top of page

Neden Yanlış İnsanlara Aşık Oluyoruz

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 27 Şub
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Şub

Merhaba sevgili dostlar, bugünkü yazımızda hayat boyunca karşılaşabileceğimiz kendi celladına aşık olma meselesini inceleyeceğiz.


Birine çarpıldığınızı hissettiğiniz o ilk anı hatırlayın. O an hissettiğiniz şey bir mucize değil, bir anımsama anı olabilir. Psikoloji biliminin penceresinden baktığımızda, aşkın bazen bir bulma eylemi değil, bir tekrar eylemi olduğunu görürüz. Bazı insanlar, kendilerini mutlu edecek olanı değil, tanıdık olan acıyı seçer. Çünkü bilinmez olanı keşfetmek, bildiğimiz cehennemin güvenliğinden daha korkutucudur.



Tekrarlama Zorlantısı: Geçmişin Hayaletleriyle Dans

Sigmund Freud’un "Tekrarlama Zorlantısı" (Repetition Compulsion) dediği o karanlık mekanizma, neden hep aynı tip insanların elinde parçalandığımızın cevabını içinde barındırır. Çocukluğunda sevgiyi bir ihmal, mücadele veya koşul olarak alanlar; huzurlu bir ilişkiyi yabancı ve sıkıcı olarak kodlar. Çünkü içinde büyüdüğü evde kurulan ilişki ya da sevgi bağı huzursuz ve zorlayıcıdır.


Bilimsel Gerçeklik;

Çeşitli Psikoterapi ekolleri üzerine yapılan çalışmalar sonucu elde edilen veriler gösteriyor ki; ebeveynlerimizle kurduğumuz ilk bağlanma deneyimlerimiz, yetişkin yaşamımızdaki "çekim" haritamızı da belirler. Bazen, aksini söylesek dahi karşımızdaki kişiye aşık olmayız. O kişinin bize hissettirdiği o tanıdık yetersizlik duygusuna aşık oluruz. Zaman zaman da o yarayı "iyileştirebileceğimiz" yanılsamasıyla, aynı travmatik sahneyi farklı aktörler veya aktrislerle yeniden sahneleriz.


Çocuklukta öğrendiğimiz sevgi dili neyse, büyüdüğümüzde ona “çekim” duyarız.


Mesafeli bir anne baba ile büyüdüysek mesafeli birine aşık oluruz. Duygusal olarak ulaşılmaz biriyle büyüdüysek ulaşılmaz olana aşık oluruz. Sevgi almak için anne ve babamız için bir şeyler mi yapmak zorunda kaldık? Zor kişiliklere aşık olabilir, o aşk için deli gibi mücadele edebiliriz. Annemizin ve babamızın şiddetine maruz kaldıktan sonra pişmanlık dolu sevgisini mi gördük, celladımıza aşık olabiliriz.


Çünkü aslında aşk zannederek fark etmeden duyduğumuz o güçlü çekim; çocukken sevilmek için aldığımız bir yaranın aynısını, bir başkasının yeniden açmasına izin vermektir.


Kadın cinayetlerine kurban giden kadınlara “O adamla ne işin vardı?” diye sorarak, onları suçlamak gibi bir hayvanlık yapmadan önce, o kadınların kabus dolu çocukluklarını da düşünüp daha da kahrolmalıyız.


Modern Çağ ve Doğru İnsan Sanrısı

Zizek, aşkın bir "felaket" olduğunu söyler. Çünkü Zizek’e göre modern toplumda aşk bir "alışveriş" gibi yaşanmaktadır. "Sana uygun, senin özelliklerini tamamlayan, seni mutlu edecek kişiyle ol." gibi söylemler Zizek’e göre kapitalizmin ruhumuza sızdırdığı en büyük yalanlardır.


Aslında aşk, karşımızdaki kişinin bize değişik gelen "ötekiliğine" verilen biyolojik ve duygusal arzudur. "Yanlış" insanı seçmek, aslında sistemin bize dayattığı o pürüzsüz "ideal partner" imajına kapılmış olmaktır. Ancak bu kapılma, çoğu zaman narsisistik bir döngüye hizmet eder. Karşımızdakini bir özne olarak değil, kendi eksikliğimizi kapatacak bir nesne olarak gördüğümüz sürece, seçtiğimiz her insan "yanlış" olmaya mahkumdur.


Çünkü hiç kimse, senin kendinle kapatamadığın içindeki o devasa varoluşsal boşluğu dolduracak kadar büyük değildir.


