Pozitif Psikoloji
- harmonikulup
- 30 Mar
- 8 dakikada okunur
Öğlen molası... Instagram'a giriyorsunuz. Bir tane yaşam koçu sırıtarak bir şeyler anlatıyor ekrana. Yüzünde parlayan ışık, telefon ekranından size yansıyor. Önünde pahalı bir mikrofon;
“Her günü harika kılmak senin elinde! Enerjini yüksek tut! Zihnini güçlü kıl! Evren sana kulak veriyor! Yapabilirsin! Bugünden başla…”
Siz ise o gün işe gelmek için yataktan kalkmakta zorlanmışsınız. Muhtemelen gece kaliteli bir uyku uyumadınız. Birikmiş işler var. İlişkinizde gerilim var ya da ilişkiniz yok. Ama bu yokluğun da ağır gelen bir yalnızlığı var… geleceğe dair belirsizlik, yaz tatilinizden kalan kredi kartı borçları… Var ha var...
İçinizden muhtemelen şu geçiyor; "Ben niye pozitif olamıyorum kardeşim? Sorun bende mi acaba?”
Eğer öyleyse; Dijital çöplüğün sıradan manipülatif içeriklerinden birine daha hoş geldiniz. Gelmekte de çok haklısınız. Çünkü yavşağın dik alası biri çıkmış, sanki ol deyince oluyormuş gibi “Pozitif ol, enerjini yüksek tut” diyor.
Pozitif Düşünce Endüstrisi?
Küresel kişisel gelişim endüstrisinin piyasa değeri yüz milyar doların üzerinde.
Rakamla 100.000.000.000 $
Peki kim kazanıyor?
Sizi mutsuz hissettiren ve ardından o mutsuzluğun çözümünü satan herkes.
Guy Debord'un 1967 yılında yazdığı “Gösteri Toplumu” adlı eseri okuyun lütfen. Debord o tarihlerde “Modern kapitalizm artık yalnızca ürün satmıyor, yaşam biçimi satıyor. Deneyim satıyor. Kimlik satıyor. Ve en kârlı ürün olan mutluluğu satıyor. Hepsi de sahte...” diyordu.
Bu vaatlerle bizlere şunları satıyorlar;
Sabah rutinleri (Doğru rutini uygularsan hayatın değişir.)
Vizyon panoları (Ne istediğini görselleştirirsen evren bi şekil onu halleder.)
Afirmasyonlar (Yeterince tekrar edersen beyindeki enerji dalgaları fikiboklaşır ve düşündüğün şeyler olmaya programlanır.)
Frekans ve enerji (Titreşimini yükselt, hak ettiğin şeyleri çek, bağırsakları bok dolu bir mıknatısa dönüş.)
“Mindset” ve dönüşümleri (Tek bir zihinsel kayma, bir çırpıda olumsuzlukların ebesine kayar.)
Ve bunların her biri için bir kitap, bir kurs, bir seminer, bir koçluk paketi var. Satın alabilirsiniz. (Kredi kartınızla taksit imkanı da var.)
Harmoni Kulüpte ise kişiye özgü Psikososyal Gelişim Programı var.
Bir psikolog eşliğinde 12 Aylık eğitim... Hem de sudan ucuz. Ama kredi kartına taksit imkanımız yok.
Bizim programa gelince, kafanızda kırk bin tilkinin şüphesiyle soru yağmuruna tutun bizi. Ama Instagramda yaşam koçları manipülatif cümleler sıçınca, etkileşime boğun, ertesi gün dediklerini yapmaya başlayın. Aferin be size. İlla kazıklayalım mı sizi? İlla manipüle mi edelim?
Ama siz isterseniz yine de aşağıdaki düğmeyi tıklayıp bizim "Kişiye Özgü Psikososyal Gelişim Eğitimi" programına bi bakın.
“Daha iyi ben” arayışı, bitmek bilmeyen bir mutluluk pazarı yarattı. Ve bu pazarın müşterisi olmamak için o arayışın nereden beslendiğini görmek gerekir." - Zygmunt Baumann
Önce bizi mutsuz hissettiren sistemi oluşturup, bizi mutluluk ve başarı vaatleriyle o sisteme uyumlu kılmayı satıyorlar. Sonuç; Daha da mutsuzluk ve başarısızlık hissi…
Pozitif Düşüncenin Psikolojik Yalanı
Pozitif düşünce endüstrisi kendini “bilimle desteklenmiş” olarak sunuyor. Ve bu iddia başlı başına bir yalan.
