıkımı: Aldatılan taraf genellikle "Neyim eksikti?" veya "Neyi yanlış yaptım?" diyerek hatayı kendinde aradığı bir döneme girer. Bu, narsistik bir yaralanma olsa da aslında aldatılanın özgüvenini temelden yok eder.

Hipervijilans (Aşırı Tetikte Olmak): Travma sonrası stres bozukluğu gibi, kişi sürekli yeni bir yalan yakalama korkusuyla "dedektiflik" yapmaya başlar. Uykusuzluk, iştahsızlık ve panik ataklar eşlik edebilir.


Güven Yeniden İnşa Edilebilir mi?

Evet, inşa edilebilir; ancak bu, yıkılan bir binanın yerine iki kişinin sıfırdan bir bina dikmesi kadar zahmetli bir süreçtir. 


Ne Zaman Mümkün?

Aldatan taraf radikal bir dürüstlük sergiliyorsa, Aldatan taraf suçu dışsallaştırmıyorsa, Her iki taraf da ilişkinin "eski haline" dönmeyeceğini kabul edip, yeni bir ilişki kurma arzusu duyuyorsa.

Zamanla güven inşası sağlamak mümkün olacaktır.

Ne Zaman Mümkün Değil?

Eğer aldatma davranışı altında karakteristik özellik (patolojik narsisizm) var ise. Aldatan kişi aldattığı için değil de yakalandığı için üzgünse. Aldatan taraf güven inşası için sorumluluk almayı kabul etmiyorsa.


Affetmek İyileştirir mi?

Affetmek kavramı genellikle yanlış anlaşılır. Affetmek, yapılanı onaylamak veya unutmak değil, o acının yükünü artık taşımamayı seçmektir.

İyileştirici Gücü: Eğer affetmek, aldatan kişinin hatasını telafi etmek için sorumluluğu kabul etmesi halinde ilişki eskisinden daha derin bir farkındalık düzeyine erişebilir. Bazen bu kriz, halının altına süpürülen tüm sorunların çözülmesine vesile olur. Aldatan kişi yaşadığı suçluluk duygusuyla partnerine ve ilişkiye daha güçlü bir bağ ile sarılabilir.

Affetmenin Yarayı Derinleştirme Riski; Eğer kişi yalnız kalma korkusuyla veya toplumsal baskıyla "affetmiş gibi" yaparsa, bu yara içten içe kanamaya ve acı vermeye devam ederi. Bastırılan öfke pasif-agresif davranışlara, cinsel soğukluğa veya psikosomatik hastalıklara yol açar. Bu durumda affetmek, kişinin kendine olan saygısını her gün biraz daha kaybetmesine neden olur.


Sadakati Korumak "İçsel Bütünlük" (Integrity) Gerçekliği

Birçok kişi, sadakatin "partnerini çok sevmek" veya "partnerinden korkmak" ile ilgili olduğuna dair bir düşünceye sahiptir. Oysa sadakati koruyan en temel unsur, kişinin kendi değerler sistemine olan tutarlı davranışlarıdır.


Sadık bir insan, bunu partneri için değil, kendisi için yapar. "Ben, sözünde duran, dürüst ve şeffaf bir insanım" diyebilmenin verdiği huzur, anlık bir hazzın ver geçici keyiften çok daha güçlüdür.


Sadakati seçen kişi, "fırsat çıkmadığı için" sadık olan değildir. İlişkiden önce partnerine duygular beslemeye başladığı anda zihninde aldatma kapısını kapatan kişidir. Bir başkasına karşı bir çekim hissettiğinde, bunu bastırmak yerine fark eder ama bu duygunun üzerine bir "fantezi dünyası" inşa etmeyi reddederek, duyguyu eyleme dökmeme iradesi gösterir.


Partnerinin canının yanacağını bilmek ve bu sorumluluğu kalbinde taşımak. Karşıdakini bir nesne değil, bir "duygusal emanet" olarak görmektir ve bu sağlıklı bir empati düzeyinin işaretidir.


Bu Çağda Sadakat

Eğer "geleneksel ve pasif" bir sadakat anlayışından bahsediyorsak, bu bugünün dünyasında görülecek bir şey olmayabilir. Ancak aşk ve sadakati "bilinçli bir seçim" olarak yeniden tanımlarsak; evet bu çağda sadakat mümkündür.


