top of page

Cinsel Persona

  • Yazarın fotoğrafı: harmonikulup
    harmonikulup
  • 24 Mar
  • 9 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 27 Mar

Cinsel Kimliğinizden Vardır da... Cinsel Kişiliğinizden Haberiniz Var mı?


Cinsellik, insan psikolojisinin en az konuşulan ama en çok sorun yaşanan boyutudur sevgili dostlar. Akademik literatürde ciltler dolusu yer tutar insanın cinsel psikolojisi. Ama gerçek hayatta çoğu zaman ya utançla bastırılır, ya performansla kaplanır, ya da tüketim kültürünün vitrininde bir ürüne dönüştürülür.


Bu yazı, cinselliği ahlaki bir çerçeveden değil psikolojik, sosyolojik ve varoluşsal bir çerçeveden ele alacak. Amacım ne tabu yıkmak, ne de özgür seks naraları atmaktır. Amacım, cinselliğiyle ilişkisinin insana ne anlattığını gözler önüne sermek.

Cinsel Persona Testimize Katılmak İster misiniz? Bu yazıdaki 9 katmanı derinlemesine analiz ederek raporlayacak ve kendiliğinizle cinsel kimliğinizin uyumunu size gösterecek olan testimiz aşağıdaki düğmecikte;


Çünkü cinsellik, çoğu insana bir performans, bir ödül ya da bir onay mekanizması gibi gelse de; Cinsellik en sade haliyle, iki insanın birbiriyle ve kendileriyle kurduğu en gerçekçi bağ kurma biçimlerinden biridir.


Ve bu bağ ne kadar gerçekse, o kadar değerli ve o kadar doyurucudur. Ne kadar sahte ve performatif ise o kadar utanç verici...


Cinselliğini hiç sorgulamadıysan, muhtemelen başkası senin için bir cevap koymuştur oraya. Yaşadığın kendi cinselliğin değil, onun cevabıdır. (Zizek’in Pornografi Endüstrisine Yönelik Eleştirisinden)

Cinsellik = İhtiyaç mı, Onay mı?

Freud, libidoyu insanın temel psişik enerjisi olarak tanımladı. Yalnızca üreme güdüsü ile çiftleşme hayvanlara özgüyken, insana özgü olan; bağlanma, temas zevki, haz ve yaşam enerjisinin tamamını kapsayan bir cinsel deneyimdir.


Bu bakışla cinsellik, temel bir ihtiyaçtır. Bedenin ve ruhun ortak dilidir.


Ama modern çağda bu dil büyük ölçüde bozuldu. Michel Foucault “Cinsellik her zaman bir iktidar meselesi olmuştur. Kimin neyi, nasıl, ne zaman yaşayabileceğini toplumlar, kurumlar ve normlar belirler. Ve bu belirleme, bireyin içselleştirdiği bir denetim mekanizmasına dönüşür.” demiştir.


Bugün bu mekanizma yeni bir formda karşımıza çıkıyor sevgili dostlar. Sosyal medya ve tüketim kültürü…


Reklamlar, pornografi, herbokologların kadın, erkek ve cinsellik üzerine geri zekalı beyinlerinden fışkırttığı abuk sabuk içerikleri, filtreli bedenler ve performatif yakınlık sahneleri cinselliği bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp bir onay aracına dönüştürdü.


“Arzu ediliyor muyum?” sorusu, “ne hissediyorum?” sorusunun önüne geçti. Ve bu yer değişikliği, görünürde küçük ama psikolojik olarak sarsıcı izler bırakmaya başladı. Çünkü arzulanan olma arzusunu sosyal medyada karşılayacak alan da buldu.

Çok ciddi uyarıdır: Utanç, pişmanlık, suçluluk, değersizlik, irritasyon... Beden sunumuyla fenomen olanların uyuşturucu haberleri ve intihar haberlerine daha çok şahit olacağız.


