Mutsuzluk Salgını; Final
- harmonikulup
- 17 Mar
- 9 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 Mar
HARMONİ KULÜP - MUTSUZLUK SALGINI SERİSİ - VI. YAZI Final
Enkazların Arasında Bahçe Kurmak
Merhaba sevgili dostlar. Mutsuzluk Salgını Yazı serisine “Neden mutlu olamıyoruz?” diye başlamıştık. Paylaştığımız beş yazıda da bu sorunun cevaplarını vermeye çalıştık. Hedonik adaptasyonun tuzaklarını gördük. Narsisizmin empatiyi nasıl yok ettiğini konuştuk. Sosyal maskelerin ruhun içini nasıl boşalttığını izledik. Kadın ve erkeğin birbirine nasıl yabancılaştığını ele aldık. Ve kurban rolünün ne kadar konforlu, ne kadar yıkıcı olduğunu masaya yatırdık.
Şimdi serinin son yazısında sizlerle birlikteyiz ve maalesef yine 'her şey çok güzel olacak' demeyeceğiz.
Bu yazıda “tüm bu enkazların arasında kendimize bir bahçe inşa edebilir miyiz?” sorusuna bunun nasıl mümkün olacağını anlatacağız.
Çünkü Cevap: Evet.
Bu Yazıda Aranan Asıl Yanıtın Sorusu: "Ama Nasıl?"
Enkaz Gerçeği
Voltaire'in Candide'i 1759'da yayınlandı. Romanın kahramanı Candide, her felaketten sonra hocasının "Her şey en iyisi için" felsefesini sorguluyordu. Savaş, veba, deprem, katliamlar... Ve Candide nihayetinde şu sonuca varıyordu "İyimserlik, insana ihanettir."
Romanın son cümlesi bu yazının felsefesini oluşturuyor sevgili dostlar;
“Il faut cultiver notre jardin.” (Bahçemizi ekmeliyiz.)

Bu cümle bir eylem çağrısıydı sevgili dostlar ve dönemin Avrupa'sını salladı. Evet dünya ve insanlık sorunlu olabilir, ama sen kendi kaynaklarına, kendi içine, kendi evine, kendi bahçene bakabilirsin. Bu aforizma falan değil… Stoik gerçekçilik. Marcus Aurelius, imparatorluğu yönetirken günlüğüne “Kontrolünde olan ve olmayan arasındaki farkı bilmek, özgürlüğün temelidir.” yazmıştı.
Ekonomiyi kontrol edemezsin. Siyaseti kontrol edemezsin. Başkasının seçimlerini kontrol edemezsin. Ama kendi tutumunu, kendi tepkini, kendi adımlarını seçebilirsin. Mesela Epiktetos... köle olarak doğdu. Yaşamı boyunca özgürlüğünü kazanamadı. “Beni zincire vurabilirler. Ama iradem zincire vurulamaz.” dedi.
İnsanlığın çürüdüğünü, yaşamın zorluklarını görmek bir farkındalıktır. O farkındalıktan sonra çürümeyi beklemek ise bir seçimdir sevgili dostlar.
Kendini Tanımadan Bahçe Kurulmaz
Bir bahçe, toprağı tanımayan biri tarafından ne kadar ekilip biçilebilir? Hangi toprak verimli, hangi toprak verimsiz, neresi taşlı, neresi kök tutmaz, bunları bilmeden istediğimiz çiçekleri büyütebilir miyiz?
Jeffrey Young'ın şemalarını düşünün; Erken yaşta oluşan "ben yetersizim, güvende değilim, terk edileceğim, insanlar güvenilmez, sevilmeye layık değilim." gibi şemalar, yetişkin hayatımızın toprağı oluyor. Ve bu şemaları tanımadan ekilen her çiçek, her ağaç, er ya da geç çürüyor.