Michigan Üniversitesi'nden araştırmacı Iris Mauss ve ekibinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda gördüler ki insanlar mutluluğu ne kadar çok isterse, mutsuzluk seviyeleri artıyor.
Doğrudur, çünkü Psikoloji alanında yapılan mutluluk konulu araştırmalar da Mauss’un çalışmalarıyla örtüşüyor. Mutluluğu yüksek değer olarak önceliklendiren insanlar, olumlu olaylar karşısında daha az mutluluk hissediyor. Çünkü beklenti çıtası hayatın gerçekliği ile uyumlu değil. Dolayısıyla hiçbir an yeterince mutlu hissedemiyorlar. Pozitif düşüncece manipülasyonu da bu mutsuzluktan besleniyor.
Ne kadar çok pozitif olmanız gerektiği söylenirse, o kadar yetersiz hissediyorsunuz. Ve o yetersizlik hissi sizi yeni bir kitaba, yeni bir koça, yeni bir kursa götürüyor.
Amerikalı gazeteci, eleştirmen ve aktivist Barbara Ehrenreich, meme kanseri tanısı aldığında çevresinin “Savaşçı bir kadınsın, savaşmaya devam et, iyi düşün, pozitif düşün, her zamanki gibi güçlü ol.” baskısıyla karşılaşmış. Bu baskının ne kadar yıkıcı olduğunu, korku, öfke, üzüntü gibi gerçek duygularını yaşama hakkını nasıl elinden aldığını anlattığı “Bright-Sided” adlı kitabı yazdı.
Ehrenreich'in bu eseri, pozitif düşünce eleştirisinin en güçlü belgelerinden biridir. “Eğer pozitif düşünce işe yarasaydı, neden Amerika'da depresyon oranları tam da pozitif psikolojinin en çok yayıldığı dönemde en yüksek seviyelere ulaştı? İyiliği ve mutluluğu bir rol ya da bir görev olarak dayatmak, mutsuzluğu bir suç olarak tanımlamaktır. Ve bu, insanın kötü de olsa kendi hislerini yaşama hakkını elinden almaktır.” dedi.
Peki pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman ne ayak? Nereden çıkardı bu Pozitif Psikoloji ekolünü?
Yoksa o da mı şarlatan?

Hayır, değil tabii ki... Seligman, 1998'de Amerikan Psikoloji Derneği'nin başkanlığına seçildiğinde pozitif psikoloji hareketini başlatmıştı. Ama yıllar sonra kendi özeleştirisini de yaptı: Mutluluk odaklı yaklaşımın yeterince bütüncül olmadığını, anlam ve ilişki boyutlarını geri planda bıraktığını kabul etti. Hareketin endüstriyel olarak araçsallaştırılmasından rahatsızlığını da dile getirdi.
Yani kurucusu olduğu ekolün raydan çıktığını gördü ve “Saçmalamayın lan. Bu iş böyle değil. Allah sizin gibi kişisel gelişimcinin de belasını versin.” dedi. Ama endüstri duymadı. Çünkü çoktan kazanmaya başlamıştı.
Suçlu Kim
“Yapabilirsin. Düşüncelerini değiştir, hayatın değişsin. Başarı bir seçimdir.”
Bu cümleler kulağa ne kadar hoş geliyor. Yapamadın, başaramadın, değişemedin, hayatın da değişmedi. Salaksın o zaman. Çünkü yapsaydın olurdu. Bu senin suçun.
En etkili ideoloji, kendini ideoloji olarak göstermeyendir. “Pozitif ol” söylemi, bir ideoloji olarak değil evrensel bir hakikat, bilimsel bir gerçek, sağlıklı yaşamın doğal gerekliliği olarak sunuluyor. Ve bu şişme kostüm, ona karşı çıkmayı neredeyse imkânsız kılıyor.
Mesela geri zekalı bir arkadaşım bana “Sen şimdi pozitif düşünceye karşıysan, o zaman sen de negatifsin?” demişti.
