Kişisel Gelişim Ticaret Anonim Şirketi
- harmonikulup
- 23 Oca
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 3 gün önce
Sevgili dostlar merhaba,
Bugün, kökleri kadim felsefi öğretilere dayanmasına ve bireyin tamamen içsel yolculuğu olmasına rağmen, son yıllarda içi boşaltılmış, tek tipleştirilmiş haliyle, neredeyse sadece başarı ve mutluluk formülleri veriyor gibi algı oluşturama çabasına yönelmiş Kişisel Gelişim alanını masaya yatırıyoruz.
Aslında kişisel gelişim, birey için oldukça önemlidir. Bireyin kendine özgü "farkındalık ve inşa" sürecidir. Ve aşağıdaki üç temel üzerine inşa edilir.
1. Kendiyle Tanışma (Öz-Farkındalık) Çoğumuz hayatı otomatik pilotta yaşıyoruz. Kişisel gelişim, bireyin hayatını kontrol etmek amacıyla direksiyona geçme çabasını destekler. Ben neden böyle tepki veriyorum? Korkularımın kaynağı ne? Gerçekten bana ait olan değerler neler, hangileri toplumun bana dayatması?
2. Potansiyelin Tasarımı
İnsan, hayatındaki olaylar karşısında sürekli "oluş" halindeki bir varlıktır. İyi, stabil ve kötü oluş hallerinden bahsediyoruz. Potansiyelin tasarımı, biyolojik ve zihinsel sınırları esnetmeyi temsil eder. Öğrenmeyi öğrenmek, duygusal zekayı geliştirmek veya yeni bir beceri edinmek, aslında kişinin kendi oluşunu sağlıklı bir şekilde "güncellemesi" demektir.
3. Anlam Arayışı
Bence en önemli temel budur; kişisel gelişim sadece daha çok para kazanmak, daha üretken olmak, daha başarılı ya da daha mutlu olmak değildir. Kişinin yaşamına anlam katması ve kattığı anlamı derinleştirmesidir. İç huzuru bulmak ve başkalarıyla daha sağlıklı bağlar kurabilmektir.
Madalyonun Öbür Yüzü
Dürüst olmak gerekirse, bugün bu alanın "mutluluk ve başarı diktatörlüğüne" dönüştüğünü açık açık seslendirmemiz gerek.
Her an pozitif olmaya çalışmak veya sürekli bir şeyleri "tamir etme" zorunluluğu hissetmek, aslında kişisel gelişimin özündeki akışa aykırı. Gerçek gelişim; olagelmiş hali kabul etmek, bazen durmak, dinlenmek ve doğru adımları atacak gücün toplanmasını beklemektir.
Özetle: Kişisel gelişim, insanın kendi hayat hikayesinin izleyicisi değil, bilinçli bir şekilde senaristi ve yönetmeni olmayı öğrenmesi olmalıdır.
Milyar Dolarlık Manipülasyon Endüstrisi
Kişisel gelişim sektörünün bugün milyarlarca dolarlık bir endüstriye dönüşmesinin arkasında sadece "iyileşme arzusu" değil, ciddi sosyo-ekonomik dinamikler var sevgili dostlar.
Modern dünya, başarıyı da başarısızlığı da tamamen bireyin omuzlarına yüklemiş durumda. Eskiden toplumsal yapılar (aile, mahalle, din) bir güvenlik ağı sunarken, bugün "Her şey senin elinde" mottosu hakim. Bu da insanları sürekli "daha iyi" olmaya iten bir kaygı ve bu kaygıya bağlı pazar yarattı.
Bir başka dinamik ise “sabırsızlık”… Psikoterapi bazen yıllar süren, zorlu bir süreç olabilir. Kişisel gelişim ise genellikle "3 adımda mutluluk" veya "21 günde değişim" gibi hızlı çözümler ve paket programlar vaat eder. Hız çağının huzursuz ve sabırsız insanları için bu vaatler çok çekicidir.
Ayrıca geleneksel ritüellerin zayıflaması, insanların ruhsal açlıklarını gidermek için modern "guru"lara ve motivasyon konuşmacılarına yönelmesine neden oldu.
Kişisel Gelişim Endüstrisini Besleyen Safsatalar
"Her Şey Senin Elinde" Safsatası (Mutlak Kontrol İllüzyonu)
Modern insanın en çok inanmak istediği şey, hayatın tamamen bir "kumanda paneli" olduğudur. "Yeterince istersen, doğru düşünürsen ve doğru yöntemleri uygularsan her şeyi değiştirebilirsin" söylemi, çağımızın en büyük motivasyonel yalanlarının başında gelir.