Kendini tanımak, kusurlarımızı, korkularımızı, kaygılarımızı ve zayıf yönlerimizi fark edip onlarla yüzleşmeyi seçmektir. Rollo May'e göre insan, varoluşsal kaygısından kaçtığı sürece kendini tamamlayamaz. Çünkü o kaygının tam ortasında kim olduğuna dair en gerçek cevaplar yatıyordur.
Kendini tanımak, geçmişin izlerini doğru okumakla başlar. Bugüne kadar olan her şeyden sonra “Ben ne istiyorum?” sorusu, şemaların ötesine geçen bir anlam doğurur. Psikologlar terapi odalarında bu anlamın peşindedir. Çocukluğa bu nedenle dönülür...
Cemal Vakası
Sevgili dostlar Aralık 2025 tarihinden itibaren Psikiyatristim ile yetersizlik şemam üzerine çalışıyorum. Üstelik böyle bir şemaya sahip olduğuma dair ufacık bir fikrim dahi yoktu.
Kendi şemamı tanıdığımda, bana söylenen şeylerin bendeki yankısını yaşatmaya çalıştığımı fark ettim. Son terapi seansımızda Can hoca şöyle bir cümle kurdu; "Kendi karanlığını tanımayan insan her gölgeyi düşman zanneder."
Kendi karanlığımı tanıyor muyum? Bu sorunun yanıtı iki yıldır kendime zindan ettiğim yaşamımda İlişkilerimi, kararlarımı, tepkilerimi şekillendiren şeylere yanıt olacaktı. Cevaplar ve fark ettiklerim acı verdi. Neleri kaybettiğimle yüzleşmeye devam etmek zorundayım. Bu farkındalıkla ektiğim tohumlar, bahçemi cennete çevirdi bile.
Toprak (İlişkiler)
İnsanın Psikososyal bir varlık olduğu gerçeği, Harmoni Kulüp felsefesinin özüdür sevgili dostlar. Ve psikoloji biliminin son otuz yılda ulaştığı en önemli sonuçlardan birisi de budur. İnsan beyni ilişki içinde gelişir. Bağlanma teorisi buradan doğmuştur.
Yalnızlık varoluşun kaçınılmaz gerçeğidir. Ama bu yalnızlıkla başa çıkmanın yolu, başkalarının var oluşuyla mümkündür. Varoluşçu terapi böyle söyler. Hatta der ki; Ben var oluşumu ancak sen varsan hissedebilirim. İnsan kendini bir başkasıyla var eder. Yalnızlık değerlidir ancak bağ kurulan biriyle var olmak, yalnızlıktan çok daha değerlidir insan denen "varlık" için.
Martin Buber'in teorisi "Seni özne olarak gördüğümde, senin iç dünyanı, kırılganlıklarını, ihtiyaçlarını kabul ettiğimde benim varlığım anlam kazanıyor." diyor. Ve Buber'e göre gerçek varoluş, ancak Ben-Sen ilişkisinde mümkün oluyor.
Unutmayınız ki dostlar; Yalnız büyüyen ağaç, fırtınaya karşı en savunmasız olandır. Birlikte büyüyenler ise birbirinin köklerine tutunarak ayakta kalırlar.
Peki Ya Tohum? (Anlam)
Bahçeye atılan tohum, anlamdır sevgili dostlar.
Koşullar ne kadar zor ve ağır olursa olsun, insanın anlamlandırma yeteneği yok olmuyor. Evet mutluluk hissi, koşulların ürünü olabilir. Ama anlam kurmak bir seçimdir. (Frankl’ın “anlam iradesi” kavramını hatırlayın.)
Üstelik anlam, koşullar yerli yerinde mutluluk sağlıyorken oluşmaz. Tam tersine anlam arayışı, tam da varoluşsal kaygının içinde gerçekleşir.
İnsan tıpkı Kafka gibi, Pessoa gibi, Camus gibi, kim olduğunu, ne istediğini, neden yaşadığını ancak o derin kaygı ve huzursuzluğun içinde sorar. Kaygıdan kaçan insan, anlamı da kaybeder.