Bu geri zekalı embesil arkadaşıma bu soruyu sorduran şey inanç haline getirdiği sistem. Çünkü sistemin yapmak istediği şey; sistemdeki yapısal sorunların bireysel başarısızlığa dönüşmesi.
Tüm dünyada ekonomik eşitsizlik var. Ama zihniyetini değiştiremeyen sensin. Dünyanın en zengin % 2’si, dünyanın % 98’inin toplam sermeyesine sahip. Ama pozitif olamayan benim. Eğitim, sağlık, hukuk sistemi çökmüş. Vizyon panosu yaparız geçer be, ne olacak?
Yapısal sorunlar senin benim suçum değil sevgili dostlar. Bize hem psikolojik yalanlar söylüyorlar hem de politik yalanlar… Sistemi değiştirmek yerine, sisteme uymayı “kişisel gelişim” olarak satıyor, bir de üzerine para kazanıyorlar.
Yüz milyar dolar ne demek arkadaş? Kafayı yer insan… Türkiye’nin dış borç açığının 1/5'i...
Toksik Pozitiflik
“Üzülme, daha kötüsü de olabilirdi.”
Babam pandemide hayatını kaybetti. Bir yakınımız, kardeşime bu sözü söyledi. Ve biz kardeşimle birlikte 5 yıldır, daha kötü ne olabilir diye düşünüyoruz. Adamın hortum takılmayan deliği kalmamıştı, nefes almak için çırpına çırpına göçtü gitti bu dünyadan. Yattığı yer incitmesin… Daha kötüsü de olabilirmiş...
“Olaylara iyi tarafından bakmalısın.”
Bir arkadaşım Almanya’dan 4 milyon Euroya matbaa cihazı aldı. Çünkü üç harfli marketlerle anlaşma yapmıştı. 30 Çalışanı varken 350 çalışana çıktı. Fakat bir yıl geçtikten sonra, tam da bu marketlere yaptığı ürünlerden ciddi paralar kazanmaya başlayacağı dönem, çocuğu FETÖ soruşturmasıyla içeri aldılar. Mahkeme salonunda arkadaşın babası; işi batan, cihazı çürüyen ve alacaklarına el konmuş haliyle oğluna bunu söyledi. 15 ay cezaevinde yattı bu çocuk. Zamanında bu cemaate de babası yönlendirmişti oğlunu… Pardon Asım amca ama… Hangi iyi taraftan bakalım ki biz buna?
“Negatif enerjiden uzak dur.”
Bir arkadaşımla Toksik Pozitiflik yayını yapmıştık ve paylaşmıştık. Videonun altındaki yorumlardan birisi
“Toksik pozitiflik, toksik negatiflikten iyidir. Saçmalamışsınız.” olmuştu. Yazık demiştik programı çektiğimiz arkadaşımla… Geri zekalı herhalde diye düşünmüştük beyinsiz bacımız için... üzülmüştük ve utanmıştık O'nun adına.
Bu cümlelerin hiçbirinin yeri yoktur genelde ama daha da kötüsü, hepsinin ortak bir özelliği vardır sevgili dostlar; Size hissettiğiniz duyguları reddetmeniz, bastırmanız gerektiğini, o duyguları hissetme hakkınızın olmadığını söyler bu cümleler.
İşte buna psikolojide “toksik pozitiflik” deniyor. Ve bu durum özünde destekleyici olan ama gerçekte duyguları değersizleştiren, bastıran ve insanı kendi yaşam deneyiminden kopartarak ruhsal olarak zorlantıya sürükleyen bir tutum.
Duyguların işlevi nedir? Psikolojinin cevabı çok net; Duygular beynimizde bilgi taşıyıcılarıdır.
Korku duygusu tehlikeyi işaret eder. Öfke sınırın ihlal edildiğini işaret eder. Üzüntü kaybı işaret eder. Kaygı belirsizliği olan durumları işaret eder.
Her duygunun potansiyeli vardır. Duygular bastırıldığında beynimiz bilgiyi bastırmaz. Duygu, ihtiyaç duyduğu eylem gerçekleşene kadar "görevini tamamlamamış" sayar. Yani zihin tetikte kalır. Ve duygu bastırıldıkça, organizma bu mesajın iletilmediğini düşünerek sinyalin dozunu artırır; bu da duygunun içimizde devasa bir potansiyele ulaşmasına neden olur.