Cinsellik bir ihtiyaç olduğunda, sizi besler. Bir onay aracı olduğunda, sizi tüketir. İkisini birbirinden ayırt edebilmek, cinsel farkındalığın göstergesidir.

Utanç ve Suçluluk Katmanı

Cinsel yaşam ve utanç, çoğu kültürde neredeyse eş anlamlıdır sevgili dostlar.

Ve elbette ki bu durum, tesadüften ibaret değildir.


Sandor Ferenczi, utancın cinsel deneyim üzerindeki etkisini erken dönem psikanalitik literatürde ele alan ilk isimlerden biriydi. Ferenczi'ye göre utanç, özgün arzu ile toplumsal yasaklama arasındaki gerilimin bedenselleşmesiydi. Yani utanç, dışarıdan dayatılan bir şeyin içselleştirilmiş haliydi. Ve bu kuram, bugün hâlâ insan bilimleri alanlarında geçerliliğini korumaktadır.


Suçluluk ile utancı birbirinden ayırt etmek kritiktir. Ve cinsellik söz konusu olduğunda, bu iki his iç içe geçer, hatta çoğu zaman ayırt edilemez hale gelir.


Utancın cinsellik üzerindeki etkileri şu biçimlerde ortaya çıkar:

Bedenden kopma: Bedenin “zevk alınacak” değil “idare edilecek” nesne olarak deneyimleme.

Cinsel fantezilerden utanma: Zihnin ürettiği arzuları tehlikeli ya da anormal olarak etiketleme.

Cinsellik sonrası suçluluk hissi: Hazzın ardından gelen ani bir kapanma ya da kendini yargılama.

Cinsel deneyimden utanç duyma: Öz değer düşüklüğünün cinsel alana yansıması.


Brene Brown “Utanç hissinin, bağ kurmakta en büyük engel olduğunu söylemektedir.” Cinsel alanda utanç yaşayan biri, partneriyle gerçek bir bağ kuramaz. Zamanla görülmekten de korkmaya başlar.

“Cinselliğinizden utanıyorsanız, büyük ihtimalle cinsel kimliğinizi değil, başkalarının cinsellik hakkında söylediklerini taşıyorsunuzdur.” - Ruth Westheimer / Sex For Dummies (Yeni Başlayanlar İçin Seks)
Arzuya Temas

Arzu ile istek arasında kritik bir fark vardır sevgili dostlar. İstek, “şunu istiyorum” derken arzu ise daha derin, daha belirsiz ve daha kişiseldir. Lacan’a göre arzularınız, kim olduğunuzla ilgilidir.


Lacan arzuyu, hiçbir zaman tam olarak doyurulamayan bir eksiklik etrafında konumlandırdı. Arzu, arzulanan nesneye ulaştığında bitmez. Nesnesini dönüştürür ya da yeni bir nesneye kayar. Bu Lacan'cı perspektiften bakıldığında, arzunun kendisi bir varoluş biçimidir; doyum ise arzunun ödülüdür.


Elbette ki modern çağ insanı "arzu" kavramının da içine sıçtı.


Çağın insanı arzuyu standartlaştırdı. Hatta arzunun standartlarını bile belirledi. Hangi bedenin arzu edilir olduğunu, ne tür cinsel deneyimin yeterli olduğunu, sanki evrensel bir gerçeklikmiş gibi, sanki özgünlük ve kişisellik yokmuş gibi kodladı.


Pornografi endüstrisi, gerçek arzunun yerini performatif bir şablona bıraktı. Ve milyonlarca insan, kendi gerçek arzusundan uzaklaşarak bu şablona uyum sağlama çabasına girdi. Böylece özellikle insanların cinsel arzusu ve estetik (beden) algısı nesneleşti, kalıplaştı ve objeleşti. Bir tek suyundan koymadıkları kaldı...