Anlam inşasını engelleyen en büyük engel, inanışlardır. “Ben buna layık değilim.” gibi bir düşünce ya da “ne yapsam değişmeyecek!” inanışı anlam iradesini kilitleyen örüntülerdir.
Anlam, şartların bize verip alacağı şeyler değildir sevgili dostlar. Anlam, bizim hayata kattığımız şeylerdir.
Yaşamınız güzel bir bahçe olsun istiyorsanız, “Ben şu an hayatıma ne katıyorum? Küçük de olsa, görünmez de olsa, katkım ne?” diye soracağınız soru, tohumun toprağa düştüğü andır.
Budama (İyilik Hareketi)
Martin Seligman'ın pozitif psikoloji araştırmalarına göre, insanın iyi hissetmesi için büyük dönüşümlere ihtiyacı olmuyor. İyi hisler, ilişkiler, aidiyet, anlam ve başarı hisleri ile birlikte geliyor. Bunlar için de küçük, gündelik, tutarlı eylemler yeterli oluyor. Bir teşekkür, anlaşıldığını hissetmek, küçük bir iyilik... Bunlar basit şeylermiş gibi görünebilir ama beyinde kalıcı hazlar oluşturur. (Bu yazıda Zimbardo'nun projesinde işleyeceğim bu konuyu.)
Robert Putnam "Alone Bowling" adlı kitabında “Toplumların refahını belirleyen en önemli faktörlerden biri, insanların birbirine güveni, gündelik ilişkisel temasları ve küçük ölçekli dayanışmalardır. Komşuyla selamlaşma, mahallede yardımlaşma, bir tanıdığa kapı tutmak gibi eylemlerdir.” diyor.
Ben iktisat terimlerinin ilişkilerde kullanılmasını reddeden biri olsam da Putnam buna "Sosyal sermaye." diyor.
Putnam'ın bahsettiği sosyal sermaye, Türkiye'de son otuz yılda ciddi biçimde eridi. Kentleşme, kutuplaşma, güvensizlik bu erimenin nedenlerinin başında geliyor. Ama Putnam, sosyal sermayenin yeniden inşa edilebileceğini de söylüyor. Ve bu inşanın bireysel olarak başlaması gerektiğini savunuyor. Toplumu birey oluşturuyor gerçeği sizce de Putnam’ı haklı çıkarmıyor mu?
"Bir iyilik görmezden gelinebilir. Bin iyilik, bir kültür oluşturur. Bireyler bir arada toplumun kaderini değiştirebilir. İyilik ya da kötülük…" Robert Putnam
Bahçıvan (Sorumluluklar)
William Glasser benim psikoloji babamdır. Gerçekçi Terapi ve Eğitim Psikolojisinin kurucusu, teorisyenidir. Gerçekçi Terapi danışana “Geçmiş değil, gelecek değil, şu an ne yapıyorsun?” diye soruyor.
Yanıt her ne olursa olsun, Glasser diyor ki; “İşte şu an, bu yaptığın şey bir seçim. Farkında olsan da olmasan da…”
Sevgili dostlar Psikoloji ekolleri oluşturan bütün isimler insanın temel ihtiyaçlarından bahseder. Örneğin Maslow, Glasser, Fromm, Adler, Freud, Dec, Ryan, Horney, Rogers, Jung, McClelland, Bowlby, Frankl, Murray gibi isimlerin hepsi (unuttuklarım da vardır) insanın temel ihtiyaçları üzerine teoriler geliştirmişlerdir. Maslow’un Temel ihtiyaçlar hiyerarşisi herkes tarafından bilinmektedir.
Tüm Psikoloji ve Sosyoloji ekollerinin kuramcıları, teorilerini bu insan ihtiyaçları üzerinden oluşturmuştur.
İnsanların davranışları temel ihtiyaçlarına göre şekillenir.