Nörobiyolojik Tuzak: Dopamin ve Kortizolün İşbirliği

Yanlış insanlara duyulan o "tutkulu" aşkın arkasında, beynin ödül sisteminin acımasız oyunu yatar. Yapılan nöropsikolojik araştırmalar, "aralıklı pekiştirme" (intermittent reinforcement) yönteminin, yani severken döven, bir var olup bir yok olan partnerlerin, insan beyinde en yüksek dopamin salınımına neden olduğunu kanıtlamıştır.


Oysa sağlıklı ve güvenli bir ilişki, beyni cinsel deneyim dışında heyecanlandırmaz; çünkü orada "hayatta kalma" mücadelesi yoktur. O toksik, "yanlış" insanla yaşanan gerilim, kortizol (stres hormonu) ve dopaminin birleşmesiyle birlikte bağımlılık yaratır. Ki bu durum aşk değil, biyolojik bir panik ataktır.


Yanlış İnsan Kim?

Belki de soruyu ters çevirmeliyiz.

  • Yanlış insan, sadece seni senin istediğin gibi sevmeyen kişi değildir. Yanlış insan, seni senden de uzaklaştıran, seni sana da sevdirmeyendir.

  • Yanlış insan, sadece ona verdiğin değeri görmeyen kişi değil, sana seni değersiz hissettirendir.

  • Yanlış insan, sadece yanında güvende hissedemediğin kişi değil, kendine duyduğun güveni de senden söküp alandır.

  • Yanlış insan sadece huzursuz hissettiren değil, sürekli tetikte hissettirendir.


Yanlış insanla yaşanan şey aşk değil, bitmek tükenmek bilmeyen bir arayıştır. “Belki değişir. Belki düzelir. Belki anlar, görür, fark eder.” demek, bu arayışın bitmek tükenmek bilmez olduğunun en bariz göstergesidir. Bu aşk değil, toksik döngünün içinde bir arayışa kapılmışlıktır.


Viktor Frankl, insanın yaşam boyu anlam arayan bir varlık olduğunu söyler. Bazen yanlış ilişkilerde kalmamızın nedeni, bitmeyen arayışın dinmeyen acısına aşk anlamı yüklememizdir.


Sorumluluk: Seçimin Bedeli

Sartre, "İnsan özgürlüğe mahkumdur" derken, yaptığımız her yanlış seçimin sorumluluğunun da bizde olduğunu hatırlatır. "Neden hep yanlış insanlar beni buluyor?" sorusu bir kurban retoriğidir. Doğru soru "Ben neden ısrarla aynı yıkıma koşuyorum?" sorusudur.


Yanlış insana aşık olmak, bu noktada kendi hayatımızın sorumluluğunu almamak için bir kaçıştır. Kendi içimizdeki boşlukla yüzleşmek yerine, bir başkasının yarattığı kaosla meşgul olmayı tercih ederiz. Kendi enkazımızı toplayıp yeniden inşa etmek yerine, başkasının mayın tarlasında el ele dolaşmak daha çekici gelir. Oysa doğru insan olmadan, doğru insanı da bulamayız.


Peki Doğru İnsan Nerede?

Bu yazı kimseye "doğru insanı nasıl bulursun" rehberi sunmak amacıyla yazılmadı. Çünkü biliyoruz ki, sen kendinle olan dürüst ama sarsıcı bağı kurmadığın sürece, her liman sana bir sonraki limana kadar sürgün yeri olacak.


Dolayısıyla, bir sonraki randevunuzda karşınızdaki kişiye değil, kendi içinize bakın. Hissettiğiniz o heyecan, bir "buluşma" heyecanı mı yoksa "tanıdık" bir konfor alanında olmanın heyecanı mı? Unutmayın ki o tanıdıklık, insanın hapishanesidir. Yaşadığın his gerçekten güvenli bir ilginin, keşfetme arzusunun heyecanı mı yoksa belirsizliğin heyecanı mı? Aşık oldum dediğin insanlarla ortak özellikleri var mı? Ortak bir motif, ortak bir desen var mı?


Yanlış insana aşık olmak ruhun henüz kapatamadığı bir yaranın meselesidir. O defteri kapatmak için bir başkasına değil, o yaranın açıldığı yere dönmek gerekir. Her ne kadar kaderinde olanı yaşayacak olsan da unutmayın sevgili dostlar, aşk bir seçimdir. Ve her seçim, bedelini ödeme cesaretini de seçmeyi ister.


Yanlış insanlara aşık olmak seni defalarca kırmış olsa da bu kırgınlıklar seni tanımlamaz. Ama seçimlerin tanımlar… Ve aşk için sorulması gereken asıl soru şudur; Bu aşk mı, iyileşme arzusu mu, tekrarın döngüsü mü?


Okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

Kalbinizin layığına denk gelin ve aşkla kalın.

Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page