Panik Atak ve Anksiyete Hakkında Her Şey
- harmonikulup
- 7 saat önce
- 10 dakikada okunur
Saat gece 02:11
Şahika uykudan uyanıyor. Kalbi küt küt atıyor. Nefesi daralıyor. Elleri uyuşmuş durumda. Göğsünde bir baskı hissediyor. Ve üzerine üşüşen korkuyla zihni tam uyanık moda geçiyor. Tüm vücudu tetikte…
İyi de ne oluyor?
Oda aynı oda. Yatak aynı yatak. Koca aynı koca. Osura osura uyuyor adam. Yani her şey yerli yerinde. Ama Şahika’nın bedeni bir şeylerin çok yanlış olduğunu haykırıyor.
2 saat 27 dakika sonra soluğu aldıkları hastanedeki acil hekimi kan ve EKG sonuçlarına bakarak olan biteni söylemek üzere sedyede kalbi yerinden çıkmak üzere olan Şahika’nın yanına gidiyor.
“Şahika hanım, sonuçlar gayet normal. Muhtemelen bir panik atak yaşadınız. Bir ruh sağlığı uzmanı ile bu konuyu görüşmenizi tavsiye ederim?”
Pek çok insan için en yalnız hissedilen anlardan birini yaşıyor Şahika. Çünkü kimse ne olduğunu açıklamıyor. Çünkü mantığı, bu durumu açıklamaya yetmiyor. Çünkü 'panik atak' denildiğinde kaygı ortadan kalkmış olmuyor. Aksine… biraz daha büyüyor.
Bu yazı Panik atak ve şiddetli anksiyete yaşayan bireyler için kaleme alınmıştır. Aynı zamanda, anksiyete ve panik atağı yıllarca yanlış anlayan (Sosyal medyanın beyinsiz psikologları yanlış anlattığı için) için de kaleme alınmıştır.
Çünkü anksiyete hakkında çok şey söyleniyor. Ama çoğu ya çok yüzeysel, ya da tanı kriterleri ve ilaç seçenekleriyle çok klinik...
Panik Atak ve Anksiyete başlıklı yazımıza hoş geldiniz.

Panik Atak ve Anksiyete ile mücadele eden bireylerden oluşan Harmoni Gölge Grubuna dahil olabilirsiniz.
Psikolojik Grup Destek toplantılarına katılabilir ve sizinle aynı sorunları yaşayan insanlarla bir araya gelerek psikolog moderatörlüğündeki toplantılardan psikososyal destek alabilirsiniz.
Panik Atak Nedir?
Panik atak, birdenbire başlayan, korku oluşturan yoğun ve rahatsız edici fiziksel hisler dalgasıdır.
Bu hisler birkaç dakika içinde hızla artar ve yoğunlaşır. Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, uyuşma, üşüme ya da ateş basması, gerçek dışılık hissi, kontrolü kaybetme duygusu ve en önemlisi ölme korkusu gibi belirtilerden en az dördünün görülmesi halidir.
Ruh sağlığı uzmanlarının tanı ve kriter kitabı olan DSM-5 bu tabloyu tüm detaylarıyla net bir biçimde tanımlıyor olsa da; hiçbir tanım, panik atak yaşayan bireylerin deneyimi açıklamıyor sevgili dostlar.
Panik Atak Halinde Ne Olur?
Joseph LeDoux'nun çalışmaları nöroloji ve psikoloji biliminde çığır açtı sevgili dostlar. Bu çalışmalarda görüldü ki; beyin bir tehlike algıladığında (gerçek ya da hayali) amigdalanın bir alarm sinyali yaydığı ortaya çıktı. Bu sinyal, hipotalamus üzerinden sempatik sinir sistemini aktive eder. Adrenalin ve kortizol salgılanır. Kalp hızlanır. Nefes sığlaşır. Kaslar gerilir. Kan periferden (damar ve dokulardan) çekilir ve çekildiği bölgelerde uyuşma başlar.
