top of page

Dikkat Dikkat! Dikkat Eksikliği Hızla Yayılıyor

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 28 Şub
  • 8 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Mar



“Hiçbir şeye odaklanamıyorum. Kitabı açıyorum, iki sayfa okuyamıyorum. Bir işe başlıyorum, başka bir şey aklıma geliyor. Zihnim sürekli başka şeylerle meşgul oluyor…”


Böyle olması normal. Çünkü sabah uyanıyorsun. Elin telefona gidiyor. Mesajlara, bildirimlere bakıyorsun. Gözlerin daha tam açılmadan, zihnin henüz tam uyanmadan, dijital dünyanın parlak ışıkları tarafından uyarılmaya başlıyorsun. Çişini yapmaya giderken gözün ekranda. Kahve makinesinin düğmesine basarken reels kaydırıyorsun. Serviste, çay molasında, yemek yerken… İşin başına oturduğunda 47 saniye sonra elin yine telefona gidiyor.


Akşam yatar yatmaz “bugün ne yaptım?” diye sorsan verecek cevabın yok. Çünkü hiçbir şey derinleşmedi. Hiçbir şey tam olarak hissedilmedi.


Çünkü dikkatin dağınık. Odaklanamıyorsun. Yaptığın hiçbir şeyde kalamıyorsun. Çünkü aslında; hızlanmış bir evrimin ortasında kalmış bir sinir sisteminin çaresiz adaptasyonuna kurban oluyorsun...


Balinaların ayak kemikleri taşıması ama denizde yaşaması gibi, biz de hâlâ derin odaklanma için var olan beynimizle, odaklanmaya engel olan, saniyede binlerce uyaranın bombardımanına tutuluyoruz.


Gloria Mark’ın uzun yıllar süren araştırmaları (University of California) korkunç bir tablo sunuyor bizlere sevgili dostlar. 2000 yılında ortalama odak süremiz 12,5 dakikaydı. 2012’de bu süre yarıya indi. 2024-2025 verilerine göre ise artık ortalama 47 saniye. Bazı kaynaklarda ortalama dikkat süresinin 8 saniyeye kadar düştüğü belirtiliyor. Balıktan bile kısa. Ekran bazlı dikkatimiz 20 yılda %70’ten fazla eridi.


Türkiye’de durum daha da ağır. Gençlerde DEHB (dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu) prevalansı dünya ortalamasının üzerinde. Çocuklarımızda %12,4–%19,5 arasında DEHB rapor ediliyor (TÜBİTAK ve çok merkezli çalışmalar).


Erişkinlerde bile %4-6 civarı kronik dikkat sorunu var. Ama asıl gerçek şu ki; Çoğu “DEHB” tanısının altında aslında dijital dikkat ekonomisinin yarattığı bilişsel yorgunluk yatıyor.


Algoritmalar bizi tarama moduna adapte etti: Derin okumak yerine hızlı kaydırma, uzun düşünmek yerine kısa video, anlamak yerine sonrakini görme eylemine tutulduk. Beynimiz artık “sustained attention” (sürdürülebilir dikkat) değil, “reactive attention” (reaktif dikkat) için optimize olmuş durumda ve ekranlardan yağan görüntülere adapte olmaya çalışıyor.


Bilim şöyle bakıyor; Bu bir patoloji değil, uyumlanma süreci.


Dikkat, bu çağda sadece ekonomik bir değerdir sevgili dostlar. Zihnin bir meta haline geldiği bu çağda, her şeye aynı anda maruz kalman sağlanır. Dikkat eksikliği de zihnin bu "aşırı uyarılma" çöplüğüne karşı verdiği bir otomatik uyum çabasıyla yorulmasıdır.