Sevgili dostlar, olur olmadık yerde ve hiç olmadık zamanda duygusal patlama yaşama nedenimiz budur. Unutmayınız ki; duygular, çelik bir yay gibidir. Ne kadar çok kuvvet uygularsanız, serbest kaldığında o kadar uzağa ve şiddetle fırlatır sizi.
Albert Camus'nun absürd felsefesini yazmıştım daha önce; Camus, sahte teselliye karşı dürüstçe duyguları yaşamak gerektiğini savunuyordu. "Gerçekle yüzleşmeden, anlamlandırmadan ve sindirmeden olumlu hislere yer açılmaz." demişti.
Yaşam Koçları ve Fenomen Psikologlar: Cahil Silkeleyen Tic. Ltd. Şti.
Ama bakın sosyal medyaya, Psikologlar, kişisel gelişimciler, ilişki koçları, yaşam koçları, herbokologlar, kemancılar, siyasetçiler, sanatçılar, kokoreççiler, bu alanlarda içerik üreten hesaplara bakın. Sizce bu insanların kaçı gerçekten ne söylediğini biliyor?
Mesela ben size bu içeriği doğru bilgilerle aktarmak için aldığım 8 yıllık akademik eğitim ve 15 yıllık çalışma deneyimim üzerine bugün 14 ayrı makaleden yararlandım.
Ama önemli olan ne söylediğini bilmek değil artık. Fenomen olmak için gereken şey iyi bir kamera, birkaç süslü psikoloji terimi ve en önemlisi insanların duymak istediğini söylemek.
“Toksik insanlardan uzak durun.”
“Kendinizi sevin.”
“Sınırlarınızı koruyun.”
“Her şeyin bir sebebi var. Evren size işaret gönderiyor."
Bu cümlelerin her biri, gerçek bir psikolojik kavramın karikatürü. Derinliksiz, bağlamı olmayan ve genellikle zararlı biçimde basitleştirilmiş haliyle aktarılan safsatalar...
Neden zararlı?
Psikolojik sorunları 5 dakikalık video ile çözülebilirmiş gibi sunar. Depresyon mu? Minnettarlık günlüğü tut. Travma mı? Geçmişi bırak. Anksiyete mi? Negatif düşünceleri pozitife çevir.
Gerçek psikolojik yardım arayışını engeller. “Ben ne yapmam gerektiğini biliyorum, takip ettiğim yaşam koçu enerji, siksok falan bir şeyler dedi.” düşüncesi, iyileşmeye engel olur.
Bilimi araç olarak kullanır ama içini boşaltır. “Yapılan araştırmalar gösteriyor ki...' diye başlayan cümleler, çoğu zaman hiçbir araştırmaya dayanmaz.
Savunmasız insanları hedef alır. Zor bir dönemden geçenler, kolay cevaplar arayanlar çoktur ve bu içerikler tam da bu kitlelere ulaşır.
Psikoloji bilimi, onlarca yıllık araştırmanın, klinik deneyimin ve etik sorumluluğun ürünüdür. Bir telefon kamerası ve gülümsemeyle bu birikimin tek bir parçasını bile temsil edilemez. Ama satılabilir. Zaten sorun da tam olarak budur aslında.
Türkiye’de “Yaşam Koçluğu” sertifikası almanın önünde hiçbir standart kural yoktur. Birkaç haftalık çevrimiçi eğitim programıyla sertifikalı yaşam koçu olabilirsiniz. Sonra kırılgan insanların zorlantılı dönemlerinde ilişki krizlerinde, kariyer çıkmazlarında, bireysel sorunlarında onlara “rehberlik” yapabilirsiniz. Enayisine denk gelirseniz paranın sülalesini ağlatabilirsiniz. Bu, etik bir skandaldır ama kazancı güzeldir.
Yüz Milyar Dolar diyorum size arkadaşlar… Başlatmayın etiğinize butiğinize…
Psikoloji Ne Söylüyor?