Bu, evrimsel olarak çok işlevsel bir sistemdir. Bir aslanla karşılaştığınızda bu sistem sizi hayatta tutmak için devreye girmiştir. Çünkü saniyeler içinde gelişen bu sistem, sizi kaçmak veya savunmak için harekete geçirecektir.
Modern çağda bu sistem, ortalıkta aslan kaplan yokken de devreye girebilir. İş toplantısı, kalabalık içindeki bir metrobüs yolculuğu, huzursuz ve stresli geçen bir günün gecesi.. Çünkü amigdala, bu durumları da tehlike olarak okuyabilir.
Panik atak, sinir sisteminin ani ve yoğun biçimde sempatik aktivasyon yaşamasıdır sevgili dostlar. Ve bu aktivasyon başladığında, beden gerçekten bir tehlike yaşıyormuş gibi yanıt veren sistemi harekete geçirir. Birey, yaşadığı semptomların tamamını gerçekten hisseder. Çünkü beden böyle hissettirir.
Stephen Porges, sinir sisteminin üç hiyerarşik katmanda çalıştığını ifade etmiştir. Porges’in Polivagal Teorisine göre panik atak bu katmanların birinde harekete geçmektedir.
Bunlar;
1. Ventral vagal sistem: Güvenlik, sosyal bağlantı, merak, ilgi gibi durumları oluşturur. Bu sistemde güvendeyizdir. Rahat hissederiz. Aidiyeti hissettiren sistemdir. İlgi ve merakımızı da doğuran sistemdir.
2. Sempatik sistem: Tehlike algılandığında devreye girer. Panik atak burada yaşanır. Beyin savaş ya da kaç sistemini alarma geçirmiştir.
3. Dorsal vagal sistem: Disosiyasyon oluşturabilecek sistemdir. Tehlikeden kaçışın mümkün olmadığı durumlarda tüm sistemi kapatır. Donma, bayılma, kendinden geçme gibi durumların yaşanmasına neden olur.
Sevgili dostlar, pPanik atak bireye fiziksel açıdan tehlike hissettirir. Bu hisler birey için gerçektir. Ancak birey kalp çarpıntısını gerçekten hissetse de kalp krizi geçirdiğini düşünse de yaşadığı şey kalp krizi değildir. Ama bu bilginin panik atak halinde işe yaramaması normaldir. Çünkü Panik atak, bedenin yanlış sinyaller vermesi olarak yorumlanıyor olsa da; aslında zihinde oluşan tehlike alarmının yanlış zamanda devreye girmesidir.
Anksiyete: Dost mu, Düşman mı?
Burada çok anlamlı bir soru gelir akıllara;
Ve bu soru, anksiyete deneyimini kökten değiştirebilir.
Neden anksiyete gelişir?
Evrimsel cevap basittir ve panik atakla aynıdır; Hayatta kalmak için.
Tehlikeyi önceden sezme kapasitesi, türümüzün en güçlü silahlarından birisidir sevgili dostlar. Mağaralarda yaşayan atalarımız temkinliydi, sürekli tetikteydi. Çünkü doğa zordu, tehlike çoktu, düşman çoktu ve beyni sadece yaşamak için çalışıyordu.
Rollo May, insanlık tarihini de incelemeye alarak anksiyeteye çok daha derin bir perspektiften bakılmasını sağladı. May'e göre anksiyete, hem hayatta kalma mekanizmasıydı hem de insanın varoluşsal gerçekliğiydi... Rollo May Anksiyete çalışmasının sonunda şu cümleyi kurdu; “Anksiyete, özgürlüğün bedelidir.”
Çünkü insan, seçim yapabilen bir varlıktı. Her seçim, bir kapının kapatılması (deneyimin sonlanması), başka bir kapının açılması demekti (belirsiz bir deneyim içermesi).