Neden buna inanıyoruz? Çünkü bu, gerçeği görüp hayal kırıklığına uğrayana kadar, insanlara müthiş bir güç hissi veriyor. Kaotik bir dünyada, başımıza gelenlerin şans, seçimlerimizin sonuçları veya toplumsal adaletsizlik değil de sadece "kendi zihnimiz" olduğunu düşünmek, sahte bir güven duygusu yaratıyor.
Bizi nasıl savunmasız bırakıyor? Başarısız olduğumuzda, veya işler yolunda gitmediğinde, yaşadığımız sorunlar bizi devasa bir suçluluk duygusuyla baş başa bırakıyor. "Demek ki yeterince doğru düşünmedim, demek ki yanlış yaptım vb." diyerek kendimizi kamçılamaya başlıyoruz. Bu durum, bizi gerçek çözüm yollarından uzaklaştırıyor.
Hayatın doğasında olan normal hüzünleri, yorgunlukları veya öfke anlarını birer "arıza" gibi görmemize neden oluyor. O hayali "mutluluk durağına" varamadığımız her an, kendimizi yolda kalmış hissediyoruz. Oysa hayat bir liman değil, sürekli dalgalanan bir denizdir. İnsan da bu dalgalarla mücadele ederek ilerleyen bir tekne...
Savunmasız Bırakan Vaat: "Acısız Dönüşüm"
Bence bizi en zayıf noktamızdan vuran vaat şu: "Sadece zihnini 'olumlayarak' dönüşebilirsin."
Hayır o kadar kolay değil. Gerçek değişim zorlar, yorar, yıkar, tüketir adeta inim inim inletir insanı. Çünkü genellikle eski "seni" yok etmeni gerektirir. Sektör ise bize bu sancılı süreci bir kenara itip, "kestirme yollar" vaat ediyor. Yetmezmiş gibi bu vaadin gerçekliği olduğuna inandırıyor.
Zorlukla karşılaştığımızda "yanlış yapıyorum" diye düşünüp hemen pes ediyoruz. Emek vermeyi değil, "formül satın almayı" tercih ediyoruz. Kendi iç sesimizi dinlemek yerine, dışarıdaki "guru"ların komutlarına bağımlı hale geliyoruz.
En büyük safsata, insanın bir "proje" olduğu ve sürekli "upgrade" edilmesi gerektiği düşüncesidir. Oysa insan, onarılması gereken bir makine değil, yaşanması gereken bir deneyimdir.

Kişisel Gelişim vs. Psikoloji Bilimi
Bu ilişkiyi "faydalı bir iş birliği" ile "tehlikeli bir taklitçilik" arasında gidip gelen bir denge olarak görüyorum.
Faydalı Kısımlar:
Kişisel gelişim; pozitif psikoloji, bilişsel davranışçı teknikler (Bilişsel Yeniden Yapılandırma gibi) ve farkındalık gibi bilimsel temelli araçları popülerleştirerek halka sundu. İnsanların bu alanlarda kendi zihin yapıları üzerine düşünmesini teşvik etmesi, farkındalık oluşturmalarına katkı sağlaması psikolojik iyi oluş açısından, elbette ki olumludur.
Tehlikeli Kısımlar:
Psikoloji bilimi; Yaşam olayları ile uyumlu olması halinde üzüntü, öfke, keder ve yas gibi duyguların sağlıklı olduğunu savunur. Kişisel gelişim sektöründen yansıyan "toksik pozitiflik" bu duyguları bastırmayı öğütler. Bu öğütler insan denen varlık için çok tehlikelidir.
Çünkü her duygunun bir potansiyeli vardır. Bastırılan duygular büyüdükçe sıkışırlar. Küçük bir tüpe, sanayi tüpünün gazını basarsanız patlama kaçınılmaz olur. Yani, bastırılan duygular önünde sonunda bir gün bir yerlerde ve muhtemelen anlamsız bir yerde ve zamanda mutlaka patlayacaktır.
