top of page

İlişkim Nasıl Ayakta Kalır?

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 31 Mar
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 gün önce

Merhaba sevgili dostlar.

"Bir ilişkiyi ayakta tutan en önemli şey nedir?"


Bu soruyu popüler kültürün yeni nesil psikologlarına, kişisel gelişimcilere, sosyal medya herbokologlarına ya da sabah programlarının ışıklı stüdyolarının ortasında konuşan ulu bilgelere sorarsanız; alacağınız cevaplar aynıdır; Sevgi, saygı, güven, sabır, sadakat ve iletişim.


Hatta derler ki; Bunların hiçbiri tek başına yetmez.


Bu cevaplar doğrudur. Kulağa da hoş, güvenli ve anlamlı geliyor, değil mi? Ama size insan bilimlerinden bir gerçeklikle yanıt vereceğim; Modern çağda bu kelimelerin içi öylesine boşaltılmıştır ki; bunlar artık insani erdemler olmaktan çıktı ve insanın kendi bencilliğini gizlediği birer pazarlama sloganına dönüştü.


Eğer bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sadece "iletişim" olduğunu düşünecek olursak; yanılmış oluruz. Çünkü modern iletişim, iki tarafın kendi duygusal taleplerini, kendi "ihtiyaçlarını" ötekine dayatması haline geldi.


Bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin sadece "aşk" duygusu olduğunu düşünecek olursak; yine yanılmış oluruz. Çünkü bugün aşk dediğimiz şeyin büyük bir kısmı, karşımızdakini tüketme arzusu oldu. Her dudakta "Seni seviyorum" cümlesi dökülüyor ama aslında "Bana verdiğin hissi, benim yalnızlığıma engel olmanı, beni onaylamanı seviyorum" anlamına geliyor bu cümle. Ve bu duygusal ihtiyaçlar, azıcık karşılansa dahi "aşk" hemen bitiyor. Çünkü kendimizi ve hislerimizi seviyor oluşumuz, karşımızdaki insanla ilişkimiz açısından hiçbir şey ifade etmiyor.


Geriye Ne Kalıyor?

İki insanı, hayatın yorucu, anlamsızlığa meyleden akışı içinde omuz omuza tutan insan gerçeği nedir? Gelin bu sorunun tüm yanıtlarını, romantik illüzyonları bir kenara koyarak birlikte arayalım.


Nesneleştirmeye Karşı Direniş İradesi

Bir ilişkiyi ayakta tutan temel nokta, karşımızdakini bir "işlev" olmaktan çıkarmamızdır. İlişkiler, kavgalardan, ihanetlerden ya da banka hesap hacminden önce, bir tarafın diğerini bir "tedarikçiye" dönüştürdüğü an tükenmeye başlar.


Karşımızdaki insanı yara bandımız, kriz yöneticimiz, yalnızlıktan kaçtığımız liman, öfke deşarj ünitemiz ya da sosyal statü aksesuarımız olarak görmemeliyiz.


Tam tersine; karşımızdaki insanın da tıpkı bizim gibi, kendi yaralarıyla, kendi sınırlarıyla, kendi korkularıyla, kendi geçmişiyle, kendi duygu ve düşünceleriyle başlı başına bir dünya olduğunu kabul etmeliyiz. İlişkiyi ayakta tutan şey budur. Birbirimizi sadece kendi menfaatlerimiz, sadece kendi arzularımız, sadece kendi duygularımız için budamaktan vazgeçip, kendi kusurlu doğamız içinde büyümemize izin verme cesaretini karşılıklı olarak göstermemizdir.


Yaşama dönük bir yönelimdir bu; aşık olduğumuz insanı kontrol edilebilir, sahip olduğumuz bir eşyaya dönüştürmeyi reddetmektir.


Empati Harcı

Sevgili dostlar, kötülüğü sadece canavarca bir niyet olarak tanımlayamayız. Kötülük; Aynı zamanda, başka insanları düşünmeden hareket etmektir. Davranışımızın karşımızdaki insana ne hissettiğini önemsememektir. Bu yüzden ilişkilerdeki sadakatsizlik, en büyük kötülük olarak tanımlanır.


Eşimiz, sevgilimiz, dostumuz, yanımızda yavaş yavaş içine kapanırken, gözlerindeki ışık ve heyecan zamanla sönerken, kendi duygu ve düşüncelerimize kapılarak o insanın soluşunu görmezden gelmek kötülüktür.


Kendimizi ve yaşantımızı dünyanın merkezi sanıp, onun dünyasında olup bitene gözlerimizi kapatmak kötülüktür.


İlişkiyi ayakta tutan şey; en öfkeli, en yorgun, en haklı olduğumuza inandığımız anlarda bile "Peki o şu an ne yaşıyor?" sorusunu sorabilme kapasitesidir.