Her karar, belirsizlik içerir sevgili dostlar. Geleceği bilmiyoruz. Kontrolümüz sınırlı. Ölümlüyüz. Ve biz bu gerçeklerle düşünerek (bilinçli bir şekilde) yüzleşmesek de bunu bizim yerimize beynimiz her saniye tekrar ederek yüzleşiyor. Kaçınılmaz olarak anksiyete üretiyor.
Yani seçim yapabilme kapasitemiz bizi hem özgür kılan hem de kaygılandıran şeydir. Seçim yoksa kaygı da olmaz. Peki seçim yoksa özgürlük olur mu?
Hem bilimsel hem de felsefi olan bu perspektif, anksiyeteyi tamamen ortadan kaldırmanın hem mümkün hem de arzu edilir olmadığını gösteriyor. Belirli düzeyde anksiyete, hayatla gerçek temas kurmanın bir parçasıdır. Zaten sağlıklı bir bilişsel düzeyde sorun anksiyetenin varlığı olmaz. Sorun anksiyeteyle nasıl ilişki kurduğumuzdur.
Sağlıklı bir bilişsel düzeyde anksiyete yönetimi için yapılması gereken tek şey;
“Bu anksiyete bana ne söylüyor?” sorusunu sormaktır.

Çünkü anksiyete çoğu zaman bir mesaj taşımaktadır. Görmezden geldiğimiz bir ihtiyacı bilinçaltından yüzeye getiriyordur. Söylememiz gerekirken ama söyleyemediğimiz bir söz olabilir, devam ettirmekte zorlandığımız bir şey olabilir, haksızlığa uğradığımızda çaresizce teslim oluşumuz, kendimizi savunamayışımıza olabilir… geçmişte yaşadığımız bir duygunun, çevremizde kabul görmemesi olabilir… Görülmemişlik, anlaşılmamışlık, reddedilme olabilir. Bu mesajları defalarca reddetmiş olmamız olabilir.
Anksiyeteyi susturmaya çalışmadan önce “Ya hu arkadaşım senin derdin ne, ne anlatmaya çalışıyorsun sen bana?” diye sormak gerekir. Bu soru, anksiyetenin tedavisi midir? Hayır değildir. Tedavinin başlangıcıdır sevgili dostlar.
Paradoks
Panik atak geçiren hemen hemen herkes aynı şeyi yapar ve durumdan kaçmaya çalışır. Ortamdan kaçar, bedenden kaçar. Elbette amaç, hislerden kaçmaktır. Ancak bu kaçış paniği beslemekte, körüklemektedir.
Paul Watzlawick'in çalışmalarındaki “Paradoksal Müdahale” yaklaşımı bu mekanizmayı tanımlamıştır. Anksiyete kaynaklı sorunlar, çözmeye çalışıldıkça büyür. “Kaygılanmayacağım” diye çabalamak sürekli kaygılanıp kaygılanmamamaya dikkat çeker. Ve bu dikkat, kaygıyı tetiklemeye neden olur. Yani “Kaygılanmayacağım” çabası kaygıyı güçlendirir.
Claire Weekes, 1960'larda bu paradoksu klinik pratiğe çok güzel bir çerçeveyle taşıdı ve “Float through” yöntemiyle anksiyete ile mücadele eden danışanlarına destek oldu. (Türkçe 'içinden geçmek' ya da 'bırakmak' diye çevrilebilir.)
Weekes danışanlarına “Panik ataktan kaçmaya çalışmayın. Onunla savaşmayın. Onu kontrol etmeye çalışmayın. Sadece gözlemleyin. Tehlikede olmadığınızı bilin. Bu atağı geçirmeyecek. Ama bedeninizin yaşadığı bu deneyimi tehlikeli gibi davranmadan deneyimlemenizi sağlayacak.” dedi.
Bunu söylemek kolay. Ama panik atak anında uygulamak son derece zordur. Çünkü beden alarm modundayken ve bireye tehlikede olduğu hissini yaşatıyorken “Tehlikede değilim. Birazdan geçecek.” demek imkansızdır. Bu nedenle Weekes “Yüzme” örneklemini işlemiştir danışanlarına.