Kabul ve Kararlılık Terapisi:
Terapinin hedefi, olumsuz duyguların olumsuz etkilerini (zorlantısını) ortadan kaldırmak için, önce onlarla birlikte var olmayı öğretmektir.
Gerçekçi Terapi:
Mutluluğun peşinden koşmak mutluluğu getirmez. Başarısızlığı, belirsizliği, zayıflığı ve kırılganlığı kabul etmek, psikolojik iyi oluşun temelidir.
Adleryen Psikoloji (Humanistik ve Analitik Çerçeve); İnsan kendisini sürekli geliştirmek zorunda değildir. İnsanın olduğunuz gibi kalmak gibi hakkı vardır. Sürekli dönüşüm sürekli gelişim ve karşılığında sunulan mutluluk vaadi, stres, huzursuzluk ve mutsuzluk sebebidir.
Ve Nietzsche;
Pozitif düşüncenin tam karşısında duran bir ses olarak Nietzche “Sürü Ahlakı” kavramını ortaya atmıştı. Kitlelere satılan teselli, güçlü bir varoluşun değil zayıf bir varoluşun göstergesiydi. “Gerçek mutluluk, acıyla yüzleşmekten, belirsizliğe dayanmaktan ve sahte umudu reddetmekten gelir.” derdi toprağı bol olasıca…
"Psikolojik refah, her şeyin güzel olduğunu söylemekle oluşmaz. Her şeyin güzel olmadığını görüp, buna rağmen anlamlı yaşamayı seçmektir. Bu, çok daha zor ve çok daha gerçektir." - Viktor E. Frankl
Harmoni Felsefesi
Acı, kaygı, üzüntü, insan yaşam deneyiminin kaçınılmaz parçaları. Ölene kadar binlercesi yaşanacak. Bunlarla savaşmak yerine, onların varlığına rağmen değerleriniz doğrultusunda hareket edebilmek psikolojik sağlamlık getirecektir. Yani huzur, yani doyum, yani psikolojik refah...
Bu yazıyı yazarak, popüler psikoloji endüstrisini yıkmayı çok isterdim. Ama bir kişinin bile gerçeği görmesini sağlamak bizi mutlu edecek.
Psikolojik sağlamlık eğitimi satan bir işletmeyiz ama biliyoruz ki, psikolojik sağlamlık asla bir ürün olarak satın alınamaz. Birkaç sabah üst üste erken uyanıp, 20 dakika yüzerek, yürüyüş yaparak, duş alıp, kahvaltıyı aradan çıkarıp, işe bisikletle gitme rutini ile inşa edilemez. Olumlu düşüncelerle, olumlalamayla, pozitif düşüncelerde ısrarla (afirmasyonla) psikolojik refah elde edilemez.
İnsanın kendisiyle kurduğu objektif ve dürüst ilişkiyle, hem güçlü yanları hem de güçsüz yanları görmekle, duyguları bastırmak yerine onları kabul edip dinlemekle, sağlıklı ilişkiler, sağlıklı bağlar ve aidiyetle, tüm bunların kendisiyle uyumu ve dengesiyle mümkün olur.
Bunlara ek olarak; anlam inşa etmekle, hayatın zorluklarına, belirsizliğine ve sınırlılığına gerçekçi bir gözle bakmakla psikolojik refah oluşturulabilir. Ve bunların hiçbiri 30 günlük bir programla gerçekleşmez.
En değerli şeyler, en zor kazanılanlardır. Nietzche
Pozitif düşüncenin alternatifi, negatif düşünceler değildir. Yani pozitif düşünceler olmadığında insan negatif düşüncelere kapılmıştır diye bir durum yoktur. Gerçek olan negatif de olsa pozitif de olsa durum ya da olaydan doğan duygular ve bu duygularla şekillenerek ortaya çıkan düşüncelerdir. Bunlar insanın ve insan yaşamının gerçeğidir.
İnsan bilimlerinde gerçek duygu ve gerçek düşünceler, bütüncül bir insan deneyimini onurlandırır...
Okuduğunuz için teşekkürler sevgili dostlar.
Her zaman gerçeği seçmeniz dileklerimle… Mutlu ve huzurlu günler hepinize. Cemal M. Bulut




Yorumlar