top of page

Öz Farkındalık; Nedir Bu Öz Farkındalık?

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 2 Mar
  • 5 dakikada okunur

Okura Not: Öz Farkındalık başlıklı yazılarımız bir seri halinde yayınlanacaktır. Öz Farkındalık yazı serimizin ilki olan bu yazımızda Öz Farkındalık kavramını Psikoloji ve Felsefe bilimlerinin çerçervesinde inceleyerek tanımlayacağız.


Hepiniz hoş geldiniz :)

Öz Farkındalık kazanmak İçsel Uyumun temel taşıdır. İçsel Uyum testimizi çözerek kendinizi keşfe çıkmaya ne dersiniz?
Öz Farkındalık kazanmak İçsel Uyumun temel taşıdır. İçsel Uyum testimizi çözerek kendinizi keşfe çıkmaya ne dersiniz?

Bir konuşma sırasında aniden öfkelendin, neden öfkelendiğini anlamadın. Geceler boyunca yatağına yattığında aklında o konuşma döndü durdu. Neden öfkeli davrandın bilmiyorsun. Bir tetikleyici neden oldu buna… ama o tetikleyiciye bir ad veremedin. 


Bu bir eleştiri değil. İnsanız ve çoğumuz bunu yaşıyoruz. Zihin, enerji tasarrufu için alışkanlık döngüleri oluşturur. Ve bu döngüler içinde biz, yaşadıklarımızı düşündüğümüzde bir anlam veremeyiz. Hafızamız, neden öyle davrandığımızı anlayamadığımız hatıralarla doludur.


Çünkü çoğumuz kendimizi tanıdığımızı sanırız; oysa büyük bir çoğunluğumuz, toplumun üzerimize fırlattığı etiketlerle var olabilen birer rol makinesiyiz.


Ipsos'un 2024 Ruh Sağlığı Raporu'na göre Türkiye, psikolojik sorun yaşayan bireyler sıralamasında dünyada ikinci sıraya yerleşti. Psikiyatrik sorunlardaki artış, bir önceki yıla kıyasla yüzde 28'i aştı. Üstelik Türkiye'de düzenli psikolojik destek alan yetişkinlerin oranı yüzde 7, yüzde 8 civarında ve bu oran Avrupa ülkeleri ortalamasının çok ama çok gerisinde.


Psikolojik sorunların kökeninde insanın kendi gerçekliği ve yaşamının gerçekliğiyle uyumlanamaması olduğu düşünülürse; Bu rakamlar yalnızca insanlarımızın ruh sağlığının kötüleştiğini değil, kendimizi anlamak için harcadığımız zamanın ve oluşturduğumuz zeminin ne kadar sağlıksız olduğunu da gösteriyor.


Öz Farkındalık Nedir?

Öz farkındalık; Kendini dışarıdan, nesnel bir gözle, yargısız, maskesiz, objektif olarak görme yeteneğidir. Bireyin kendi duygularının, düşüncelerinin, tepkilerinin ve davranışının farkında olmasıdır. Ve en önemlisi, tüm bunların kusurlarıyla kabul etmektir.


Sadece kahve içme hali değil, o kahvenin ne hissettirdiğini, neden içmek istediğimizi bilmektir.


Öz farkındalığın en basit haliyle tanımı; Bireyin kendi düşünce, duygu ve davranışlarını gözlemleyebilmesidir. Öz farkındalık kapasitesinin gelişimi ise bireyin kendinde gördüklerini anlaması, daha doğrusu "bilmesidir".


Antik Yunan felsefesinde Sokrates'in 'Kendini bil' buyruğu, yüzyıllar boyunca yalnızca felsefi bir çağrı olarak kaldı. Ta ki 20. yüzyılın ortasında psikologlar bu buyruğu psikoloji okullarına taşıyana dek…


Psikolojik literatürde öz farkındalık, Duval ve Wicklund’un (1972) Nesnel Öz Farkındalık Teorisi ile temellenmiştir. Zihin, dikkatini dış dünyadan çekip kendi üzerine odakladığında bir "kısa devre" oluşur. Kendini bir "nesne" gibi görmeye başlarsın. 


Psikolog Tasha Eurich, öz farkındalığı iç farkındalık ve dış farkındalık olarak iki ayrı boyuta ayırır. İç Farkındalık: Kendi değerlerimizi, tutkularımızı, düşünce kalıplarımızı ve duygusal tepkilerimizi bilmek. Dış farkındalık: Başkalarının bizi nasıl gördüğünü anlayabilmek. 