Bu yazıyı buraya kadar okuyup anlatmak istenileni anladıysanız, odaklanma süreniz hiçte kötü sayılmaz. 🙂

Haydi dikkat sürenizi bilimsel gerçekliklerle biraz daha uzatalım…


Dikkat Eksikliği ile İlgili Bilimsel Gerçeklikler

Klinik Psikoloji literatürde dikkat eksikliği "dürtüsellik, unutkanlık ve odaklanma güçlüğü" olarak tanımlanır. Gelin bu bilimsel bakışı Harmoni süzgecinden geçirerek birlikte yorumlayalım;


Hiperfokus-Aşırı Odak (Ruhun Konsantrasyon Şöleni)

Herbokloglar sana "odaklanamıyorsun" dediğinde yalan söylüyor; sen aslında bazen o kadar derine dalıyorsun ki, dünyanın geri kalanı bir sis bulutu gibi yok oluyor. Hiperfokus, zihnin bir konuya, bir hayale veya bir nesneye karşı duyduğu vahşi ve dizginlenemez arzudur. Bu, sıradan bir "konsantrasyon" değil, bir varoluşsal kendinden geçme halidir. Her şeye bir isim takma hastalığı edinmiş sosyal medyanın etkileşim fahişeleri, bu sıradan “derin konsantrasyon” durumunu bir sorun gibi satmaya başladı.

Zizek'in 'arzu' dediği o dipsiz kuyu tam da burasıdır. Bir kod satırında, bir tuvalin başında veya bir kitabın sayfalarında, bir dizinin veya filmin akıp giden sahnelerinde kaybolduğunda; aslında sen o an dipsiz bir kuyuya dalmışsın ve dış dünyayı 'iptal' ediyorsun. Bu bir korunma biçimidir. Modern hayatın sığ ve gürültülü kalıplarından kaçıp, kendi yarattığın derin hakikate (arzularına) sığınıyorsun.


Seni oradan çekip çıkarmaya çalışanlar, senin varoluş anından rahatsız olanlardır. Çünkü sen o an, onların kurallarına göre değil, kendi tutkunun diktatörlüğü altında nefes alıyorsun.


Unutkanlık: Sıradanlığa Verilen Tepki

Anahtarları nerede bıraktığını, faturanın son ödeme tarihini veya o "çok önemli" toplantının saatini unutuyorsun. Klinik dünya buna "kısa süreli bellek sorunu" diyor. Evet ama bu aynı zamanda zihnimizin seçici yanılsaması/hatası olabilir. Çünkü zihin, heyecan taşımayan, ruhu beslemeyen her bilgiyi bir "çöp" gibi kapının arkasına koyar.

Gerçekten önemli olanı mı unutuyorsun, yoksa sistemin sana 'önemli' diye yutturduğu o sıkıcı angaryaları mı? Ali İhsan hocamın sözleri aklımdan çıkmaz; “insan, kalbiyle bağ kurmadığı hiçbir şeyi aklında tutamaz. Bilgi de buna dahil.”


Faturaları unutuyorsun çünkü ruhun rakamlarla değil, anlamlarla besleniyor. İnsanların isimlerini unutuyorsun çünkü çoğunun yüzünde ve yüreğinde var olan o sahte maskeler birbirinin aynısı. Senin unutkanlığın, bu gri dünyaya karşı zihninin siktir çekme davranışı olabilir. Unutuyorum dediğin şeyler “hatırlamaya değer” şeyler olsaydı, emin ol sevgili dostum, unutmazdın.


Dürtüsellik: Bekleme Odasından Kaçış

Düşünmeden konuşmak, sonunu hesaplamadan eyleme geçmek, o ani gelen "her şeyi bırakıp gitme" isteği... Pozitif Psikoloji (Safsata Psikoloji) bunu "özdenetim eksikliği" olarak yaftalar. Oysa dürtüsellik, Eros'un (yaşam gücünün), Thanatos'un (ölümcül rutinlerin) üzerine fırlattığı bir ok değil midir? Kalıplaşmış yaşam modellerinin senden beklediği o "stratejik ve hesaplı insan" safsatasına karşı, içindeki çocuğun haylaz arzularıdır dürtüsellik.

Bizler, insanın insanlığı çürüttüğü bir nesiliz dostlar. "Önce düşün, sonra yap." dedikleri zırva, aslında seni kalıplara uyumlamak için bir evcilleştirme süreci. Dürtüsellik, o bekleme odasının camını çerçevesini indirip, kalıpların dışındaki gerçekliğe atlamaktır. Evet, bazen canın yanar, bazen yanlış kelimeler ağzından dökülür; ama en azından artık sana uymayan saçma sapan kalıpları değil de, kendi gerçekliğini yaşıyorsundur.


Salinger’in bahsettiği "eyleme geçiş" (act), bu kalıplaşmamış hamlelerde saklı. Senin o günümüz insanına patavatsız gelen ama aslında pervasız olan dürüstlüğün ve sakladığın cesaretin, bu sahte kalıplarla insanı baskılayan toplumun en çok korktuğu şeydir sevgili dostlar.