Oysa cinsel yaşam araştırmaları yapan Emily Nagoski, çalışmalarının sonucunda arzuyu iki temele dayandırmıştı sevgili dostlar. İnsanca olan ve modern insanın haberi dahi olmayan da bunlardı. Kendiliğinden arzu (spontaneous desire) ile duyarlı arzu (responsive desire)... Kendiliğinden arzu, tetikleyici olmadan ortaya çıkandı. Duyarlı arzu, uygun bağlam ve temas ile uyanandı. (Ve ikincisi, özellikle kadınlarda çok daha yaygındı ama artık değil.)


Bu bilgisizlik, pek çok insanın "bende bir sorun mu var?" diye sormalarına yol açıyor. Oysa sorun arzunun yokluğundan ziyade, arzunun kendine özgü yapısına yabancılaşmak...

"Kendi arzunuzu tanımak, başkasının arzusuna uymaktan çok daha değerlidir. Her şeyden önce; arzu özgündür ve tamamiyle size aittir." Michel Foucault / Cinselliğin Tarihi

Bedensel Farkındalık

Wilhelm Reich 1930'larda "Karakter Zırhı" kavramını ortaya atmıştı sevgili dostlar. Reich'a göre bastırılmış duygular ve travmatik deneyimler, kas gerginliği olarak bedende kilitlenir. Ve bu kilit, cinsel özgürlüğü de doğrudan etkiler. Bugün dahi psikoloji ve tıp biliminde geçerliliğini koruyan ve literatürde yer bulan kavramdır bu.


Psikoseksüel çerçeved cinsellik, bedenin en savunmasız olduğu alandır. Bu nedenle bedensel farkındalığı düşük olan bir insan, cinsel deneyimi tam olarak yaşayamaz. Aklı sadece karşı tarafa gösterdiği performanstadır ve bu tamamen kaygıdır. Çünkü aklı deneyimin kendisinde değildir bu bireyin. Nasıl göründüğünde, yeterince memnun edici olup olmadığında, hissettiği şeyin ne olduğunu anlamakla meşgul bir haldedir.


Dolayısıyla uyarılsa dahi; bedeninde tam olarak zevki ve hazzı hissedemez. Böylece zamanla cinselliği bir görev gibi, yapılması gerektiği için deneyimleyen bir bireye dönüşür. Nihayetinde cinsel yakınlık sırasında gerilim ve rahatsızlık duymaya başlar.


Beden farkındalığını geliştirmek, kendi bedenini tanımak cinsel sağlığın ve sağlıklı cinselliğin temel taşlarından biridir. Bu durum, profesyonel deneyim, çokça cinsel ilişki, derin bir terapötik süreç, temelden dönüşüm programı gerektirmez.


Bilimsel veriler (Piaget, Freud, Erikson ve modern gelişim psikolojisi) psikoseksüel gelişim aşamaları vardır. Ve sanılanın aksine bireylerin bedenini keşfetmesi ergenlik yaşlarından öncesine dayanmaktadır.

“Bedeninizdeyken cinsellik bir deneyimdir. Zihninizdeyken ise bir değerlendirmedir. İkisini karıştırdığınızda ne deneyim kalır, ne değerlendirme.” Ruth Westheimer / Sex For Dummies (Yeni Başlayanlar İçin Seks)

Yakınlık mı, Performans mı?

Tüketim çağının cinselliğe verdiği en büyük hasar, seks deneyimini performansa dönüştürmek oldu sevgili dostlar.


Pornografi endüstrisi, milyarlarca dolarlık bir sektör haline gelirken aynı zamanda cinsel beklentilerin şekillenmesinde belirleyici bir güç oldu. Araştırmalar, düzenli pornografi tüketiminin gerçek cinsel deneyim beklentilerini nasıl çarpıttığını net biçimde ortaya koyuyor (30 yıldır).


Pornografinin insanın cinsel yaşamındaki olumsuz etkileri; Performans baskısı artırması, beden memnuniyetsizliği derinleşirmesi, gerçek partnere duyulan duyarlılığın azalması...