Ancak araştırmaları şu ilginç paradoksu ortaya koyuyor ki; Bu iki boyut birbirini otomatik olarak tamamlamıyor. Yani kendini çok iyi tanıyan biri, başkalarının onu nasıl algıladığını yanlış okuyabiliyor. 


Türkiye'de yapılan bilinçli farkındalık araştırmalarını Marmara Üniversitesinde 2012 yılında derlediğimizde tutarlı bir bulgu ortaya koymuştuk; Öz farkındalık ile psikolojik dayanıklılık, duygu düzenleme ve öz şefkat arasında güçlü pozitif ilişki vardı. 


Buna karşın aynı araştırmalar, düşünce ve duyguları bastırma eğiliminin özellikle genç yetişkinlerde belirgin biçimde yüksek olduğunu gösteriyordu. Yani farkındalık kendini bastırma alışkanlığının egemenliğini kıramıyordu.


Dr. Tasha Eurich’in binlerce kişi üzerinde yaptığı 5 yıllık bir araştırma, insanların %95’inin kendini farkındalık sahibi sandığını, ancak gerçek oranın sadece %10-15 olduğunu kanıtlamıştı. Yani sevgili dostlar, etrafınızdaki 10 kişiden 9’u aslında birer kahve otomatından farksız durumda.


Öz Farkındalıksızlık Gerçeği

Çoğu insanın kendini bilmez davranışlarının altında yatan, gelişmemiş öz farkındalıktır.  Çünkü orada öfke, yetersizlik, değersizlik, kıskançlık, haset, arzular vardır. Ve tüm bunlarla “Ben buyum” diyecek cesareti bulamamak vardır.

Bu insanlar farkında olmaktan korkarlar, çünkü kendi özünü fark etmek; artık 'bilmiyorum' diyerek kaçamayacağı bir sorumluluk yükler onların omuzlarına.


Ve emin olun ki dostlar; Kendini tanıdığını iddia eden insanların çoğunluğunu, kendini hiç tanımamış olanlar oluşturur. Nasıl bu kadar emin olabiliyorum; Cevabı nörobilimde saklı. Ve ben sizin için en nefret ettiğim ders olmasına rağmen nörobilimin öz farkındalık konusuna bakışını da araştırdım (rica ederim.)


Beynimizin fonksiyonel şebeke ağları (Brain’s Default Mode Network) dinlenme anlarında temporal bölgeyi harekete geçirir ve kendi düşüncelerimize, anılarımıza, hayal gücümüze götürür. Bu ağlar, kendimize dair düşüncelerimizin evidir. Ama bu ağın sürekli aktif olması, öz farkındalığı güçlendirmez aksine, ruminasyonu, yani döngüsel düşünceleri (genelde olumsuz düşünceler) güçlendirir. Ruminasyon, öz farkındalık kapasitesinin gelişimine engeldir.


Öz Farkındalık Kapasitesi Nasıl Gelişir? 

John Bowlby'nin bağlanma teorisine göre; Güvenli bağlanma yaşayan çocuklar, duygularını adlandıran, ifade edebilen, hatalarından ders çıkarabilen ve iç dünyalarını merakla keşfeden yetişkinlere dönüşür. 


Güvensiz bağlanma ise tam tersine; duygusal dünyayı tehlikeli ya da anlamsız bir yer olarak kodlar. Ruminasyon, yaşanan olumsuz deneyimlerin veya duyguların tekrar tekrar düşünülmesi olarak tanımlanır ve bu nedenle Farkındalık kapasitesini daraltır. 


"Bağlanma figürleri yalnızca bir güvenlik kalesi değil; aynı zamanda çocuğun kendini keşfedebileceği bir özgürlük alanıdır." — John Bowlby

Bireysel Enkazdan "Yüksek Ajans"a

(Psikososyal bağlamda Yüksek Ajans (High Agency) kavramı, bir bireyin kendi yaşamı, kararları ve içinde bulunduğu çevre üzerinde belirgin bir etki yaratma kapasitesine sahip olduğuna dair güçlü inancı ve bu yöndeki aktif tutumu tanımlar.)


Sartre 'Cehennem başkalarıdır' derken, aslında başkalarının bakışlarında bir 'nesneye' dönüşmemizin yakıcı acısını işaret etmişti. Öz farkındalık, o bakıştan kurtulup kendi cennetini (ya da cehennemini) kendin inşa etme cesaretidir. 