Psikolog, psikiyatrist arayışının nedenleri genellikle budur; Duyguların, düşünce ve davranışların, yaşam olayları ile uyumlu olmaması :)
Bir psikolog yıllarca insanın ruhsal, zihinsel ve davranışsal mekanizmaları üzerine eğitim alırken, bir "kişisel gelişimci, yaşam koçu vb." bu eğitim derinliğine acaba ulaşmış mıdır? Yoksa birkaç haftalık eğitimle sertifika edinip (o da şüpheli) derin travmalara çözüm sunmaya mı çalışmaktadır?
Bir kokoreççinin beyin ameliyatı yapmaya kalkıştığını, bir doktorun ağaç kovuğundan kokoreç yapma iddiası olduğunu düşünün. Ne kadar mümkünse işte…
"Evrene mesaj gönder, Kuantum düşünceyle zengin ol" gibi bilimsel kavramların bağlamından koparılarak pazarlanması, sahte bilim (pseudoscience) riskini doğurur.
Kişisel Gelişim vs. Psikososyal Gelişim
Harmoni Kulüp, bir psikososyal yaşam kulübüdür. Dolayısıyla bu konuda bize yöneltilen soruların başında “Psikososyal gelişim, kişisel gelişim gibi bir şey mi hocam?” sorusu gelir. Bu iki kavramın sıklıkla karıştırılması doğaldır ancak odak noktaları oldukça farklıdır

Psikososyal gelişim, insanın bebeklikten yaşlılığa kadar geçtiği güven, özerklik ve kimlik kazanma gibi evrelerle birlikte sosyal ve toplumsal ilişki dinamiklerini kapsar. Kişisel gelişim ise bu temel üzerine inşa edilen, kişinin kendi potansiyelini keşfederek "yeni" bir dekorasyon çalışmasına yönelmesidir.
Kişisel gelişim; psikolojinin sunduğu araçları bir "rehber" edinip bireyi doğru yönlendirdiğinde harika bir araçtır. Ancak ne zaman ki psikolojik rahatsızlıkları görmezden gelirse, sadece "istemek" ve “her şey senin elinde” algısıyla her şeyin çözüleceğini iddia ederse, kişiyi kendi gerçekliğinden ve hayatın gerçekliğinden koparır. Bu noktada psikolojik sağlığa ciddi zararlar verme tehlikesi oluşur.
"İyileşme Tükenmişliği" (Betterment Burnout)
Sevgili dostlar önemlidir ki; Huzursuz, stresli, depresif ve bir şeylerin yolunda gitmediğinin yoğun hissedildiği dönemlerde, iyi olma amacıyla kişisel gelişim içeriklerine maruz kalmak, psikolojide "İyileşme Tükenmişliği" denilen yükün oluşmasına yol açabiliyor. Bu yükün temel bileşenleri;
Sürekli Yetersizlik Hissi: Her gün "sabah 5'te kalk", "günde 100 sayfa kitap oku" veya "pozitif kal" figürlerine maruz kalmak, içsel motivasyonlarını besleyen kaynaklar bunlar olmayan insanlar için; yetersizlik, eksiklik, suçluluk gibi hisler uyandırabilir. Bu da özsaygının zedelenmesine neden olur..
Seçim Felci ve Karar Yorgunluğu: "Çabala, mücadele et." ile “Dinlen. Durul. Sakinleş. Anı yaşa" ile “Gelecekteki sana şimdiden yatırım yap.” Ve bunun gibi birbirine zıt binlerce tavsiye arasında kalan zihin, hangi adımı atacağını bilemez hale gelebilir. Kararsızlık stres yaratır. Kişide yine yetersizlik ve suçluluk hissi oluşturabilir.
Aynı zamanda "daha çok çabalamam lazım, anı yaşamam lazım, hayır sakinleşmem lazım, ama olmaz geleceğime odaklanmam lazım” diyerek zihnin karmaşıklık içinde sürekli "iyileşmem gerek" modunda olması, doğal yaşamı, algı ve düşünce süreçlerini ve akışta kalma becerisini köreltir. Bilişsel aşırı yüklenme adı verilen bir tür zihinsel bulanıklık durumuna neden olur.
Kişisel Gelişim ve İlişkiler
Kişisel gelişim kültürü, ilişkileri birer "kaynak" veya "engel" olarak kodlamaya başladığında, insani doku ciddi bir dönüşüm geçiriyor.