Empati, güneşli günlerde aynı manzarayı görüp O’nun neşeli duygularını hissetme becerisi olabilir. Ama aynı zamanda, sevdiğimiz insanla el ele çığın altında kaldığımızda O’nun ne kadar üşüdüğünü de anlayabilmektir empati.


Dikkat ve Mevcudiyet

Fransız filozof Simone Weil, insanın bir başka insana verebileceği en güçlü sevgi davranışının "dikkat" olduğunu söyler.


Akşam eve geldiğinizde elinizde telefonla sosyal medyada gezerken, aklınızda yarım kalan işinizi bir eposta ile çözmeye çalışırken, gözleriniz televizyonda diziye takılmışken sorduğunuz "Günün nasıl geçti?" sorusu ilişkiyi beslemez. Mış gibi yapmak, kendimizi kandırmaktır. Kendimizi kandırdığımız için karşımızdakini de kandıracağımız inancıyla hareket etmek, hiçbir şeyi beslemez.


İlişkiyi ayakta tutan şey, bütünlüklü bir mevcudiyetten beslenir. Yarım saat bile olsa; zihninle, bedeninle, tüm çıplaklığınla o anın içinde, o insanın karşısında var olmaktır bütünlüklü mevcudiyet. Yargılamadan, düzeltmeye çalışmadan, sadece onun gerçeğini duymak için orada, o masada, o kanepede oturup birine nasılsın diye sormak… Carl Rogers'ın mirasıdır bu. "Sevgi bir başkasına mevcudiyetini hissettirmektir." demiştir kral…


Seçim ve İrade

İnsanlar, nikah defterine attıkları o imzanın, parmağa takılan birer yüzüğün, seni seviyorum sözünün, ya da haldır huldur sevişiyor olmanın ilişkiyi sonsuza dek ayakta tutacağına inanır. Sadakat, sevgi ve tahammül sabit bir anıt zannedilir.


İlişkiyi ayakta tutan şey, her sabah uyandığınızda, hayatın tüm diğer ihtimallerine ve zorluklarına rağmen o insanı yeniden seçmektir. Bu da William Glasser babanın mirasıdır.




Kapıyı çarpıp çıkmanın, kendi kabuğuna çekilmenin, küsmenin çok daha kolay olduğu kriz anlarında; "Evet bir sorun var ama ben seninle birlikte bu soruna çözüm bulmak için gitmeyi değil, kalmayı seçiyorum.” diyebilmektir. Bu her ne kadar ilişki sorumluluğunu almak olsa da aslında bir irade işidir. Sorumluluk iradesi göstermeyi seçmektir.


Olduğu/n Gibi

Çağın insanı her an güçlü, kusursuz ve mükemmel görünmeyi norm kabul etmiş durumda. Ama... ilişkinin ayakta kalabilmesi için, bu sahte zırhların çıkarılması gerekir sevgili dostlar.


Karşımızdaki insana, en zayıf, en güçsüz, en başarısız halinizi gösterebilmemiz gerekir. Ve daha da önemlisi; onun da aynı halini görmemiz ve kabullenmemiz gerekir. Ayrıca, bu zayıflıkları, başarısızlıkları, hataları bir silah olarak kullanmamak karşılıklı kabulü gerçek kılar. İnsan en çok, zaaflarını teslim ettiği ama o zaaflarından vurulmadığı yerde güven besler, güçlü hisseder ve bağ kurar.


Toparlayacak olursak;

Bir ilişkiyi ayakta tutan şey, sürekli uyum içinde süzülmek, her sabah neşeyle uyanmaktır elbette. Ama pek mümkün değildir. Böyle bir ilişki anca romantik komedilerde, masallarda ya da sahte sosyal medya profillerinde vardır.


İki ayrı dünyanın bir aşk hikayesi yazarken uyumsuzluklar olabilir. Çatışmalar hatta çözümsüzlükler dahi olabilir. Bu durumlar cereyan ettiğinde insanlara acı da verse, öfke de barındırsa, hayal kırıklığı da taşısa aradaki bağı koparmamayı seçmek, ilişkiyi ayakta tutan en güçlü şeydir.


Birbirinden uzağa savrulduğunda bile birbirlerine dönüp o yaraya bakabilme cesareti o ilişkinin ömürlük olmasını sağlar.


Çünkü günün sonunda aşkı güçlendiren şey, mükemmelliğimiz, kusursuzluğumuz, şahaneliğimiz mi sizce? Yoksa kusurlarımıza rağmen birbirimizden vazgeçmeyişimiz mi?


Ve evet; bunlar ancak bir ilişkide sevgi, saygı, güven, sabır, sadakat ve açık iletişim varsa mümkün olabilir.


Okuduğunuz için teşekkürler sevgili dostlar,

Sevgiyle ve aşkla kalın.

Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page