Günümüzün Kapitalist düzeni bize ne hissetmemiz gerektiğini söyleyip duruyor olsa da öz farkındalık o hisleri doğuran kirli ve paslı mekanizmaları tek tek görme ve tanıma yeteneğidir.


Öz farkındalık, özgürlüğün ön koşuludur sevgili dostlar. Kendini bilmeyen bir insan, fırtınada pusulası bozuk bir tekne gibidir. Amigdala (korku merkezi) işaret verirken, Prefrontal Korteks (farkındalık merkezi) devreye girmezse, sadece hayatta kalma refleksleriyle yaşarsın. Daha doğrusu yaşamaya maruz kalırsın.


Viktor Frankl’ın İkinci Dünya Savaşı sırasında toplama kamplarındaki o korkunç deneyimini hatırlayın; "Uyaran ile tepki arasında bir boşluk vardır. O boşlukta bizim tepkimizi seçme gücümüz yatar." diyordu Frankl. İşte o boşluk anında sağlıklı tepkiyi ortaya koymanın tek yolu, öz farkındalık sahibi olmaktır. Yani kendini bilmek…


Psikolojide öz farkındalık, duygusal zekânın temel taşı olarak kabul edilir (Daniel Goleman). Ama varoluşçu felsefe açısından bakarsak, öz farkındalık aynı zamanda en büyük varoluşsal tehdittir.


Kendini Bilmenin Felsefesi

Kierkegaard’ın tanımladığı kaygı (angst) budur. Kendini çırılçıplak görmek. “Ben buradayım, bu bedende, bu hayatta, bu seçimlerle.” demek özgürleştirici olduğu kadar dehşet vericidir de...


Çünkü özgürlük = sorumluluk. Sorumluluk ise, seçim yapma yüküdür. Kendini kandırmayı bırakma zorunluluğudur.


Farkındalığa engel durumlar ise genellikle çocuklukta öğrendiğimiz savunma mekanizmalarıdır Bastırma, inkar, yansıtma ve rol yapma çocuklukta öğrenip yetişkinlikte sürdürdüğümüz savunma davranışlarımızdır. Türk insanında bu mekanizmalar, kültürümüzden de beslenir. “Erkek adam ağlamaz.” “Kadın dediğin bla bla bla...” “Elalem ne der?”


Sonuç, kendini yaşamak yerine, toplumun ve kültürün, yani başkalarının kalıplarını yaşamak…


İlişkilerde Öz Farkındalık; Ötekini Aynalama

İlişkilerde yaşadığımız krizlerin çoğu, kendi gölgemizi partnerimizin üzerine yansıtmamızdan (projeksiyon) kaynaklanır. 


Örneğin; Kendi içindeki çocuğu fark etmeden büyümüş erkek, o çocuğun görülmemişlikten doğan öfkesini, eşine yansıtacaktır.  Hatta bu hanımefendi, bir süre sonra kocasının gözünde "düşman" olarak görülecektir.

Gerçekçi Terapi, ilişkideki mutsuzluğunun nedenini sürekli partnerinde arayan bireyler için “kendine körlüğün öfkeli kölesi.” (Angry slave of self-blindness) tanımı kullanır. Öz farkındalık, "Ben bu ilişkide ne yapıyorum?" sorusunu sorma sorumluluğunu alma cesaretidir.


Sevgilinize 'seni seviyorum' derken aslında 'seni severek kendimi ne kadar seviyorum?' diye sormayı hiç denediniz mi? Çünkü bazen bir başkasına tutunmamızın nedeni, kendi yalnızlığımızdan duyduğumuz o dehşet verici korkudur. Kendini fark etmeyen bir aşık, partnerini sadece bir yara bandı olarak kullanır. Ve biliyorsunuz ki, yara bandı iyileştirmez, yaranın üstünü örter.


Öz farkındalık sahte benliklerden, rollerden vazgeçip; kendi çıplak gerçekliğine varmaktır.


Sevgili dostlar, buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Bir sonraki yazımızda Öz Farkındalık kapasitesinin ilişkilerimiz üzerindeki etkisini kaleme alarak kaldığımız yerden devam edeceğim.


Kendinizle ve yaşamınızla uyumlanmanın getirdiği huzurlu günler yaşamanız dileklerimle Cemal M. Bulut


Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page