Cinsellik ve Psikoloji Üzerine
- harmonikulup
- 7 Oca
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 31 Oca
"Cinsellik, insan yaşamının tüm alanlarına nüfuz eden bir enerjidir
ve bilinçdışı zihnin, temel motivasyon kaynağıdır." - Sigmund Freud
Sevgili dostlar merhaba, Konuya hızlıca bir giriş yapsam ve size sorsam; Sizce cinsellik nedir? "Bir üreme fonksiyonu mu?" yoksa "Şehvet, zevk ve haz aracı mı?"
İnsan neden cinselliğe bu kadar ilgi duyuyor? Peki sizce bu soruların cevapları, kendi içlerinde barınıyor olabilir mi?
Her birimizin yanıtları birbirinden çok farklı olabilir. Ancak cinsel yaşam deneyimi (Yani seks) hem üreme, hem zevk alma, hem haz duyma hem de yakınlık, samimiyet, güven ve sevgi gibi temel insani ihtiyaçları karşılayan bir eylemdir.
Heyecanı, coşkusu, dokunmanın cazibesi, kalbimizi yerinden edişiyle seks; Duygusal, sosyal, kültürel ve ruhsal boyutları olan, insana hem bedensel, hem ruhsal rahatlık veren “bütünsel” bir deneyimdir.
Nedir Bu Cinsellik Meselesi?
İnsan bilimlerinin bir çok disiplini cinselliği; cinsel yönelim, kimlik, yakınlık, haz ve üreme boyutlarını kapsayan çok katmanlı bir alan olarak tanımlar.
Freud, cinselliği insan davranışının en temel güdüsü olarak görmüştür.
Jung ise cinselliği bireyin ruhsal gelişiminde dönüştürücü bir enerji olarak kabul etmiştir.
Erich Fromm’a göre cinsellik, yalnızca haz değil, aynı zamanda derin bir “aidiyet” hissetme ve "bağ" kurma mekanizmasıdır.
Cinselliğin Doğası - Kadın ve Erkek Cinselliği
Cinselliği yalnızca "üreme" ya da “bedensel haz” olarak gören kişi, cinselliğin (ve aşkın) en önemli bileşenini, yani ruhsal ve duygusal bağ bileşenlerini göz ardı etmiş olur.
Seks, varoluşumuzun en ilkel düzeyinden beri aynıdır; Başka bir kişiyle fiziksel olarak yakınlık, temas ve cinsel bağlantı kurmaktır. Böylece cinsel deneyimlerimiz, aslında biz farkında olmasak da; güdüsel olarak yalnızlığımızı ve izolasyonumuzu azaltmanın bir yoludur.
Çünkü seks, varoluşu somutlaştıran bir eylemdir sevgili dostlar. Haz, neşe, sevgi, heyecan, rahatlık, şefkat ve coşku duygularını hissettirir. İnsanı insanlaştırır.
İnsanı insanlaştırır söylemi çok iddialıymış gibi gelebilir ama bu böyledir; çünkü seks, sadece başka bir insanla değil, kendi varlığımızla da (kadın, kadınlığıyla, erkek ise erkekliğiyle yani cinsel kimliğimizle) bağ kurmamızı sağlayan bir deneyimdir.
Seksin doğası, kadın ve erkeğin bedensel-fiziksel farklılıklarına rağmen yukarıdaki insanlaşma boyutuyla aynıdır. Kadın sadece partneriyle bağ kurmaz, kendi kadınlığıyla da bağ kurar. Erkek sadece partneriyle bağ kurmaz, kendi erkekliğiyle de bağ kurar. Her iki durumda da bireylerin cinsel kimliği ve benliği doyuma ulaşır.
Kadın ile erkek arasında cinselliğin farklılıkları, biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarda görülür. Kadın ve erkeklerin hormonal süreçleri, üreme işlevi ve fizyolojik tepkileri birbirinden farklıdır. Bağlanma biçimlerinde, fantezilerinde ve güven hissinde, yani psikolojik boyutta ise tüm bireyler birbirinden farklılık gösterebilir.
Biyolojik ve psikolojik boyutlarında farklılıklar gösterdiği gibi, kültürel normlar, toplumsal tabular, aile ve inanç/din vb. etkenlerle (sosyal boyutta) bireysel farklılıklar görülmektedir. Psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olarak seksin erkekler ve kadınlar için önemli ölçüde farklı bir anlam taşıdığı gerçektir.
Bir asırdan fazla bir süre önce Psikoanalizin babası Sigmund Freud, insanlığın cinsel bastırılmışlıkla yaşadığını ve davranışlarının bundan çok etkilendiğini ifade etmişti. 1960'ların ve 70'lerin "cinsel devrimi", "özgür aşk" ve "kadın özgürlüğü" modası önce Amerika'yı sonra Avrupa'yı sardı. Ve bu tarihlerden sonra Batıda cinsel yaşamın üzerindeki ahlak baskısı azaldı.
Yine de toplumlarda insanların cinsel davranışıyla ilgili neyin "doğru" veya "yanlış", neyin "ahlaki" veya neyin "ahlaksız", neyin "normal" veya neyin "anormal", neyin "iyi" veya neyin "kötü" olduğuna dair baskılayıcı davranışlar, görüş ve tutumlar, hatta yasalar vardır.