“Yüzmeye çalışma. Yüzmeye çalışmak batmaya neden olur. Kafanı yüzeyde tutman yeter. Yüzmekle yüzmek aynı şey değil. Tahta bile suyun üstünde yüzer. Sadece kendini bırak suya bırak.” demiştir.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) bu zeminde çalışır sevgili dostlar.
ACT'in temel ilkesi şudur: Duygusal deneyimden kaçmak ya da onu bastırmak yerine, onunla temas kurarak değerler doğrultusunda hareket etmek.
Panik atak bağlamından bakarsak; Panik atak halinde beklemeye gerek yok. Yaşamaya devam edebilirsiniz. Ve bu devamlılık kararlılığı panik döngüsünü kıracak olan şeydir.
Unutmayınız ki; Panik ataktan kaçmak, paniği, anksiyeten kaçmak anksiyeteyi tetikler. Bu hislerin içinde kalmak öğrenmektir. Ve öğrenilen şey artık bir tehlike değildir.
Travma ve Anksiyete
Anksiyetenin kökünde her zaman güncel bir durum olmaz. Bessel van der Kolk'un yıllar süren araştırmaları Travmatik deneyimlerin (büyük ya da küçük, tek seferlik ya da tekrarlayan olması fark etmeksizin) zihnin ve bedenin hafızasına yazılır. Ve bu durum, sinir sisteminin işleyişini kalıcı olarak etkiler.
Travma yaşamış bir sinir sistemi, tehlikeye karşı çok daha hassas hale gelir. Amigdala, nötr uyaranları bile tehdit olarak okuyabilir. Ve bu hassasiyet, kronik anksiyetenin en güçlü kaynaklarından biridir.
Önemli bir ayrım yapmak istiyorum: Travma olmadan da anksiyete bozukluğu gelişebilir. Ama kronik, açıklanamaz olan (Yani nedeni bilinmez) türdeki anksiyetelerin arkasında (genellikle) travmatik deneyimler yatar.
Bu deneyimler ille de şiddetli travmalarla olmaz. Küçük travmalar olarak adlandırılan şeyler (Örneğin tekrarlayan duygusal ihmaller, aşağılanmaya ve küçük düşürülmeye maruz kalma, çekilen bir acının kimse tarafından görülmemesi vb.) sinir sisteminde kalır. Hatta hasar bırakır.
Porges'in Polivagal Teorisinde ifade ettiği gibi;
Güvensiz bir çocukluk deneyimi yaşayan bireylerin sinir sistemi, kronikleşen şekilde tetikte kalma modunda gelişmiştir. Bu mod yetişkinlikte de aktiftir. Ve tetikleyiciler artık gerçek tehlikeler olmak zorunda değildir. Tanıdık hissettiren örüntüler anksiyete ve panik atak tetikleyicisi olmak için yeterlidir.
Bu çok önemlidir sevgili dostlar; Çünkü bu bakış açısında olmadan, panik atak ve anksiyete her zaman mantıksız ya da anlamsız olarak görünür. Ama sinir sisteminin yapısını bildiğinizde mantıksız gördüğünüz anksiyeteve ataklar anlam kazanır. Tepkiler, anlamsız değil, sinir sistemine göre gayet tutarlıdır.
Anksiyete, çok şey deneyimlemiş bir sinir sistemi aktivitesidir. Utanç ile anlayış arasındaki fark buradadır.
Modern Çağın Anksiyetikleri
Anksiyete bozukluğu, dünyada en yaygın ruh sağlığı sorunudur. Ve her geçen yıl rakamlar artmaktadır.
Toplumsal analiz ortadadır. Modern insan, sürekli daha iyi olması, daha çok üretmesi, daha başarılı görünmesi gereken bir baskı altında yaşıyor. Bu baskı içselleştirilmiş durumda. Ve insanın içselleştirerek yaşadığı baskı, hiç durmayan bir tehdit sinyali üretir. Sinir sistemi sürekli alarm modundadır.