Kişisel gelişim safsatalarının ilişkileri dönüştürdüğü hali merak edenler için bilgiler verelim;
İlişkiler "Maliyet-Fayda" Analiziyle Yönetilemez
Kişisel gelişim dili, ekonomiden aldığı kavramları duygusal hayata taşıdı. "Enerjini tüketenleri hayatından çıkar", "Sana değer katmayanla vakit kaybetme" gibi söylemler, ilişkileri birer yatırım aracına dönüştürdü.
Sonuç: İlişkiler, içsel bir derinleşme alanı olmaktan çıkıp, bireyin "en iyi versiyonuna" hizmet etmesi gereken birer araca dönüştü. İlişki bireye hizmet etmediği anda karşı tarafa ve ilişkiye "toksik" etiketi takılıp terk edilmesi öğütleniyor.
İnsanlar borsada bir yatırım aracı değildir. İlişkiler de borsadaki araçlar üzerinden alıp satabileceğimiz bir şey değildir. Toksik bir döngü oluşmadığı takdirde her ilişkinin zaman zaman toksik evreleri olabilir. Bu evrelerle birlikte mücadele edecek sorumluluk almayacaksak herhangi bir ilişkiye, birinin sevgisine, ilgisin ve onunla bağ kurmaya layık bir insan olamayız.
"Bırak" Dilinin Yaygınlaşması
Empati yerine sınır koymanın bu kadar popülerleşmesinin nedeni, modern insanın yaşadığı duygusal tükenmişliktir.
İnsanlar hayatın hızı, dijital dünya ve yoğun iş temposu nedeniyle o kadar uyaran altındalar ki, başkasının acısını veya yükünü taşıyacak "duygusal" gücü bulmakta zorlanabiliyorlar. Kişisel gelişimin “Kendine odaklan, enerjini tüketen insanları bırak” minvalindeki söylemleri, "Benim kapasitem dolu, daha fazlasını alamam" demenin meşrulaştırılması haline geldi.
Fakat bu dil, insanın sosyal varlıklar olması nedeniyle çok tehlikeli. Bu dil empatiden kaçışın bir kılıfı olmuş durumda. Zor zamanında yanında olunması gereken bir dost, bir romantik partner "Sınırlarıma müdahale ediyor" veya "Negatif enerji yayıyor" denilerek kolayca saf dışı bırakılabiliyor.
Narsistik Eğilimlerin Beslenmesi: "Benim Yolum, Benim Kurallarım"
Kişisel gelişim söylemleri, farkında olmadan "Sağlıklı ben odaklılık" ile "Narsisizm" arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor. "Önce ben" mottosu, öz-şefkat için gereklidir. Çevremizle ve duygusal ilişkimizle sağlıklı bir bağ kurmak için gereken dil “biz” dilidir. "Sadece ben" hali narsisistik davranışların temelini oluşturmaktadır.
"Herkes sadece kendinde sorumludur." anlayışı, bağlılık ve sadakat gibi kavramları "bağımlılık" (codependency) ile karıştırabiliyor. Bu da bireyi, eylemlerinin başkaları üzerindeki etkisini umursamayan bir kötülüğe dönüştürüyor. Aynı zamanda bu anlayış, bağ kurma ve temas etme ihtiyacı olan insanın, çevresel ilişkilerini "birbirine değmeyen paralel çizgiler" haline getiriyor.
İnsanların yakın bir çevresiyle sorumluluk alan oluşturması için ortak bir değerde buluşması imkansızlaşıyor. Tartışmak ve uzlaşmak yerine "Sen yoluna, ben yoluma" diyerek iletişimi kesmek daha kolay hale geliyor.
İlişkiler zorlaştığında emek vermek yerine "yola devam etmek" öğütlendiği için, insanlar kalabalıklar içinde giderek daha yalnızlaşan varlıklara dönüşüyor.
Empati mi, Korunma mı?
Kişisel gelişim kültürü bizi "başkalarından korunmaya" o kadar odakladı ki, "başkalarıyla iyileşmeyi" unuttuk. Sağlıklı bir gelişim; hem sınırlarını korumayı hem de bir başkasının yüküne omuz verecek kadar esnemeyi (empatiyi) içermelidir. Bu durum psikososyal gelişimin doğal akışında edinilen bir haldir.
Psikososyal gelişim "gelişmek" değil, "bütünleşmek" üzerine kuruludur. Yaşam boyu gelişim kuramcısı Psikolog Erik Erikson’a göre sağlıklı gelişim, hayatın farklı dönemlerini sağlıklı bir dengede çözerek deneyimleme yeteneğidir.