Neden Yeniden Tanımlanmalı?

Eskiden sadakat ahlak kalıpları çerçevesinde "mecburiyet" ile ilgiliydi. Bugün ise sadakat, sayısız seçeneğin içinde olmaya karşın ve ahlak kavramının özgürlük kavramıyla çatışması yüzünden yeniden tanımlanmalıdır.

Sadakat artık "birlikteliğe bağlılık" demek değildir. Her gün, her sabah, o yoğun dijital uyarılma dünyasına gözünü açtığında, her defasında yeninden ve yeniden partnerini seçmektir.


Ayrıca bugünün aşkları, "kendiliğinden olan" bir büyüden ziyade, iki kişinin ortaklaşa yarattığı bir "zanaat" olmalıdır. Emek, şeffaflık ve birbirinin gelişimine izin veren, beraberinde partnere konfor alanı sunan bir özgürlük alanı üzerine kurulmalıdır.


Unutulmalı ki dostlar; ahlak, insanın vicdanıyla alakalı bir kavramdır.

Yeni Tanım Şöyle Olabilir:"Sadakat; bir insanın ilişki içinde kendini seçeneklere karşı sınırlandrması değil, anlamlı bir derinlik inşa etmek için sığ seçeneklerden özgürce vazgeçme iradesini seçmesidir."


Bu Çağda Sadakat, Yeniden Erdem Olacak mı?

Bugünün dünyasında aşkı ve sadakati korumak için duygusal ekolojimizi korumalıyız. Partnerimiz dışındaki dünyayla araya net ve sağlıklı sınırlar koymalıyız.Partnerimizle ilişkimizde gizliliğin "korunmaya" değil, "yalana" hizmet ettiği noktayı fark etmeliyiz.İlişkinin rutine binip "sıkıcı" hale gelmesini fark ettiğimizde, heyecanı dışarıda değil, ilişkinin kendi içinde (yeni deneyimler, derin sohbetler) aramalıyız.


Sonuç olarak dostlar; aşk ve sadakat hala mümkün ve hatta her zamankinden çok daha değerli. Çünkü her şeyin sahtesinin bu kadar bol olduğu bir devirde, "gerçek" olan lükstür.


Modern dünya bize sadakati bir "mahrumiyet" gibi pazarlıyor; sanki birine sadık kaldığımızda dünyanın geri kalan tüm renklerinden vazgeçiyormuşuz gibi. Oysa gerçek sadakat, denizin derinliğine güvenle dalmayı seçmek, sığ suların konforuna karşı irade göstermektir. O derinlikte bulacağın şey, hiçbir "yeni" tenin veya "heyecanlı" mesajın veremeyeceği sarsılmaz aidiyet hissidir.

“İnsan Kendine Sadık Kaldığı Kadar Başkasına Sadıktır.” Erich Fromm

Aldatmak; aslında kişinin dürüstlük ilkesini yıkmasıdır. Kendi sözüne değer veren, kendi karakterini bir sanat eseri gibi işleyen bir insan için sadakat güçlü bir öz-saygı biçimidir.


Ekranların bizi sürekli "daha yenisine, daha iyisine" çağırdığı bu gürültülü çağda; birinin gözlerine bakıp "Seni her halinle görüyorum ve burada kalmayı seçiyorum" demek, yapılabilecek en devrimci eylemdir.


Son olarak; Sadakat mümkün. Yanımızdaki insanın tutup bir daha bırakmamaya gayret edeceğimizi ona hissettirdiğimizde, güdülerimizi, arzularımızı, fantezilerimizi ilişkimizin içine akıttığımızda ve "biz" olmayı, "ben" olmanın kibri karşısında kutsal saydığımızda başlayacak.


"Aşk, iki kişinin birbirine bakması değil, birlikte aynı yöne bakmasıdır." der Saint-Exupéry. Belki de bu çağda sadakat; o yöne bakarken yanındakinin varlığından hiçbir zaman vazgeçmeyeceğine kendini ikna etmiş olma zorunluluğudur. Bu cümlenin ne kadar acı olduğu gerçeğiyle yazıma son veriyorum.


Ruhuna ve duygularına sadık kalanlara denk gelmeniz dileklerimle…

Sevgiyle ve sadakatin gücüyle kalın.

Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page