Barry Schwartz'ın “Seçim Paradoksu” çalışması seçenek sayısı arttıkça, karar vermenin yarattığı anksiyetenin arttığını göstermiştir.
Modern hayat, her alanda insanı seçim yapmaya zorluyor. Kariyer, ilişki, yaşam biçimi, inanç vb. her seçim, “ya yanlış seçim yaptıysam?” kaygısını beraberinde getiriyor.
Jonathan Haidt'ın sosyal medya araştırmaları; Sürekli onay, sosyal bağ, kıyas vb. mekanizmaların bilinç dışı düzeyde sosyal dışlanma korkusu (bunlar anksiyeteyi besleyen güçlü tetikleyicilerdir) oluşturduğunu göstermiş. Ve bu tetikleyiciler artık günün her saniyesinde erişilebilir durumda.
Karen Horney'nin nörotik anksiyete analizi de kültürel baskının bireyin içindeki kronik güvensizliği nasıl beslediğini çok erken dönemde göstermişti. Sürekli “Yeterliyim mi? Sevilmeye değer miyim? Başarılı sayılıyor muyum?' Bu sorular, zihnimizin arka planında hiç susmayan bir gürültüye dönüştü.
Bu çağda yaşayan bir sinir sisteminin anksiyete üretmesi ne kadar şaşırtıcı?
Horney'nin Nörotik Anksiyetesi
Karen Horney, 20. yüzyılın en az tanınan ama en öngörülü psikologlarından birisidir sevgili dostlar. Birçok Psikolog için Freud, Psikanalizin babası, Horney ise psikolojinin annesidir.
Horney, anksiyeteyi iki kategoride ele almıştır.
1. Geçerli Anksiyete: Yani, gerçek bir tehlike anında yaşanan anksiyete.
2. Nörotik anksiyete: Yani, bir tehdit olmaksızın kültürel ve çevresel (ilişkiler) koşullanmadan doğan kronikleşmiş kaygı.
Horney'e göre nörotik anksiyetenin kökü, erken dönemde oluşan 'temel kaygı'dır: Büyük ve tehlikeli bir dünyada yalnız ve çaresiz olmak hissidir. Çocuklukta yaşanması büyük olasılıktır. Bu his, yetersiz anne-baba ilgisi, tutarsız sevgi, aşırı eleştiri ya da aşırı koruma gibi erken deneyimlerden beslenir.
Ve bu temel kaygıyla başa çıkmak için çocuk üç strateji geliştirir:
1: İnsanlara doğru yönelmek: 'sevilmek için ne gerekiyorsa yaparım.'
2. İnsanlara karşı yönelmek 'kimseye muhtaç olmayacağım, güçlü olacağım.'
3. İnsanlardan uzaklaşmak 'kimseyi istemiyorum, böyle güvendeyim.'
Bu stratejilerin her biri, yetişkinlikte farklı anksiyete örüntülerine dönüşür. Ve çoğu insan, bu örüntülerin farkında olmadan onları tekrarlar.
Horney'nin Psikoloji dünyasına anksiyete konusundaki en güçlü katkısı şudur: Anksiyete, bireysel bir patoloji olabileceği gibi kültürel bir durum da olabilir. Toplumun değerleri, normları ve beklentileri, bireyin içinde kronikleşen anksiyetenin kaynağı haline gelebilir.
Bugün 'yetersizlik' hissi neden bu kadar yaygın? Çünkü yeterlilik, artık sabit bir ölçüte değil, sürekli değişen bir kıyas tutumuna göre belirleniyor. Sosyal medya, bu kıyaslamayı sürekli sunan bir alan olarak cep telefonlarımızın içinde duruyor.
Nörotik anksiyete, kültürün bireye yüklediği bir ağırlıktır. Ve bu ağırlığın farkına varmak taşıma biçimini değiştirmese de en azından neden var olduğunu anlatır.