"Birey bu ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl harekete geçiyor, ne yapıyor?" Bu sorular psikoloji bilimini oluşturan temel sorulardır. Büyümeyi, gelişimi, daha doğrusu insanın olduğu hali tanımlar. İnsanı tanımak için seçimlerine, iç kaynaklarına, motivasyonlarına, güdülerine, benliğine, dışa dönüklüğüne bakılır.
İhtiyaçlar ile bu ihtiyaçların doyurulması arasındaki o kritik eşik sorumluluktur. Çoğu insan trafikte kaynak yapan sürücülere sinir olur, çünkü kendisi de aynı yolda, aynı zaman diliminde, kurala göre hareket etmeyi seçmektedir. Aynı sorumluluğu alması gereken bir piç kurusu, kaynak yapmayı tercih etmiştir. Ve bu piç kurusu trafik oluştuğu için başkalarını suçlar.
Seçim Teorisine göre (Glasser), Mutsuzluğumuzun veya tatminsizliğimizin sorumluluğunu dış dünyaya (ebeveynler, partner, patron) attığımızda, değişim gücümüzü de onlara teslim ederiz. Oysa sorumluluk, özgürlüğün bedelidir. Kendi ihtiyaçlarımı doyurmak için yaptığım seçimlerin sonuçlarına katlanmayı kabul etmemdir.
Önceki yazımızda belirttik, şikayet etmek bir ihtiyaç doyurma stratejisi olabilir ama asla gerçek bir tatmin sağlamaz.
Alfred Adler’in Sosyal İlgi kavramı vardır. Bu kavram insanın yalnızca kendisi için değil, başkası için de bir şeyler yapma kapasitesini ifade eder. Adler buna sırf Psikoloji öğrencileri delirip bölüm değiştirsinler diye Gemeinschaftsgefühl demiştir. Tükçesi nedir bilmiyorum ama okullarda bize “Topluluk duygusu” olarak öğretmişlerdir.
Gemeinschaftsgefühl içerisinde kendi iyiliğini aramak ile başkasına iyilik yapmak çelişmez. Aksine, önce insanı, sonra topluluğu besler.
O yüzden trafikte önündeki arabaya kaynak yaparak çakallık göstermek ile frene basıp beklemek arasındaki seçim Glasser'i haklı çıkarır. Adler’in sorusu da öyle;
Adler Glasser’in sorusuna bir soru daha ekler; “Kimin için yapıyorsun?”
Bu iki soru arka arkaya sorulduğunda "radikal sorumluluğun" tanımını verir sevgili dostlar; "Kendim için." cevabı ve "Başkası için." cevabı (duruma ve eyleme göre değişmekle birlikte) radikal sorumluluğun gerçekliğiyle üstlenildiğini göstermez. Ama "hem kendim, hem başkaları için." cevabı radikal sorumluluğu üstlenmiş olmanın tek göstergesidir. (Glasserce ve Adleryen çerçevede.)
"Sorumluluk almak gücün dilidir. Ve bu güç, başkasına uzandığında ikiye katlanır." Alfred Adler
Hasat
Trafikte kaynak yapan piçtir, puşttur. Aksini iddia eden de öyle. Dolayısıyla konu tartışmaya kapalıdır. Biz bahçemize geri dönelim.
Bütün bu aşamaları gördükten sonra “Bahçe yalnız kurulmaz.” konusunda hemfikir olabildik mi bilmiyorum. Olamadıysak, bunu reddedenlerin trafikte kaynak yapanlardan olduğuna yemin edebilirim. Konuyu daha somut bir şekilde ele alarak bunu ispat da edebilirim. (Ne sandınız la siz Psikososyal Gelişimcileri?)
Philip Zimbardo, kariyerinin son döneminde "Kahramanlık Tasarım Projesi" adlı çalışmasını başlatmıştı. Amacı Şeytanlığın ve Kahramanlığın seçilebilir olduğunu göstermekti.