Ve Freud'un dediği gibi; cinselliğe yönelik toplumsal, dini ve kültürel baskılar, bireylerin cinsel yaşama bakışlarında ve deneyimlerinde sağlıksız sonuçlar doğurabilmektedir.
Sağlıklı Cinsellik ve Sağlıksız Cinsellik
Bir insanın cinsel kimliği, bireysel tercihleri ve cinsel davranışlarının temelinde nevrotik, patolojik, antisosyal, psikopat veya sapkınlık türünde "psikolojik bir sorun var." diyebilmek için aşağıda yer alan soruların yanıtlanması gerekir.
Cinsel davranış, kontrolsüz mü? (Dürtüsellik)
Cinsel davranış, bireyin kendisine veya başkasına fiziksel, duygusal (psikolojik) zarar verme potansiyeli taşıyor mu? (Risk)
Cinsel davranış, bireyin genel işlevselliğini (iş, okul, aile) bozuyor mu? (İşlevsellik)
Cinsel davranış, bir boşluğu doldurmak, gerçeklikten kaçmak veya yoğun duygusal dalgalanmaların bir sonucu olarak mı ortaya çıkıyor? (Duygusal Bağlam)
Yukarıdaki sorulardan birine "Evet" yanıtı veriliyorsa cinsel davranışın sağlıksız olduğundan söz edilebilir.
Ayrıca terapi odalarında psikologların deneyimlediği vakalar gösteriyor ki; Cinsellik, sağlıksız bir zeminde yaşandığında, bireylerin psikolojileri ciddi hasarlar alabiliyor. Ve maalesef toplumumuzda cinsel yaşam oldukça sağlıksız bir şekilde deneyimleniyor.
Çünkü günümüzde ve günümüz insanının çoğunluğunda göz ardı edilen gerçeklik şu ki; Cinsellik, sadece bedenlerin birleştiği biyolojik bir olay değil, aynı zamanda duygusal bağın, güvenin ve yakınlığın yaşandığı psikososyal bir eylemdir.
Çağın İnsanı Sevişmiyor, Seks Yapıyor.
Bugünün insanı, cinselliğin gerçekliğini görmezden geldikçe, cinselliği de tüketim kültürünün bir parçası haline getirdi. Duygular kadar bedenler de hızla tüketilir hale geldi. Hatta her önüne gelenle seviştiği için duygusal körlük ve değersizlik hissiyle başa çıkmaya çalışan insanlarla dolu terapi odaları.
Oysa cinsel doyum, bir bedenden diğerine, birçok bedene temas etmekle hissedilmez. Cinsel doyum ancak bir ruhun diğerine temas etmesiyle hissedilebilir.
Cinsel deneyim davranışlarının altında yatan motivasyonun ve bağlamın psikopatolojik karşılıkları olabileceği konusunda ne kadar kritik olduğuna dair bir blog yazısı kaleme alacağım. Cinsel Davranışların Psikopatolojisi adlı yazımı okumak için tıklayınız.
Ayrıca sosyal medya, pornografi ve popüler kültür, cinselliği yalnızca “beden gösterisi, sayı-skor tabelası ve performans” gibi nesnelliğe indirgemesi de kadın ve erkekleri birer objeye dönüştürerek sağlıksız cinsel deneyimlerin yaşanmasına neden oldu. Oysa bedenin doyumu kısa bir an sürerken, ruhun doyumu bir ömür yetiyor insana...
Anlık hazların peşinde koşarken, ruhunun yoksullaştığını fark etmiyor kimse. Yalnızlaşıyor, kendine yabancılaşıyor, kendisini sahteliklerle avutuyor. Oysa sağlıklı, mutlu ve doyumlu cinsellik, iki ruhun temasında, hassaslığında ve mahremiyetinde yaşanıyor.
Özetle;
Cinsellik, aslında iki bedenin değil, iki ruhun hikâyesidir.
(Swinger partilerinde bu ruh sayısı, katılımcı sayısına göre değişiklik gösterebilir.) :))
Sağlıklı, mutlu ve doyumlu bir cinsel yaşam için gereken şey sadece dürtüler, arzular değildir. Sağlıklı ve doyumlu bir cinsel yaşam için güven, sadakat, empati ve sevgiyle örülmüş bir bağ gereklidir.
Çünkü insan ile insanın arasındaki ilişkide bedenler geçici, ruhlar kalıcıdır. Zaten sevişmek denen eylem insanın bedeniyle değil ruhuyla başlar ve partnerimizin ruhuyla bütünleşerek tamamlanır. Ve gerçek doyuma iki ruh "bir" olduğunda ulaşılır.
Okuduğunuz için teşekkürlerimle dostlar,
İnsan ve Cinsel Yaşama dair okunmasını önereceğim kitaplar aşağıda olacak.
Aşkla, sevgiyle ve tutkuyla kalın.
Cemal M. Bulut
Kitap Önerileri
“İnsan Cinselliği Üzerine” - Alfred Kinsey
“Aşkın Anatomisi” - Helen Fisher
"Cinsel Bilinç" - Marty Klein
"Cinselliğin Keşfi" - Michel Foucault
"İnsan Cinselliği" – William H. Masters, Virginia E. Johnson, Robert C. Kolodny
"Aşkın ve Cinselliğin Evrimi" - David M. Buss



Yorumlar