Anksiyeteyle Savaşmak
Anksiyete tedavisinde en yaygın yaklaşım ne?
Sosyal medyanın birbirinden geri zekalı hiçbir bok bilmez psikologları, meslek hayatını panik atak ve anksiyeteye ayırmış dünyaca ünlü üç isim sayın deseniz sayamazlar. Ancak genel olarak sosyal medya psikologlarının kopyala yapıştır içeriklerle ortaya sıçtığı öneriler şunlardır;
Anksiyeteyi azaltmak.
Semptomları kontrol etmek.
Tetikleyicilerden kaçınmak.
Bireyi rahatlatmak.
Bunlar yeterli değildir sevgili dostlar. Hatta yazımızda işledik; Bazen (paradoksal olarak) kaçınma ve kontrol etme odaklı yaklaşımlar, uzun vadede anksiyeteyi pekiştirir ve güçlendirir.
Farklı bir perspektif vardır ve çok etkilidir.
Birincisi: Anksiyeteye merakla yaklaşmaktır.
Kaygıyı bastırmak yerine “Bu his ne zaman başlıyor? Hangi durumlar tetikliyor? Bedenimde nerede hissediyorum?” sorularını sormak gerekir. Bu sorular, anksiyeteyi zamanla tanıdık kılar. Ve tanıdık olan, tehdit değildir.
İkincisi: Bedenle temas kurmaktır.
Anksiyete, zihinsel olmadan önce bedensel sinyaller verir. Polivagal Teorisi bize sinir sistemini sakinleştirmenin en güçlü yolunu göstermiştir. Fizyolojik müdahale mümkündür. Uzun soluklu nefes (özellikle nefes, uzun ve yavaşça vermek), parasempatik sistemi aktive eder. Soğuk suya temas etmek (yüzü yıkamak). Yavaş hareket etmek. Güvenli bir insanın varlığı. Fizyolojik rahatlama sağlayan unsurlardır.
Üçüncüsü: Anksiyetenin mesajını dinlemek.
“Bu kaygı bana ne anlatıyor?” sorusunun cevabı basit olabilir. Zihin “Yoruldum, dinlenmeliyim.” diyebilir. Bazen “Bu ilişki beni tüketiyor. Bu işi yapamayacağım. Bu hayatı böyle yaşamak istemiyorum.” mesajlarını duymak, kaygının nedenini gösterir ve bireye bu nedenleri ortadan kaldırma fırsatı verir.
Dördüncüsü: Devam etmek. (Çok çok önemli)
Kararlılık Terapisinin özü budur. Anksiyeteden kaçmak ya da kaygı dinene kadar beklemek yerine, anksiyetenin varlığına rağmen, yaptığımız şeyi yapmaya devam etmek. Yavaşça bir iş yapmaya yönelmek. Bu hareketi sürdürme davranışı, zamanla sinir sistemine kaygıyla birlikte var olabiliyorum öğretisi getirir. Ve bu öğrenme, panik döngüsünü kırarak sorunun ortadan kalkmasına yol açar.
Anksiyetenizle savaşmayı bırakın. Onunla yaşamayı öğrenin.
İyileşme Yolu (Bütüncül Bakış)
Dürüst olacağım;
Nefes egzersizleri işe yarıyor; Ama tek başına yeterli değil.
Beden düzeyinde bir ilk müdahale olarak çok değerli. Ama altında travma, işlenmiş ilişki örüntüleri ya da varoluşsal sorular varsa nefes alıp vermek sorunu çözmez.