Sağlıklı bir süreç şu özellikleri taşır: Duygusal Çeşitlilik: Sadece mutluluğu değil; yas, korku, öfke ve hayal kırıklığını da yaşayabilme ve bu duyguları yönetebilme kapasitesidir.
Bağ Kurma ve Aidiyet: Bireyin sadece "kendi yolunda" yürümesi değil, başkalarıyla derin, karşılıklı ve fedakarlık içeren bağlar kurabilmesidir.
Esneklik (Resilience): Hayatın zorlukları karşısında kırılmak yerine, o zorluktan bir anlam çıkararak esneyebilmek ve tekrar ayağa kalkabilmektir.
Gerçekçilik: Kendi sınırlarını, yeteneklerini ve zayıflıklarını olduğu gibi (abartmadan veya yerin dibine sokmadan) kabul etmektir.
Gerçek Kişisel Gelişim Sadece "İyi Hissetmek" Değildir
Popüler kültür iyileşmeyi bir "spa seansı" gibi pazarlasa da, gerçek psikolojik iyileşme çoğu zaman cerrahi bir operasyona benzer; can yakar, dikiş gerektirir ve nekahat dönemi sancılıdır.
İyileşme, yıllardır kaçtığınız bir travmayla, yaptığınız bir hatayla veya bastırdığınız bir utançla göz göze gelmektir. Bu karşılaşma anı "iyi" değil, "ağır" hissettirir.
Eski ve işlevsiz savunma mekanizmalarınızı (örneğin sürekli şaka yaparak konuyu geçiştirmek) yıktığınızda, kendinizi çıplak ve savunmasız hissedersiniz.
Kas gelişimi için kas liflerinin mikro düzeyde yırtılması gerektiği gibi, ruhsal genişleme de konfor alanının parçalanmasını gerektirir.
Yani sevgili dostlar; Psikolojik iyi oluş ve gerçek kişisel gelişim kendinizi daha mutlu hissetmekten ziyade, kendi gerçekliğinizi, hayatınızın gerçekliğiyle uyumlama dengeleyerek yaşama sürecidir.
Kişisel Gelişim "Safsatalarından" Korunma Rehberi
Bu pazarın manipülasyonlarına karşı zihinsel bir filtre geliştirmek mümkündür. İşte kendinizi korumak için kullanabileceğiniz "eleştirel gözlükler";
Eğer bir yöntem "bilmem kaç günde, bilmem kaç maddede hayatınızı değiştirmeyi" veya "olumlamayla zengin olmayı, başarılı olmayı ya da mutlu olmayı" vaat ediyorsa, bu bir pazarlama taktiğidir. Gerçek değişim zaman, emek ve tekrar gerektirir.
"Kuantum", "enerji", "evrenin yasası" gibi kelimelerin bilimsel bağlamından koparılıp spiritüel bir sosla sunulup sunulmadığına bakın. Kaynak olarak bir "guru"yu mu yoksa akademik bir araştırmayı mı gösteriyor?
Negatif duyguları "düşük frekans" veya "gelişimi engelleyen kusurlar" olarak gören her türlü yaklaşımdan uzaklaşın. Tüm duygular insani ve gereklidir.
Sistemden, toplumsal koşullardan veya sosyal-duygusal ilişkilerden hiç bahsetmeyip, her şeyi sadece sizin "düşünce biçiminize" bağlayan yaklaşımlar tehlikelidir. Bu, kişide ağır bir suçluluk duygusu yaratır.
Derin bir psikolojik sorununuz varsa, 2 haftalık kursla "koç" olmuş birine değil; psikolog veya psikiyatrist gibi akademik eğitimini tamamlamış profesyonellere başvurun.
Kişisel gelişim içeriklerini bir "ana yemek" değil, en fazla bir "baharat" olarak görmeliyiz sevgili dostlar. Asıl besin; gerçek yaşam deneyimleridir. Sizi siz yapan hayat hikayenizdir. Derin bağlar, sağlıklı ilişkiler, empati, vicdan, şefkat gibi duygulara yönelmek, bilimsel alana inanmayı seçmektir.
İlgi gösterip buraya kadar okuduğunuz için sonsuz teşekkürler ederim. Yaşam boyu gelişiminiz ve dönüşümünüz size her defasında daha iyi gelsin, huzur getirsin. Sevgiyle kalın dostlar Cemal M. Bulut




Yorumlar