Dikkat Eksikliği Nedir?

100 paragraf sistem eleştirisinden sonra konuya gelelim...


Klinik olarak "Dikkat Eksikliği" denildiğinde genellikle DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) akla gelir. Çocuklukta başlayan; dikkat sürdürme güçlüğü, dürtüsellik ve/veya hiperaktivite ile seyreden nörogelişimsel bir tablodur. Ancak her odaklanma problemi DEHB değildir.


Kronik stres, uyku düzensizliği, anksiyete, depresyon, aşırı dijital uyarım, geçmiş travmaların derinliği, dikkat kapasitesini düşüren önemli etkenlerdir. bilir. Yani aslında sorun dikkat değildir. Sinir sistemidir.


Peki gerçekten dikkatimiz mi eksik?

Modern insanın en büyük kaybı zaman değil. Dikkat. Unutmayınız ki dostlar; Dikkat, varoluşun en somut göstergesidir. Neye dikkat ediyorsan, aslında oradasındır.


Tekrar edeceğim ama; Bu bir patoloji değil, adaptasyon.


Prefrontal korteksimiz (planlama, impuls kontrolü, derin odaklanma merkezi) aşırı yük altında. Sürekli bildirimler, multitasking, bilgi overload’u kortizolü yükseltiyor, dopamin döngüsünü bozuyor. Sonuç: Bilişsel yorgunluk, karar verme gücünün kaybı, hafıza zayıflaması, duygusal regülasyon zorluğu.


National Geographic’in 2026 Ocak ayı raporunda bile ortalama odak %0.4 saniye daha düşmüş görünüyor. Ve stres, uykusuzluk, dijital cihazlar en büyük suçlular arasında. Öyle ki; son 20 yılda yapılan tüm saha araştırmaları % 30-45 oranında cep telefonundaki bildirimleri, dolayısıyla telefonlardaki uygulamaları suçluyor.


Yani, sen dikkat dağınıklığı olan biri değilsin. Sen, dikkatini çalmak için trilyon dolarlık bir endüstrinin hedef tahtasında 12’den vurulmuş bir varlıksın.


Attention economy denen şey, senin dikkatini para’ya çeviriyor. Her kaydırma, her tıklama, her 3 saniyelik video bir kazanç. Senin derin düşünme kapasiten, onların iş modeli için tehdit. O yüzden anlık hazlar (dopamin) seni ekran kaydırmaya, reaksiyona, etkileşime alıştırmaya çalışıyorlar. Ve biz alışıyoruz. Alışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü alışmış olanlarla uyumlanamıyoruz.


Ama bu alışmaya çalışmanın bir bedeli var; Okuduğunu anlayamamak, konuşulanı anlayamamak… Bir kitabı bitirememek. Bir sohbeti dinleyememek. Sevdiğin insanın gözlerine bakarken ruhun ışıldadığında bile aklında telefonuna gelen bildirimlerin olması…Yani hayatın dokusunun incelmesi. Anlamın yitirilmesi. Ve en acısı “Ben niye böyleyim?” diye içini kemirmek.


Gençler diyor ki “Film açıyorum, beş dakikada sıkılıyorum.” ya da “Kitap okumaya oturuyorum, 5 sayfada telefon elimde.” veya “Kafam karışıyor, düşüncelerime odaklanamıyorum.” Haklılar çünkü bilişsel rezervleri dibe vurdu…


Dijital Çağ ve Sıkılan İnsan

Telefon bildirimleri, sosyal medyanın algoritmik akışı, kısa video formatları… Zihin sürekli mikro-ödül alıyor ve böylece dopamin sistemi parçalı çalışmaya alışıyor. Uzun süreli ya da derinleşen odak dopamin üretmediği gibi mikro ödül talebi uyararak dopamin talep ediyor. Haliyle mikro ödül alamayan zihnimize her şey “sıkıcı” gelmeye başlıyor.


Gilles Deluze modern insanın başarı, mutluluk ve iyi oluşa dair aşırı uyaranlarla performans baskısı altında tükenişini anlatır. Sürekli üret, sürekli kazan, sürekli başar, mutlu ol...