İlaç tedavisinin gerekli olduğu durumlar vardır ve değerlidir. İlaçlar anksiyete ve panik atağı yönetmekte genellikle başarılıdır. Ama anksiyetenin kaynağını tedavi etmez. Sadece semptomları yönetir. Kaynağa yönelik psikolojik destek (terapi) ilaçları çok daha etkili kılar.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT);
Anksiyete tedavisinde kanıt tabanı en güçlü yaklaşımlardan biridir. Tetikleyicileri tanımak, çarpıtılmış düşünceleri sorgulamak, kademeli maruz kalma gibi yöntemler etkilidir ama travma bileşeni varsa; travma odaklı bir çalışmaya ihtiyaç duyulabilir.
Travma Odaklı Terapi;
Özellikle anksiyetenin altında travmatik deneyimler yatıyorsa, çok güçlü sonuçlar veriyor. Zihnin ve bedenin hafızasına doğrudan müdahale edilebilir.
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT);
Kaçınma döngüsünü kırmak için çok değerlidir. Anksiyetenin varlığına rağmen yaşamayı öğretir. Zamanla kesin tedaviden söz edilebilir.
Beden Odaklı Yaklaşımlaar (Somatic Experiencing);
Porges'in Polivagal Teorisinden beslenen bu yöntemler, sinir sistemini doğrudan hedefliyor. Özellikle travma kökenli anksiyetede etkili olduğu görülmektedir.
Grup Destek Terapileri;
Anksiyete ile mücadele eden bireyler kendileri yalnız ve çaresiz hissederler. Bu durum da bireylerin karamsarlık ve umutsuzluk hisleri doğar. Başkalarının yaşadığı benzer deneyimleri duymak, başlı başına bireyi yalnızlık hissinden kurtarır. Beraberinde grup dinamiği karamsarlığı, umutsuzluğu ve deneyime bağlı olumsuz bakış açılarını yok eder. Sosyal destek sistemi oluşturur. Anksiyetenin üstesinden gelmeyi kolaylaştırır.
Ve son olarak; Çok basit gibi görünse de “Bu anksiyete ne söylüyor? Hayatımda değiştirmem gereken somut bir şey mi var? Sürdüremeyeceğim ama içinde olduğum bir durum mu var?” gibi sorular terapi kadar güçlü olan başlangıç adımlarıdır.
Sevgili dostlar
Panik bozukluk ve anksiyete bozuklukları, terapiye ve tedaviye en iyi yanıtı veren rahatsızlıklardır. Yardım istemek geciktikçe, örüntüler pekişir.
Bu yazıyı anksiyete yaşayan herkese yazdım.
Gece 3'te kalp çarpıntısıyla uyanan, toplantıdan önce mide krampları yaşayan, kalabalıkta nefes alma güçlüğü çeken ve tüm bunlar yüzünden “Ben neden bu kadar tuhafım?' diye kendine kızan dostlarımız için yazdım.
Ve şimdi onlara seslenmek istiyorum;
Anksiyeteniz duyarlılığınızın göstergesidir sevgili dostlar. Çok şey hisseden, çok şey taşıyan, çok şeye değer veren bir sinir sisteminin göstergesidir. Bu, utanılması gereken bir şey değildir. Bunlar sizin anlaşılmasını istediğiniz şeylerdir. Ve ever anlaşılmalıdır.
Rollo May “Anksiyete, özgürlüğün bedelidir.” der ve haklıdır. Bu bedeli çok fazla acı çekmeden, kendinizi suçlayıp kınamadan ödemek mümkündür. Ve bu öğrenme, anksiyetenizle ilişkinizi doğrudan değiştirir. Bastırmak yerine dinleyin. Kaçmak yerine deneyimleyin. Savaşmak yerine görmeye çalışın. Yani kaygınızı ve paniğinizi merak edin. Anksiyete, duyulmadığınızın kanıtıdır. Onu susturmaya çalışırsanız siz de kendinizi duyamazsınız.
İnsanın ruhunu iyileştiren şey; kendi sesini duymak, duyduklarından rahatsız olsa dahi onları anlamak, kabul etmek ve değerleri doğrultusunda çevresiyle uyumlu bir şekilde yaşamını sürdürme gayretidir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.
Sevgiyle kalın.





Yorumlar