Stanford Hapishane Deneyi ile insanın ne kadar kolayca kötülüğe yönelebileceğini ispat etmişti. O bir deneydi ve hatta denekler kötülüğe öyle yönelmişti ki, deney yarıda kalmıştı. Yarıda kalmak ne kelime; tam bir psikolojik infilaktı.
Stanford Hapishane Deneyi, 14 gün sürmesi planlanırken henüz altıncı günde sonlandırılmıştı. Çünkü o sahte hapishane, sadece altı günde gerçek bir cehenneme dönüşmüştü. Gardiyan rolü üstlenen öğrenciler, mahkum rolü üstlenen öğrencilere 6 günde cehennem azabı yaşatıp, delirtecek kadar kötüleşmişti.
Ama Zimbardo Kahramanlık Tasarımı Projesi ile “Sıradan insanlar, kahraman olmayı seçer mi?” sorusuna yanıt arıyordu. Yanıt şaşırtıcı olmuştu... Zimbardo insanlara iyilik disiplininin verilebileceğini gördü.
Bu proje, bir laboratuvar deneyi değildi. Bu çalışma sosyal psikolojinin bulgularını (Milgram, Asch ve Zimbardo’nun kendi bulguları gibi) kullanılarak insanlara "ahlaki cesaret" aşılayan bir eğitim sistemi oluşturmaktı.
Zimbardo kahramanlığın doğuştan gelen bir süper güç olduğuna inanmıyordu. Zimbardo’ya göre kahramanlık, sosyal (çevresel-toplumsal vb.) baskının zirve yaptığı zamanlarda doğru seçim yapma becerisiydi.
Katılımcılar öğrenciler ve gönüllü gençlerden oluşturuldu. Onlara sosyal psikoloji alanından oluşturulan ahlaki cesaret eğitimleri verildi. Seyirci Etkisi, Sosyal Uyum Baskısı, Statik Zihniyetten Gelişim Zihniyetine Geçiş (Ben böyleyim" demek yerine "Bunu değiştirebilirim" demek.) üzerine eğitimler uygulandı.
Küçük bir grup üzerinde uygulanan bu eğitim, küresel bir eğitim ağına dönüştü. Avrupa'da bir çok ülke ve ABD'de ilk okuldan itibaren çocukların aldıkları eğitim müfredatına dönüştü. Kurumsal alanda uygulanan eğitimlere dönüştü. Şirketlerdeki etik dışı davranışlara, yolsuzluklara veya mobbinge karşı "mücadele etme-ses çıkarma." kültürünü, bir "ihanet" olmaktan çıkardı. Bugün Endüstriyel Psikolojinin çalışanlara sunduğu bir çok eğitim modülü Zİmbardo'nun bu çalışmasının ürünüdür.
Projenin en büyük başarısı, kahramanlığı "olağanüstü insanların yaptığı bir iş" gibi algılanmasına engel oldu. "Sıradan insanların kritik anlardaki tercihi" ile kahraman olabileceği farkındalığı oluşturdu. Yapılan araştırmalar ve saha çalışmaları gösterdi ki; Ahlaki Cesaret eğitimi alan bireyler, kriz anında Seyirci Etkisine kapılma eğilimi göstermediler. Yani, "nasılsa birileri yardım eder" diye geçmek yerine, sorumluluk alıp o yardımı gerçekleştiren kişi oldular.
Küçük iyiliklerle sosyal sermaye örmek, radikal sorumlulukla kendi bahçemi işlemek ve sonra belki de komşumun bahçesine yardım etmek Harmoni Kulüp Vizyonudur. Birey kendini fark etsin. İlişkide olduğu kişiyi de görsün. Ve ikisi birlikte önce ilişkilerini, ardından olağan şekliyle toplumsal dokuyu yeniden örsün.
Özetle dostlar; Bahçe yalnız kurulmaz. Ama her bahçenin çiçeklenmesi için tohuma ihtiyaç var. O tohuma anlam verecek olan da sizsiniz.