Bugün bu baskı, sosyal medya ile daha fazla dış uyaran baskısı ile daha da artmış durumda. Görünürlük, beğenilme ve onaylanma ihtiyacımızın manipüle edilmiş hali olan sosyal medya, idealize ettiğimiz ya da bastırdığımız halimizi yansıttığımız ama gerçekliğimizle de uyumlu olmayan bir dünyanın hızına kapılmamıza neden oldu. Bu hızın içinde kalmamız için dikkatimiz hızlı içeriklere uyumlanmalıydı.


Odaklanmak, sömürenlerin kazandığı dünyada yavaşlamaktır sevgili dostlar. Yavaşlamak sömürü düzeniyle ters düşmektedir.


Anksiyete ve Dikkat

Kaygılı bir zihin odaklanamaz. Çünkü zihin tehdit tarar. Anksiyete, dikkatin yokluğu değil, dikkatin aşırı uyarılması ve hatta infazıdır. Zihnin, henüz gerçekleşmemiş bir felaketi durdurmak için şimdiki anı kurban eder. Bir radar gibi her yöne aynı anda bakmaya çalışırken, aslında hiçbir şeyi göremez hale getirir insanı.


Anksiyete varken odaklanmaya çalışmak, elinde patlamaya hazır bir bombayla koşarak bombadan kaçmaya benzer. Dikkatini önemli işlere veremezler çünkü zihnin arka planda sürekli -belki hiç var olmayan belki de sadece gelecekte var olma ihtimali olan- tehlikelere karşı savunmaya odaklıdır. Sevgili dostlar; felaketi beklemek felaketin kendisinden daha sarsıcıdır. Anksiyete sahibi bireyin dikkati dağınık değil; hayali düşmanlarla savaşan bir ordunun esiridir.


Depresyon ve Dikkat

Depresyonda dikkat eksikliği, beynin "düşünmekten ve hissetmekten yoruldum." demesidir. Renkler solduğunda, sesler boğuklaştığında ve her şey anlamını yitirdiğinde; insan zihni, enerjisini dış dünyaya akıtmayı keser.


Depresyondayken odaklanamamak, aslında beynimizin tasarruf moduna geçmesidir.


Kimi danışanlar bunu “beyin sisi” olarak tarif eder. Zihin çalışmıyor değildir. Neden o anlamsız raporu bitiresin ki? Neden o sahte sohbete pür dikkat kesilesin? Ruhun o kadar ağırlaşmıştır ki, dikkatin başka hiçbir ağırlığı kaldıramaz ve yerçekimine yenik düşer. Depresyonda dikkat eksikliği bir 'sorun' değil, bir 'yılgınlıktır'. Zifiri karanlık bir odada kumandayı bulamadığın için suçlanamazsın.


Gerçekten Dikkat Eksikliği mi?

Kendinize şu soruları sorun sevgili dostlar;

Çocukluk döneminde de benzer zorluklar yaşadınız mı?

Birden fazla yaşam alanında (iş, sosyal, ev) aynı sorunu yaşıyor musunuz?

Odaklanma sorununuza kaygı, depresyon veya yoğun stres eşlik ediyor mu?

Odaklanma sorunu ne zamandır başladı?


Eğer belirtiler çocukluktan beri sürüyor ve yaşam işlevselliğini ciddi etkiliyorsa uzman değerlendirmesi tavsiye edilir.


Ama eğer son birkaç yılda başladıysa, muhtemelen hayatınızın yükü arttı. Ya da sağlıksız ilişkilerinizin etkisi altındasınız. Belki de ailenizden sosyal çevrenize kadar toksik ilişkiler ağına hapsoldunuz. Veyahut uzun zamandır sosyal medyada gereğinden fazla vakit geçiriyorsunuz... İyi haber; odaklanma sorununuz var ama üstesinden gelinir (Aşağılarda bir yerlerde "neler yapılabilir" başlığı sizin için.)

Daha da iyi haber; dikkat eksikliği ile ilgili klinik bir sorundan bahsedilemez...


Dikkat Dikkat!

Dikkat bir seçimdir. Dikkatinizi neye vereceğinizi değil, bir şeye dikkat verip vermeyeceğinizi seçebilirsiniz. İnsan anlam yönelimli bir varlıktır. Anlam olmayan yerde dikkat dağılır.