İnsanın gerçek benliği özgün, kendiliğinden ve savunmasız olandır. Sahte benlik ise dışarının beklentilerine uyum sağlamak için geliştirilmiş bir uyum maskesidir. İçinde bulunduğumuz çağda, pornografinin erişilebirliğinin de etkisiyle cinsel performans, sahte benliğin en görünür sahnelerinden biri halindedir. Ve sahte benlikle kurulan cinsel deneyim, ne kadar "zevkli" olursa olsun boşluk, aidiyetsizlik ve bir süre sonra öz değersizlik, tiksinti (İrritasyon) getirir.


Eskortların, porno yıldızlarının son 10 yılda artan intihar oranları öz değersizlik, kendinden nefret ve kendine yönelik irritasyon hissinin artışındadır. After The Porn belgeselinde yer alan dünyaca ünlü aktristlerin tamamı intihara teşebbüs etmiştir. Ve bu insani çerçeveden bakıldığında oldukça üzücü, hatta sarsıcı bir gerçekliktir (İnsan olabilenler için).


Performans ile Yakınlık arasındaki farklar aşağıdaki gibidir;

  • Performansta birey kendini dışarıdan izler. Rol yapar. Yakınlıkta kendisiyle ve deneyimiyle bir aradadır. Doğallığıyla zevk ve haz yaşar.

  • Performansta amacı etkilemektir. Yakınlıkta amacı anı yaşamaktır.

  • Performansta sonuç, yakınlıkta süreç önemlidir.

  • Performanstan sonra yalnızlık ve değersizlik hissedilir. Yakınlıkta değerli, doyumlu ve dolayısıyla mutlu

"Cinsel performans, iki yabancının aynı sahnede birbirinden habersiz rol yapmasıdır. İki partnerin biribirini ve kendilerini yaşaması performans ile mümkün değildir. Mutluluk, haz ve doyum da…" Cemal M. Bulut’un Cinsel Terapi Notlarından 🙂

Kontrol ve Teslimiyet Dinamiği

Cinsellikte kontrol ve teslimiyet dinamiği, çok sık yanlış anlaşılan bir alandır.


Sevgili dostlar her cinsel deneyimde bir güç dinamiği vardır. Bu kaçınılmazdır. Önemli olan, bu dinamiğin bilinçli işlemesidir.


Psikolojik olarak, kontrol ihtiyacı çoğunlukla kaygıdan beslenir. “Eğer kontrolü bırakırsam ne olur?” sorusu, cinsel alanda deneyimin her anını planlayarak yaşamaya, kendiliğindenliğe alan açmakta zorlanmaya neden olur. Ayrıca deneyim sırasında sürekli partneri izlemeye ve kendi deneyimine odaklanamamaya, dolayısıyla zevkten mahrum kalmaya neden olur. Ve yine tüm bunlar bir süre sonra zevk verecek olmakla rahat, zevk alacak olmakla rahatsız hissetmeye (ya da tam tersi) neden olur.


Teslimiyet ise güvenlik gerektirir. Gerçek teslimiyet bedeni, duyguları ve deneyimi tam olarak güvenli bir ilişki zemini kurulmuşsa mümkündür. Güvenlik duygusu yoksa, teslimiyet gerçekleşmez. Kontrol ihtiyacı doğar.


Erich Fromm'un “Özgürlükten Kaçış” teorisi bu hususta tam karşılık buluyor bence. Fromm diyor ki; İnsan bazen özgürlüğün yarattığı kaygıdan kaçmak için kontrolü başkasına bırakır. Cinsel alanda “Özgürlükten Kaçış” teorisi, sağlıksız bir bağımlılık dinamiğine dönüşür. Oysa bilinçli, güvenli bir teslimiyet aslında özgürlük deneyimidir.


Cemal M. Bulut der ki; Kontrol, güvenli olmadığınızda tutunduğunuz şeydir. Teslimiyet, güvende olduğunuzda bıraktığınız şey.


Kaçınma ve Bastırma

Cinsellikten kaçınma ve cinsel duyguları bastırma, modern çağın en yaygın ama en az görünür psikolojik savunmalarından biridir.