Mutsuzluk salgını yayılan bir dünyada olduğumuz bir gerçek. Enkaz gerçek. Ama her salgın tarihin bir döneminde son buldu. Her enkaz, bir gün kaldırıldı ve yerine bir şey dikildi. Ve her bahçe bir zamanlar sadece topraktan ibaretti.
Doğru soruyu sormazsak, aldığımız her cevap yanlış olacak.
Soru “Dünya neden bu kadar kötü?” değil.
Doğru soru şu “Ben bu kötülüğün içinde, ne yapıyorum?"
Vallahi sayfalarca yazdık ve gelip buraya dayandık işte; Bahçeni kurabilirsin.
Kendi bahçeni kur ama komşunun bahçesine de bak. Çünkü en verimli çiçekler, yan yana büyüyenlerdir (Ziraat mühendislerinin ve botanik bilimci bir arkadaşın yalancısıyım).
Mutsuzluk Salgını: Blog İzi
Hedonik adaptasyonun tuzağı, mutluluk sektörünün yalanları ve 'hak etmek' yanılgısı üzerine yağan mutsuzluğu yazdık.
Empati erozyonu, narsisizm ve duygusal davranış çelişkilerinin mıknasıt gibi çektiği mutsuzluğu yazdık.
Sosyal maskeler, performatif varoluş ve sahteliklerin neden olduğu derin mutsuzluğu yazdık.
Kadın ve erkeğin aynı anda kaybettiği nefret savaşında mutsuzluğun otopsisini yazdık.
Şikayet etmenin ve kurban rolünün getirdiği sahte konfor alanında yer eden mutsuzluğu yazdık.
VI. Enkazların Arasında Bahçe Kurmak:
Toplumsal çürümenin içinde anlam inşa etmek ve birlikte var olmanın gücü, yazdığımız beş yazıdaki mutsuzluğu nasıl mutluluğa çeviriyor, tek tek yazdık.
Okuduğunuz için teşekkürler dostlar
Bir sonraki yazımızda görüşünceye dek,
Çiçekli bahçeleriniz için harcadığınız her emek, size mutluluk olarak dönsün dilerim.
Sevgiyle kalın
Cemal M. Bulut
Kaynaklar
Aurelius, M. (2023). Kendime Düşünceler [Meditations]. (F. Akderin, Çev.) Say Yayınları.
Adler, A. (2019). İnsan Doğasını Anlamak [Understanding Human Nature]. (K. Şipal, Çev.) Say Yayınları.
Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss, Vol. 1: Attachment. Basic Books.
Epiktetos. (2015). Başucu Kitabı — Enchiridion [Enchiridion]. (A. Çokona, Çev.) Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Frankl, V. E. (2023). İnsanın Anlam Arayışı [Man's Search for Meaning]. (T. Tatlı, Çev.) Phoenix Yayınevi.
Glasser, W. (1998). Choice Theory: A New Psychology of Personal Freedom. HarperCollins.
May, R. (1953). Man's Search for Himself. W. W. Norton.
Putnam, R. D. (2000). Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community. Simon & Schuster.
Seligman, M. E. P. (2011). Flourish: A Visionary New Understanding of Happiness and Well-being. Free Press.
Voltaire. (2015). Candide. (R. Hakmen, Çev.) Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Yalom, I. D. (2000). Varoluşçu Psikoterapi [Existential Psychotherapy]. (Z. İyidoğan Babayiğit, Çev.) Kabalcı Yayınevi.
Young, J. E., Klosko, J. S. & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner's Guide. Guilford Press.
Zimbardo, P. (2015). Şeytan Etkisi [The Lucifer Effect]. (C. Coşkan, Çev.) Say Yayınları.
Mutsuzluk Salgını Serisi · Final
I. Mutluluk II. Ego Obezitesi III. Mış Gibi Yaşamak IV. Cinsiyet Savaşları V. Kurbanın Konforu VI. Bahçe




Yorumlar