Sevmediğin bir iş, zorla deneyimlediğin hayat planı, içinde olmak istemediğin ilişkiler, sana ait olmayan hedefler… bunlar mutsuz yaşam formunun nedenleridir. Anlam eksikliğine neden olur. Ve sevgili dostlar; anlam eksikliği, dikkat eksikliği değildir.


Zihin istenmeyen yaşam olaylarına direnç gösterir. Ve biz buna “anlamsızlık” deriz.

Harmoni Perspektifi:

Dikkat Bir Semptomdur Dikkat eksikliğini doğrudan ortadan kaldırmaya çalışmak stres unsurudur. Altında yatan sistemi anlamak dikkat eksikliğini ortadan kaldırmaya yardımcı olacaktır. Sinir sistemi regülasyon, uyku ve beslenmenin düzeni, duygusal yüklerden arınma, anlam ve bağ ile ilişki kurma, dijital hijyen dikkat ile ilgili dağınıklığı toparlayacak unsurlar olacaktır. Dikkat çoğu zaman düzenli sinir sisteminin doğal sonucudur.


Neler Yapılabilir?
  1. Mikro Odak Çalışmaları

20-25 dakikalık görev blokları (Pomodoro yöntemi gibi). Amaç sürdürülebilir ritim kazanmaktır.

  1. Dijital Diyet

Bildirimleri kapatmak. Sadece sesli iletişime açık olmak. (Tek ekran prensibi). Sabah ilk 30 dakika ve gece uyumadan önceki son 30 dakika telefonla temas etmemek. Amaç, uykudan önce ve uyandıktan sonra dış uyaranların sesini kısmaktır.

  1. Bedensel Regülasyon

Derin derin nefes alarak yürüyüşler yapmak, doğa ile temas etmek. Uykuyu ve beslenmeyi düzenlemek. Amaç bedensel fonksiyonların zihinsel fonksiyonlara engel olmasına engel olmak. (Bu ne biçim cümle ulan diyen varsa derhal kapatsın bu sayfayı.)

  1. Anlam Arayışı

Yaptığın şey (işin, uğraşın, aktiviten) anlamlı mı, değerli mi daha da önemlisi senin değerlerinle uyumlu mu? Amaç falan yok. İnsanın yaşama amacı zaten anlam bulmak. İhtiyacın amacı mı olur?


Hem düşünsenize; belki de dikkat eksikliği değil, insan fazlalığı yaşıyoruzdur. Çok uyaran, çok beklenti, çok kıyas, çok fazla başka hayat…


Özetle;

Sevgili dostlar, arama motorlarında 'dikkatimi nasıl toplarım' diye soruyorsunuz ama aslında şu soruya cevap arıyorsunuz; 'Ruhumu bu saçma sapan sisteme nasıl uyumlarım?”


Sistem bize her şeye odaklanmamızı söyler ki asıl büyük resmi görmeyelim. Senin dikkatin dağınık çünkü sana yaşatılan her şey birer yalan, yaşadığın her köşede sahtelik barınıyor.


Hiperfokus dediğimiz derinlik senin kendine duyduğun açlıktır. Seni kendi normallerine çekmeye çalışanlar, aslında seni senin normalinden koparmaya çalışıyor. Senin her şeye aynı anda hayret etmeni ve dünyayı bin parçalı bir puzzle gibi görme yetini, yani çocuksu dürüstlüğünü çalmak istiyorlar senden. Bırakın dağınık kalsın. Çünkü her şeyi aynı anda görebilenler, hiçbir şeye körü körüne inanmayanlardır.


Cemal M Bulut der ki; Dikkat, sevginin en somut hâlidir. Çünkü neye dikkat ediyorsan, ona hayatından pay veriyorsun. Soru “Neden buna odaklanamıyorum?” değil “Gerçekten buna odaklanmaya değer mi?” olmalı.

Çünkü seviyorsanız, zaten değer… Değmeyecek olana, dikkatinizden ve hayatınızdan vermeseniz de olur.

Okuduğunuz için teşekkürler.


Eğer buraya kadar yazılanları anlayarak okuyup bana bir dirhem şükran duyduysanız var olun, eksik olmayın sevgili dostlar. Dikkat sürenizi de araştırıp durmayın. 6 Sayfa A4 metni okudunuz. Daha ne? Zihninize ve duygularınıza esenlikler dilerim.

Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page