Reich'ın karakter zırhı kavramına döneceğim;

Bastırma yalnızca zihinsel değildir. Bastırılan cinsel enerji bedende kalır. Kaslar gerginleşir. Nefes yüzeyselleşir. Beden, tehlikeli olarak etiketlediği duyguları tehdit olarak kaydeder. Bu tehdit algısıyla birlikte ortaya çıkan “Kaçınma” davranışları, aşağıdaki şekillerde görülür;


Cinsel isteksizlik: Fizyolojik bir neden olmaksızın kronik biçimde arzu düşüşü.

Aşırı meşguliyet: Cinsellikle yüzleşmemek ve deneyime teşebbüs etmemek için sürekli başka şeylerle meşgul olmak.

Bedensel uyuşma: Cinsel deneyim sırasında duyguların yüzeyde kalması, derinlikli hisler yaşanmaması.

İlişki içinde cinsel uzaklık: Partnere duygusal olarak yakın hissedilse bile cinsel olarak uzaklaşma, soğukluk hissedilmesi ve partneri arzulamamak.


Kaçınmanın psikolojik kökü genellikle “Savunmasızlık ve güvensizlik" gibi his ve düşüncelere dayanır.


Ve bu düşünceler, çoğu zaman erken dönem ilişki deneyimlerinde kodlanmıştır. Utandırılmak, aşağılanmak, sınırların ihlal edilmiş olması, cinsel kaçınmaya neden olan durumlardır.


Kimlik ve Cinsellik

"Ben kimim?" sorusuyla "Nasıl bir cinsel kimliğim var?" sorusu, düşünüldüğünden çok daha sık çakışır. Harmoni Cinsel Persona testini oluşturma amacımız da budur.


Erikson'ın psikososyal gelişim teorisinde kimlik oluşumu, ergenlik döneminin merkezindeki parçadır. Ve cinsellik bu dönemde kimliğin ayrılmaz dinamiği haline gelecektir. Ama bu oluşum, sağlıklı bir zeminle desteklenmezse (utanç, baskı ya da yanlış modeller üzerinden şekillenirse) yetişkinlikte derin çatışmalara ve sorunlara yol açar.


Cinsel kimlik, yalnızca yönelimi kapsamaz sevgili dostlar. Çok daha geniş bir alanı içerir. Cinsel bir varlık olarak bireyin kendini nasıl gördüğü, arzuya ilişkin inançları, cinsel yaşama yönelik taşıdığı değer yargıları ve bu yargıların kaynakları, cinselliği kendinin bir parçası olarak deneyimleyip deneyimlemediği gibi tüm dinamikler cinsel kimliği oluşturur.


Cinselliğin gerçek benlikle bir uyumu olup olmadığı , yoksa sahte benliğin bir performansı mı olduğu çoğu insanın hayatında gündeme gelmez. Ve bu bireyin kendine ve cinsel kimliğine yabancılaşmaya zemin hazırlayan unsurların başında gelir.


Unutmayınız ki sevgili dostlar; Persona, topluma sunduğumuz maskedir (Jung). Cinsel persona ise cinsel yaşamımızda sunduğumuz maskedir.


Tutkulu, özgür, çekingen, rahat… Bu etiketlerin hangisi gerçekten sizsiniz, hangisi zamanla cinsel kimliğinize yapışan etiket? Cinsel kimliğiniz, keşfedilmeyi bekleyen benliğinizin en çıplak halidir.


Bedenlere Özgürlük

Bu yazı boyunca yine çok fazla katman açtık değil mi?

Size bir yazı hazırlarken 50 tane sekme açmayacağımı asla garanti etmeyeceğim. Neyse? Beğenmeyen minnoş gözlerini gezdirmesin.


Değindiğimiz konular; Utanç, kontrol, kaçınma, performans, benlik, kimlik. Bunların tamamı, cinselliğin ne kadar çok boyutlu ve ne kadar çok yük taşıdığının göstergesi değil mi sizce de?


Şimdi asıl soruyu soruyorum:

Tüm bu katmanların altında, yüklerin olmadığı bir cinsellik var mı? Performanssız, onay beklemeksizin, rol yapmaksızın, hem duygusal hem de tensel olarak gerçek bir temas mümkün mü?

Cevap: Evet.


Rogers'ın “Koşulsuz Kabul” kavramını cinselliğe taşıyıp makalesine aktaran Amerikalı Psikolog Sarah Stanley’in, Psychology Today internet sitesindeki yazısından bir kesit taşıyacağım;

“Hem kendinizi hem de partnerinizi olduğu gibi kabul etmek. Mükemmel olmadan. Performans sergilemeden. Onaylanmayı beklemeden. Asıl mükemmel olan bu. Gerçek doruk noktası. Gerisi hayal kırıklığı yaratacak basit heyecanlar.”


Sevgiliniz sizi en çıplak ve en gerçek haliyle koşulsuz kabul ettiğinde (beğendiğinde, arzu ettiğinde, sevdiğinde) hem duygusal hem tensel teması yaşayacaksınız demektir. Cinselliğinizle ilişkinizde de kendinize bir arkadaşa davranır gibi davrandığınızda, kusurlarınıza, çelişkilerinize, belirsizliklerinize nezaketle yaklaştığınızda da doyuma ulaşacaksınız demektir...


Özgür cinselliğin işaretleri şunlardır:

  • Cinsel deneyimin ardından kendinizi kendinize ve partnerinize daha yakın hissetmek.

  • Partnerinizle ya da kendinizle maskesiz ve rolsüz ilişki kurmuş hissetmek.

  • Deneyim sırasında kendi bedeninizi kaygısız şekilde hissetmek.

  • Sonuçtan değil, süreçten beslenmek.

  • İhtiyacınızı, isteğinizi ve sınırınızı dile getirebildiğinizde rahatlamış hissetmek.


Bu işaretler "olması gerekenler listesi” değil. Doyumlu cinselliğin pusulası sevgili dostlar. Hepsine her seferinde ulaşmak zorunda değiliz. Ama bu yönde yürümek, her defasında cinsel hayatın mutluluğunu yaşamamıza neden olacaktır.



Maske Düşünce

Bu yazıyı, cinsel özgürlük manifestosu olarak yazmadım. Bu yazıyı yazdım çünkü cinsellik okuduğunuz tüm katmanlarıyla insanın kendini yeniden tanıyabileceği alanlardan biridir. Ve çoğu insan bu alana ya utançla ya performansla ya da tamamen kaçınarak yaklaşıyor. Bu nedenle insanların ağzından "Türkiye cinsel açlığın Afrikasıdır." sözlerini duyarız. Bu yönüyle de toplumsal olarak cinselliğin tabu ve baskı unsurlarıyla da aksi mümkün değildir. Yani bizler cinsel açlığın Afrikası olmaya devam edeceğiz dostlar.


Toplumumuz yetmezmiş gibi, tüketim çağı, cinselliği bir ürüne dönüştürdü. Filtreledi. Standartlaştırdı. Ve milyonlarca insanın kendi cinselliğiyle yabancılaşmasına zemin hazırladı. Ama cinsellik performansla inşa edilemez. Beğeni toplamaz. Sahne ışıklarında oynanır gibi cinsellik yaşanmaz.


Cinsellik ancak kendinizle ve partnerinizle dürüst olduğunuzda ve karşınızdaki insanı bir araç değil bir insan olarak gördüğünüzde yaşamaya değer bir şey olur.


Ve o değer aşkla süslendiğinde, partnerinizin teni, onun kokusu, onun sevgisi, tüm sahne ışıklarından çok daha etkileyici ve büyüleyicidir.


Okuduğunuz için teşekkürler.

Bir sonraki yazımıza kadar sevgiyle kalın lütfen.

Cemal M. Bulut

Yorumlar


iletişim
e-posta: harmoni@harmonikulup.com
whatsapp: 05302636896

© 2035, Harmoni Kulüp

bottom of page